|
HAYIRLARDA
İTTİFAK ETMEK
Günümüz toplumlarına şöyle bir göz attığımızda dinin yaşanmamasından
ve dolayısıyla toplumdaki bireylerin kötü ahlaklı olmasından kaynaklanan
adaletsizlik, yoksulluk ve sefalet gibi problemlerin var olduğunu
görüyoruz. Ne yazık ki bu problemlere kalıcı çözümler bulunamadığı
için söz konusu ülkelerdeki ahlaki çöküntü de giderek artmaktadır.
Çünkü ahiret inancı olmayan ve dolayısıyla yaptıklarının karşılığını
yalnızca dünyada alacağını düşünen, sadece kendi menfaatlerini gözeten
kişilerin ahlaksızlık, hırsızlık, dolandırıcılık yapmalarını hatta
adam öldürmelerini engelleyecek bir sebep de elbette ki yoktur.
Allah korkusu olmayan ve dinin gereklerinden tamamen uzak olan bu
gibi insanlar toplumdaki diğer kişiler için her gün büyüyen bir
tehlike oluşturmaktadırlar.
Kimsenin kimseye yardımcı olmadığı, herkesin kendi çıkarını gözettiği,
ahlaki dejenerasyonun had safhaya ulaştığı kısacası dinin yaşanmadığı
bu gibi toplumlardaki tehlikenin başka bir boyutu da kötülerin yaptıkları
gizli ve açık ittifaklarla kendi kötü ahlaklarını yaygınlaştırmak
istemeleridir. Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Gizli
ittifak kavramını toplumun genelini oluşturan kişilerin bilmeden
oluşturdukları bir ittifak türünü anlatabilmek için özellikle kullandım.
Bu kavramı şöyle de açıklayabiliriz. Dinin yaşanmadığı toplumlarda
kimi açık açık ahlaksız bir yaşam şeklini savunur ve yaşarken aynı
topluluk içindeki başka kişiler de bir nevi gizli ittifakla fuhuş,
hırsızlık ve benzeri kötülüklere farklı yollardan destek verebilmektedirler.
Yine aynı toplumdaki kimi bireylerse -ki bunlar gizli ittifakın
büyük bölümünü oluşturan kesimdir- susarak ve itiraz etmeyerek tüm
bu kötülükleri kabule hazır oldukları mesajını vermekte ve kötülükleri
örgütleyenleri bir yerde cesaretlendirmektedirler.
İşte bu nedenle toplumda kargaşa çıkaran kişilerin cesaretlerinin
kırılması ve dolayısıyla başarısız olmaları için iyi olan kişilerin
ittifak içinde olması, birlik olup kötülüklere karşı koyması son
derece önemlidir.
Bunun öneminin tam olarak anlaşılabilmesi için kötülüklerin yaygınlaştırmak
maksadıyla biraraya gelen kişilerin ruh hallerinin de incelenmesi
gerekmektedir. Söz konusu kişiler gerçekte kendi içlerinde çekişen
ancak dine, Kuran ahlakına karşıt bir hareket olduğunda tereddütsüz
biraraya gelerek saldırganlaşabilen kişilerdir. Din düşmanlığında
kendilerine sınır tanımayan bu insanların tek bir korkuları vardır,
o da ehl-i hakikatin yani iman etmiş kişilerin biraraya gelmesidir.
Bundan şiddetle korkmakta ve paniğe kapılmaktadırlar. Çünkü akıl
ve vicdan sahibi, dürüst ve sadece Allah'tan korkan insanların zulümlere
ve kötülüklere son verecek insanlar olduklarından onlar da haberdardırlar.
Allah'a güvenip dayanan bir insanın tek başına bile ne kadar etkili
olduğunu, her zaman kötülükleri deşifre edeceğini, zulme asla razı
olmayacağını, daima iyilerin ve doğrunun yanında olacağını onlar
da bilmektedir. Tüm iyi insanların biraraya gelerek kötülüklere
karşı bir ittifak oluşturması ise onlar için son derece korkutucudur.
Çünkü tarihe bir göz attığımızda müminlerin kurdukları hayır ittifaklarıyla
her zaman başarıya ulaştıklarını görürüz.
Kuran'da bahsedilen müslümanların tümü toplumun iyiliği için ittifaklar
oluşturmuşlardır. Örneğin tarihteki tüm peygamberler ve salih müslümanlar
bulundukları toplumları daima uyarmış ve kötülükleri deşifre etmişlerdir.
Tarih boyunca peygamberlerin yolunu izleyen diğer müslümanlar da
aynı görevle yola çıkmışlardır. Yakın tarihimizde bunun en güzel
örneklerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursi de, haklı mücadelesinde
insanları iyiliğe, doğruya ve Allah'ın yoluna davet etmiştir.
Müslümanların
ehl-i dalaletin önüne geçebilecek, adaletsizliklere son verecek
insanlar olduğunu bilen Bediüzzaman, pek çok kere kötülerin ittifakına
karşı müslümanların daima birarada olması gerektiğini söylemiştir.
Çekişmelerden uzak, sadece Allah'ın rızasını kazanmayı hedefleyen,
ihlas sahibi müslümanlar olmaları üzerinde çokça durmuş, "İnkar
edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize
yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük
bir bozgunculuk (fesat) olur." (Enfal Suresi, 73) ayeti gereği,
müminlerin hakka hizmet konusunda fedakarane ve ihlaslı bir çalışma
içinde olmaları gerektiğini hatırlatmıştır. Üstad'ın aşağıda yer
alan değerli sözleri, inananların birlik ve beraberlik içinde
davranmalarına güzel bir örnektir:
"Ey
ehl-i hakikat ve tarîkat! Hakka hizmet, büyük ve ağır bir defineyi
taşımak ve muhafaza etmek gibidir. O defineyi omuzunda taşıyanlara
ne kadar kuvvetli eller yardıma koşsalar daha ziyade sevinir,
memnun olurlar. Kıskanmak şöyle dursun, gayet samimî bir muhabbetle
o gelenlerin kendilerinden daha ziyade olan kuvvetlerini ve daha
ziyade tesirlerini ve yardımlarını müftehirane alkışlamak lâzım
gelirken, nedendir ki rekabetkârane o hakikî kardeşlere ve fedakâr
yardımcılara bakılıyor ve o hal ile ihlas kaçıyor. Vazifenizde
müttehem olup, ehl-i dalaletin nazarında, sizden ve sizin mesleğinizden
yüz derece aşağı olan, din ile dünyayı kazanmak ve ilm-i hakikatla
maişeti temin etmek, tama' ve hırs yolunda rekabet etmek gibi
müdhiş ittihamlara maruz kalıyorsunuz. Bu marazın çare-i yegânesi:
Nefsini ittiham etmek ve nefsine değil, daima karşısındaki meslekdaşına
tarafdar olmak…" (Lemalar, sf. 157-158)
Bediüzzaman'ın
da söylediği gibi Hak yolunda hizmet etmek omuzlarda taşınan bir
hazine kadar değerlidir. Korunması son derece önemlidir. En güzel
koruma da müslümanların hizmetlerinde birbirlerine destek olmaları,
birbirlerinin eksiklerini görmeden aksine birbirlerini tamamlayarak,
fedakarane ve ihlasla çalışmaları ile olacaktır. Kıskanmak veya
rakip olmak bu haklı hizmette yer almaması gereken kavramlardır.
Her müslümanın yardımı küçük veya büyük olsun son derece önemlidir.
Bunların tümü hep hatırda tutulması gereken, müminlerin hayır ittifakının
gücünü artıracak hikmetli tavsiyelerdir.
|