HATALAR TEVBELERLE TELAFİ EDİLİR

Dünya, insanların denenmesi için Allah tarafından yaratılmış bir mekandır. Yeryüzünde bulunuş amacı "denenmek" olan insan ise, belirli acizliklere sahip olarak var edilmiştir. Bedeni acizliklerinin yanısıra unutkan, duygusal, zayıf ve kolayca yanılgıya düşebilen bir varlık olması, insanın bu acizliğinin en açık delillerindendir. İnsanın sözkonusu acizlikleri nedeniyle yaptığı hatalar kimi zaman içine düştüğü yanılgılardan dönmesine, kimi zaman da ilim ve bilgisinin artmasına vesile olur. Mümin kulları için her olayda büyük hayırlar yaratan Allah, bu vesile ile de insanın hidayetinin, Kendisi'ne olan yakinin artmasını nasip eder.

İnsan, dünya hayatında yaşadığı denemeler esnasında pek çok hata yapabilir, bilmediği konularda yanılabilir, yanlış kararlar verebilir. Bu, son derece doğal bir şeydir. Asıl önemli olan ise, insanın bu hatalarını telafi etmesidir. Bilgi sahibi olduktan, doğrunun ne olduğunun farkına varıp, nasıl davranması gerektiğinden haberdar olduktan sonra aynı hataları tekrarlamamasıdır.

Mehmet Zahit Kotku'nun da ifade ettiği gibi "... hatalar, günahlar, kusurlar da, tevbeler ile telafi edilir." Önemli olan kesin bir tevbe ile tevbe etmektir. Tevbe kapısı herkes için daima açıktır. Bir kimse samimi olarak hatalarından vazgeçmişse bu yeterlidir. İşte bu doğru bakış açısıyla düşünüldüğünde hatalar, kişinin daha mükemmelleşmesine, kendini arındırmak için daha ciddi bir çaba içine girmesine, Allah'tan bağışlanma dileyip cenneti daha fazla istemesine ve cehennemden de daha şiddetle sakınmasına bir vesile dir.

Bu durumda yapılan yanlışlara hayıflanmanın, bunlardan sıkıntı duyup, bunlarla meşgul olmanın son derece büyük bir yanılgı ve zaman kaybı olacağı açıktır. Böyle bir yanılgıya düşmek yerine insanın hatalarını düzeltip, davranışlarını ıslah etmesi, geçmişini telafi edecek bir çaba içinde olması kendisine çok daha fazla fayda getirecektir.

Kuran'da kişinin cehalet sonucu -ancak kasıt gözetmeden- bir hata yaptığında Allah'a sığınarak bir daha yapmamak üzere bundan tevbe etmesinin yeterli olacağı haber verilmektedir. Bu bakımdan önemli olan Allah'ın emirlerini öğrendikten sonra, bile bile bunlara karşı gelmemek, hatalarda ısrarcı bir tutum izlememektir.

İnsan unutkandır, ancak çaba gösterdiği takdirde bunu aşabilecek bir kapasiteye de sahiptir. Bencillik, cimrilik, yalan söylemek gibi kötü ahlak özellikleri de insanın nefsinde vardır. Ancak Allah insana bunlardan kurtulabileceği bir iradede vermiştir ve insan iradasini kullanarak tüm bunlardan kurtulabilir. Örneğin bir insan çok zor durumda kaldığı bir anda dürüst olması gereken bir kişiye kendini kurtarmak için yalan söylemiş olabilir. Bu, elbette bir hatadır ancak önemli olan insanın bu hatasını fark edip tevbe etmesi ve bu tavrı bir daha tekrarlamamasıdır. Bir insan eğer Allah'tan -dolayısıyla O'nun sınırlarını aşmaktan- korkuyorsa ve kendisine doğrular gösterildikten sonra, tevbe ederek hatalarını geciktirmeden düzeltebiliyorsa ve bir daha tekrarlamamak için gayret ediyorsa, işte bu kişi günahlarının Allah katında affedileceğini, tevbelerinin kabul edileceğini umabilir.

Bir insanın yaptığı hataların karşılığı olan hükmü verecek yalnızca Allah'tır. Yapılan hatanın derdine düşerek, sürekli onu düşünmek, "nasıl yaptım, neden yaptım, keşke yapmasaydım, şöyle olsaydı daha iyi olurdu" gibi kuruntulara kapılmak şeytanın insanı kandırmasından başka bir şey değildir. Allah sonsuz adalet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir. Samimi yapılan tevbenin Allah tarafından kabul edileceği Kuran'daki pek çok ayette haber verilmektedir. Aksi bir düşünceye kapılmak şeytandandır. Şeytan insanın tevbe ederek Rabbine yönelmesini istemez. Bediüzzaman Said Nursi şeytanın neden insanların tevbe etmesine engel olduğunu, bunun insana nasıl zarar vereceğini şöyle anlatmaktadır:

"Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir, ta ki istiğfar ve istiaze (Allah'a sığınma) yolunu kapasın. Hem nefs-i insinayenin enaniyetini tahrik edip, ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin…

… Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur." (Lem'alar, s.83-84)

Yapılan hatayı ya da işlenen bir günahı ört bas etmeye çalışmak Bediüzzaman'ın da dikkat çektiği gibi çok daha büyük sorunlar ortaya çıkaracaktır. Bu nedenle hata yapan bir kişinin öncelikle Allah'ın herşeyden haberdar olduğunu, gizlinin gizlisini bildiğini unutmaması gerekir. Cenab-ı Hak bir insanın o an yaptığını, daha önce yaptıklarını, gelecekte yapacaklarını, aklından geçenleri kısacası herşeyi bilir. Hiçbir şey O'ndan gizli kalamaz. İnsan dünyada işlediği bir suçu çeşitli yollarla gizleyebilir, insanlardan günahlarını saklayabilir, gerçekte türlü kötülükler yaparken kendini çok iyi bir insan olarak gösterebilir. Bir hayırsever gibi davranabilir. Bunlarla insanları kandırabilir ancak yaptıklarını herşeyi gören ve işiten Allah'tan saklayamaz. Bu yüzden bir insan her ne hata yapılmış olursa olsun dünyada tevbe edip Allah'ın istediği gibi bir yaşam sürmesi kendisi için fayda verecektir. Önemli olan bunu bir an önce yapması ve bir daha aynı hataya kapılmamasıdır.

İşte bu doğru mantıkla düşünüldüğünde geçmişteki hatalar insanları daima daha iyiye ve gerçek doğruya götürecek; şer gibi görünen bir olay Allah'a teslim olmuş insan için hayırlara vesile olacaktır.

              51-100