HATALARDAN
SAMİMİYETLE VAZGEÇMEK
Allah'a iman eden her insan temelinde güçlü bir Allah korkusuna
sahiptir. Allah korkusu insanın samimi olarak Rabbine yönelmesi
için en önemli vesilelerden biridir. Kuran'da samimiyetin sadece
Allah'ın rızasını kazanmak uğruna yaşayan inananlarca, çok yoğun
bir Allah korkusuyla yaşandığı anlatılır. Allah'tan içi titreyerek
korku duyan mümin, bir gün tüm yapıp ettiklerinden hesap vereceğini
asla aklından çıkarmaz. Dünyadaki varoluş amacını unutmadan hareket
eder, kulluğunun gereklerini tam olarak yerine getirmek için elinden
gelen çabayı gösterir. İşte bu çabasında onu her zaman şevk ve heyecan
içinde tutan, Allah korkusudur.
Samimiyetin en önemli belirtisi müminin kendisini Allah korkusuyla
Rabbine yöneltmesidir. Çünkü imanını Allah korkusu üzerine kuran
mümin, kendisine en sağlam yolu edinmiştir. Bu yolunun en hayırlı
seçim olduğunu Allah ayetinde şöyle bildirir:
"Binasının
temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır,
yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla
birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi?
Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez." (Tevbe Suresi,
109)
Ayette
de belirtildiği gibi binasının temeli Allah korkusu ve hoşnutluğu
üzerine kurulu olan kimse, yaşamının her anında Allah'ın razı olacağı
en güzel tavrı göstermek için gayret eder. Gösterdiği bu çaba içinde
zaman zaman hataları ve kusurları da ortaya çıkar. Tüm bu hatalar
mümin için Allah'a yakınlık vesilesi olur. Hatalarından dolayı asla
ye'se düşmez, ümitsizliğe kapılmaz. Bu hatalar onun güzel ahlakını
geliştirmek için gösterdiği çabayı yavaşlatmaz. Kuran ayetlerini
titizlikle uygulamak için gayret eden mümin, insanın çok aciz olduğunu,
hata yapmanın çok doğal olduğunu, bunun Allah'a daha çok yakınlaşmak
için bir yol olduğunu bilir. Bu nedenle de önemli olan hata yaptıktan
sonra Allah korkusunun gücüyle samimi olarak tevbe etmek ve içtenlikle
bağışlanma dilemektir.
İnsan zayıf olarak yaratıldığı için unutabilir, yanılabilir, eksikliği,
kusuru ve zaafları olabilir. Bir sözünde, tavrında büyük ya da küçük
çok çeşitli hataları ortaya çıkabilir. İşte burada önemli olan şey
yapılan hatadan kesin olarak pişmanlık duymak, gereken dersi alarak,
bir daha aynı şeyi tekrarlamamaya Allah'ın izniyle kararlı olmaktır.
Her insan ömrü boyunca mutlaka hata yapar, zaten hatasız olma iddiasında
bulunmak çok yanlış olur. Çünkü insanın dünyada bulunuşunun sebebi
Rabbi tarafından denemeye tabi tutulması, iyiyi kötüden ayırt etmeyi
öğrenmesi ve kendisini bu doğrultuda eğitmesidir. Bu nedenle mümin
için hata yapmak yaratılışının bir gereğidir. Mümin hata yaptığında
içtenlikle Allah'a yönelerek tevbe eder ve kendisinin Rabbi karşısında
ne kadar aciz bir kul olduğunu, Allah'ın yüceliğini, merhametini
ve şefkatini tefekkür eder.
Samimiyet ve dürüstlük takva sahibi bir müminin en belirgin özelliklerindendir.
Samimiyet kişinin Allah katındaki en önemli özelliklerindendir.
Samimiyette kişinin hem dünyasını hem de ahiretini güzelleştiren
binlerce sır saklıdır. Çünkü önemli olan kişinin nerede ne yaptığı
değil, hangi niyetle yaptığıdır. İşte bu nedenle Allah Kuran'da,
kişinin yaptığı hata ne olursa olsun samimi olarak pişmanlık duyup
tevbe ettiği ve davranışlarını düzelttiği taktirde bağışlayıcı olduğunu
bildirmiştir.
Yaptıklarında bile bile ısrar etmeyen, pişmanlıkla Rabbine yönelen
müminlerin tevbesini kabul edeceğini Allah ayetinde şöyle bildirir.
Ve
çirkin bir hayasızlık işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri
zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma
isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir
de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
(Al-i İmran Suresi, 135)
Ayette
de bildirildiği gibi önemli olan insanın samimiyeti ve hatalarında
bile bile ısrar etmemesidir. Bir hatanın bilerek ve kasıtla yapılması
ile cahillik sonucu yapılması birbirinden farklıdır. Ancak insanların
hataya karşı bakış açısı genelde bu şekilde değildir. Her toplumun
kendine ait değer yargıları olduğu için, yapılan hatalar da bunlara
göre değerlendirilir. Kişi çok şiddetli bir pişmanlık yaşasa dahi,
eğer toplum genelindeki genel kanı bu kişinin hatalı olduğu yönündeyse
oluşan önyargıyı engellemek mümkün değildir. Bu nedenle de insanlar
ömürleri boyunca yaptıkları hatanın izini taşırlar. Hatalarını düzeltseler,
ahlaklarını tamamen değiştirseler bile aslıında bunun toplum gözünde
telafisinin asla mümkün olmadığını bilirler. Bu nedenle de hiçbir
zaman samimiyetin bazı şeyleri değiştiremeyeceğine inanmaya başlarlar.
Çoğu kişi sırf bu yüzden samimiyetten ve dürüstlükten mahrum bir
hayatı tercih eder.
Oysa bu yanlış mantık dini tanımayan, Allah'ın merhametinin habersiz,
hoşgürüyü ve affetmeyi öğrenememiş insanların değerlendiriş şeklidir.
Çünkü dinde böyle bir mantığa yer yoktur. Kişi hangi hatayı işlerse
işlesin samimi davrandıktan sonra, kimsenin onu eski yaptıklarıyla
yargılaması ve bunu zaman zaman dinden uzak insanlarda olduğu gibi
yüzüne vurması mümkün değildir. Hatta samimiyetinden ve hatasını
kabul ederek dürüstçe davranmasından ötürü bütün müminlerin sevgisiyle
karşılık bulur. Öte yandan sadece Allah'tan korkan mümin için kimin
ne düşündüğü değil, Allah'ın kendisinden razı olup olmadığı önemlidir.
Dürüstlükle yaşamanın tek karşılığını Allah'tan bekleyen mümin hatasında
da tutumunu değiştirmez. Her işinde olduğu gibi, sadece Rabbinden
bağışlanma dileyerek ve davranışlarını düzeltir, Allah'ın rızasını
kazanma yolunda ciddi bir çabayla hayatına devam eder. Çünkü hataları
bağışlayacak ve kusurları giderecek olan yalnızca Allah'tır. Bunun
için unutulmaması gereken tek şey de Allah'a karşı her zaman samimi
ve dürüst olmaktır. İnsanın gerçek samimiyet ve dürüstlükle bağlanması
gereken yalnızca Allah'tır. Dünyada ve ahirette en güzel yaşam Allah'a
gönülden teslim olarak samimi ve dürüst davranmaktan geçer.
|