|
KÜÇÜK
GİBİ GÖRÜNEN HATALAR,
GERÇEKTE ÇOK BÜYÜK BELALARIN HABERCİSİ OLABİLİR
Cahiliyede
yerleşmiş olan bir inanca göre günahların büyükleri, küçükleri,
hataların önemlileri ya da önemsizleri vardır. İnsanlar bunları
kendi toplumlarında hakim olan mantığa göre önem sırasına koyarlar.
Örneğin bu mantığa göre; alaycılık, insanlara kötü lakaplar takmak,
insanlar hakkında hiçbir bilgisi olmadan konuşmak, kusurlarını araştırmak,
hakkında dedikodu yapmak gibi konular toplum içinde çok sıradan,
hatta sırf eğlence olsun diye yapılan kabul görmüş tavır bozukluklarıdır.
Yine kişiler ya da topluluklar hakkında yalan haber yaymak, fitne
çıkarmak, bozgunculuk yapmak, iftira atmak, bunları hiçbir araştırma
yapmadan insanlar arasında yaygınlaştırmak da toplum içinde çok
makul karşılanabilir.
Hiç kimse bu ahlak anlayışlarının Allah katında kendilerini nasıl
bir duruma düşüreceğini merak etmez. Onlara göre harama girmek sadece
birkaç konu ile sınırlıdır. Bunun dışında eğlenmek için yapılan
şeylerin, renk olsun diye söylenen sözlerin ve buna benzer hareketlerin
hiçbir mahsuru yoktur. Bu insanlar müslümanca düşünmeye alışmadıkları
ve Allah'ın istediği gibi yaşamayı istemedikleri için yaptıklarının
kendilerini hangi noktaya götüreceğinden de gafildirler. Oysa insanların
kendi mantıklarına göre küçük ya da önemsiz gibi gördükleri birçok
konu, Allah katında son derece önemli olabilir. Bu nedenle insanların,
hayatlarını şekillendiren kuralların ne olduğunu Kuran'dan öğrenmeleri
gereklidir. Aksi takdirde 'birşey olmaz' mantığıyla yapmakta devam
ettikleri birçok şey, onların ruhunda derin yaralar açar. İçlerinde
büyüyen bir yaratık gibi onların ruhunu içten içe kemirir. Anlayışlarını,
vicdanlarını, akıllarının işleyişini felce uğratır. Küçük gibi görünen
bir zaaf tüm bunların kontrolünün elinden çıkmasına neden olur.
Büyük İslam alimi Mehmet Zahid Kotku da insanların önemsiz gibi
gördükleri bazı ahlaki zaaflarının, onları içten içe kemirip, sonra
bir anda öldüren mikroplara benzediğini ifade etmiştir:
"Ufacık
bir kıvılcımdan çıkan yangınların çok büyük felaketlere sebep
olduğu aşikardır. Yine bir gemide açılan ufacık bir delik, bir
gedik, bakarsınız ki, kısa bir müddet sonra kocaman bir geminin
batmasına sebep olmuştur. Bu sebepten günahlar ne kadar ufak da
olsa, yapacağı tahribat yangının ve batan geminin tahribatından
çok daha fazladır... Günahların tahribatı iman üzerindedir. Mikroplar
gibi evvela zayıflatır, sonra da öldürür."
Ancak
din, cahiliye insanın hayatına sadece belli zamanlarda ve belli
konularda girer. Bunun dışında kalan konularda, insanlar hayatlarını
diledikleri gibi yaşamakta kendilerini özgür hissederler. Allah'ın
din aracılığıyla insanların tüm hayatlarını düzene soktuğunu bilmezler.
Bir kısmı Kuran'la bunların tarif edilmekte olduğundan dahi habersizdir.
Oysa dünya üzerindeki irili ufaklı her konuda ve her ortamda dinin
sunduğu güzel ahlakın tam olarak yaşanması gerekir. Allah dünyayı
bu kanun üzerine kurmuştur. Buna uyulmadığı takdirde gerek insanlar
gerekse dünya mutlaka büyük bir dejenerasyona ve bozulmaya doğru
gider. Allah, hak olana uyulmadığı takdirde kainatta meydana gelecek
olan bu bozulmayı şu şekilde haber vermektedir:
"Eğer
hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız,
gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya
uğrardı..." (Mü'minun Suresi, 71)
Ancak
cahiliye toplumu insanları, tüm bu gerçeklerden gafil bir şekilde,
Allah'ın hoşnut olmayacağı ahlakı göstermekte hiçbir sakınca görmezler.
Örneğin Allah insanlara yapmayacakları şeyleri söylememelerini,
bunun Kendi katında gittikçe büyüyen bir suç olduğunu bildirmektedir.
"Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında bir gazab
(konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti)."
(Saff Suresi, 3) Ancak dinin yaşanmadığı bir toplumda günlük
yaşam içinde insanların yapmayacağı şeyleri söylemeleri sıklıkla
karşılaşılan bir durumdur. Söz verdiği halde yerine getirmemek,
bunu önemsiz bir konuymuş gibi değerlendirmek de aynı şekilde artık
alışkanlık haline getirilmiştir. Oysa Allah insanlardan, birbirlerine
verdikleri sözlere vefa göstermelerini, yapmaya güçlerinin yetmediği
şeyler için kuru vaadler vermemelerini ister. Ancak böyle bir ahlaktan
razı olacağını bildirir.
Allah hiçbir bilgisi doğru bir kaynağı olmadığı halde bir kişi hakkında
doğru olmayan beyanlarda bulunmayı yani iftira atmayı da suç olarak
adleder. İftiranın hem ortaya atılmasını hem de hiçbir delile dayanmadan,
bilgisizce ağızdan ağıza aktarılıp yaygınlaştırılmasını suç sayar.
Oysa günümüzün cahiliye toplumlarında insanlar kin besledikleri,
husumet duydukları bir kişi hakkında toplumda infial yaratacak,
onu haksız yere küçük düşürecek yalan haberler yaymakta bir sakınca
görmezler. Haksız bir saldırıya geçerek, o kişinin insani haklarını
ayaklar altına almakta vicdani bir sıkıntı duymazlar. İçlerindeki
kinlerini söndürmek, öç almak amacıyla yalan haber yayarlar. Masum
bir insanı karalamayı, toplumun gözünde küçük düşürmeyi, onuruyla
oynamayı bu kadar kolay zannederler. Oysa cahiliyenin batıl kurallarına
göre bu yöntem ne kadar kolay amacına ulaşıyormuş gibi görünse de
Allah katında durum böyle değildir. Allah katında iftira çok büyük
bir suç sayılmaktadır.
O
durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında
bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız;
oysa o Allah katında çok büyük (bir suç)tür.(Nur Suresi, 15)
Yine
dinin yaşanmadığı toplumlarda insanların dedikodusunu yapma, kişilerin
gizli yönlerini araştırma gibi konular da günlük hayatın bir parçası
gibi algılanır. Oysa Allah iman edenleri böyle bir ahlaktan kesinlikle
men etmiştir. Bunlardan birini dahi yapanın kendi ölü kardeşinin
etini yemiş gibi tiksindirici bir iş yapmış olacağını bildirmiştir.
Ey
iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır.
Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın).
Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.)
Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan
tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri
kabul edendir, çok esirgeyendir.(Hucurat Suresi, 12)
Ayrıca
Allah kadınların başka kadınlarla alay etmesini, insanların başkalarına
hoşlanmayacakları kötü lakaplar takmasını ve kişinin kendi şahsını
küçük düşürecek bir davranış içinde bulunmasını da hoş görmez.
Bunları yapanlardan tevbe etmelerini ister. Aksi takdirde bu
ahlaka sahip olanların zalimlerden olmasının kaçınılmaz olacağını
da bildirir.
"Ey
iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki
kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay
etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi
(kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir.
Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir."
(Hucurat Suresi, 11)
Görüldüğü
gibi insanların hiçbir sakınca görmeden yaşadıkları bu ahlaki dejenerasyonun
Kuran'da önemli bir yeri vardır. Ancak kalbinde Allah korkusu olmayan
yaptıklarından dolayı sorumlu olmadığını düşünen bir insan bu ahlakı
yaşamak konusunda kendisi için bir sakınca görmez. Müminler ise
ruhları gerçek manada güzelliklerden zevk alan insanlardır. Onlar
alaydan, fitneden, kötü sözden, dedikodudan şiddetle sakınırlar.
Allah'ın kendilerinden razı olacağı ahlak neyi ön görüyorsa o ahlaka
yönelirler. Onlar Allah'ın kötü gördüğünü kötü gören razı olduklarından
ise ruhen hoşlanan teslimiyetli insanlardır.
|