|
MÜMİN
İÇİN HER OLAYDA HAYIR VARDIR -2-
İnsan
karşılaştığı olayları kendi mantık örgüsüne göre iyi veya kötü olarak
bir sınıflandırmaya tabi tutar. Böyle bir ayrımı yaparlarken kendi
çevresinden gördüğü alışkanlıkları ve bulunduğu toplumun örf ve
geleneklerini esas alır. Eğer dinden uzak bir anlayışa sahip ise
olayların hayırlı yönlerini aramak yerine, şikayetçi, memnuniyetsiz
ve sızlanan bir ahlak gösterir. Hele ki olumsuz olarak görülen olayların
şiddeti artarsa, tavırlarındaki negatiflik de buna bağlı olarak
artar. Hatta kendini kaybetme, sinirlenip kendisine olduğu kadar
çevresindekilere de zarar verme aşamasına kadar gelebilir. Oysa
kabul etse de etmese de her şey Allah'ın belirlediği kader doğrultusunda
gelişmektedir. Allah Kuran'da "Hiç şüphesiz, biz her
şeyi kader ile yarattık." (Kamer Suresi, 49)
diye buyurmaktadır.
Müminler ise olumsuz gibi görünen olaylarla karşılaştıklarında,
"Hayırdır inşallah", "en hayırlısı ne ise o olur",
"Rabbim bunu bir hikmet üzerine yaratmıştır, mutlaka bir hayır
vardır" gibi gönülden Allah'a teslim olmuş bir üslup kullanırlar.
Zira Allah'ın dünya hayatında yarattığı zorlukların birer imtihan
olduğunu; salih müslümanlar ile "kalplerinde hastalık bulunan"
ve samimi olarak iman etmeyen kişilerin ayrılması için özel olarak
yaratıldığını bilirler.
Allah müslümanların imanlarını mutlaka deneyeceğini, doğru yolda
olanlarla olmayanları, sabredenlerle sebredemeyenleri birbirinden
mutlaka ayırt edeceğini Al-i İmran Suresi'nin 142. ayetinde bildirmektedir.
İnsanın bir an bile bu gerçekten gaflet içerisinde yaşaması olamaz.
Bunu anladığında hiçbir şekilde vakit kaybetmeden hemen Allah'ı
anması ve şeytanın etkisinden kurtulması gerekir. Aksi takdirde,
yani olayların hayır yönlerini görmeye çalışmakta gafil kalırsa
üzüntüsü, endişesi, tedirginliği sürekli olarak devam eder. Eğer
vazgeçerse de rahatlar, üzerinden ağır bir yük kalkar, neşesi artar
ve huzur bulur.
Bununla birlikte gerçek bir tevekkül ve kadere iman hiçbir şekilde
taklid edilemez. Bu teslimiyet, insanın yalnızca kalbinde yaşayabileceği
bir konudur. Böyle olduğu sürece ruhu mutmain olmaktadır. Eğer biraz
olsun tevekkül etmekte kusurlu davranırsa, bu hem yüzüne, hem ses
tonuna, hem de tavırlarına hemen aksedecektir.
Allah Kuran'da insanları "aceleci" olarak yarattığını
bildirmektedir. Bu nedenle de insan olayların her zaman istediği
gibi gelişmesini ister ve sonuçlarını hemen görebilmek için çok
aceleci davranır. Oysa aceleci, ısrarcı ve inatçı olmak değil, mütevekkil,
itidalli ve güzel ahlaklı bir tavır içerisinde olmak mümine yakışmaktadır.
Çünkü Kuran'da bildirildiği gibi belki de hayır olarak addettiği
bir olay kendisi için hayır olmayabilir yada şer olarak gördüğü
bir olay da kendisi için büyük hayırlar olabilir.
Allah İsra Suresi 11. Ayetinde ; "İnsan hayra dua ettiği
gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan pek acelecidir." demektedir.
Örneğin bir insan maddi imkanlarının artmasını şiddetle isteyip
bunun için gece gündüz çalıştığı halde bir türlü istediği maddi
zenginliğe ulaşamayabilir. İşte bu durumu aleyhine değerlendiren
yanılır. Oysa maddi zenginliğe ulaşması gecikiyorsa bunu takdir
eden Allah'tır ve bunda da büyük hayırlar vardır. Belki de belirli
bir manevi olgunluğa ulaşmadan elde edeceği zenginlik kendisini
Allah yolundan saptıracak, şeytanın tuzağına düşürecektir. Yada
böyle bir takdirin ardında yakın zamanda görebileceği veya ancak
ahirette kavrayabileceği pek çok hayır gizlenmiş olabilir. Önemli
olan insanın herşeyin Allah'ın takdiri olduğunu hiçbir an unutmaması
ve hikmetleri görebilmeye çalışmasıdır.
Müminler ayetlerde bildirilen bu gerçekleri bildikleri için kötü
gibi görünen bir olayı ya da zorluk anını, samimiyetlerini, Rablerine
olan bağlılıklarını ve tevekküllerini göstermek için güzel bir fırsat
olarak değerlendirirler. Dünyada hem zorluklarla, hem de nimetlerle
denendiklerini asla akıllarından çıkarmazlar. Bu güzel ahlaklarının
ve teslimiyetlerinin bir sonucu olarak da Allah kötü gibi görünen
olayları ve zorlukları salih kullarının mutlaka lehine çevirir.
Ayrıca iman edenler her olayda Allah'ı zikrettikleri ve hayra yordukları
için Allah onları dünyada ve ahirette bolluk ve nimet içinde, huzurlu
ve güzel bir hayat ile yaşatmaktadır. Nahl Suresi'nin 97. Ayetinde
Allah salih müminlere şöyle vaat etmektedir; "Erkek olsun,
kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç
şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını,
yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." Elbette
ki bu, Allah'ın yalnızca halis kullarına olan bir lütfudur.
|