BEDİÜZZAMAN'IN KALEMİNDEN DİNİN GETİRDİĞİ GÜZELLİKLER VE
DİNSİZLİĞİN GETİRDİĞİ BELALAR

İİnsanın Allah'ın dinine sağlam bir kalple, kuvvetle ve kararlılıkla bağlanması için öncelikle dinini iyi tanıması ve Kuran ayetleri üzerinde derin derin düşünmesi gerekir. Aynı zamanda neden iman ettiğini, neden İslam dininin hak olduğunu ve neden mutluluğun sadece Kuran ahlakını yaşayarak mümkün olabileceğini bilmesi gerekir. Bu hem kişinin kendi ahireti için hem de başkalarına dinin tebliğini yapabilmesi için son derece önemlidir. Çünkü insan ancak kalben ve aklen tam olarak inandığı bir konuda karşısındaki kişinin vicdanında etki meydana getirebilir.

Kuran ahlakına davet ederken de bunun neden insanlar için tek alternatif olduğunun, neden insanların iman etmedikleri sürece asla mutlu olamayacaklarının, neden Kuran'ın hak kitap olduğunun delilleriyle anlatılması gerekir. İnsanlar hayatlarını neden dinin hükümlerine göre düzenlemekle sorumlu olduklarını ve neden nefislerine uymamaları gerektiğini sebepleriyle bildikleri zaman daha güçlü bir imana sahip olabilirler. Bu nedenle Kuran'ın bir çok ayeti insanları düşünmeye yöneltir. Al-i İmran suresinin 191. ayeti bunlardan biridir:

"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."

Allah iman edenleri her konuda düşünmeye ve araştırmaya yönlendirir. İnsanın vicdanıyla kabul ettiğini aklı ile desteklemesi önemlidir. Nitekim Üstad İslam dinini anlatırken insanların hem vicdanına, hem aklına, hem de mantığına hitap eder. Allah'ın varlığını binlerce delille anlatır, İslam dinini yaşamanın gerekliliğini binlerce gerekçeyle açıklar, insan nefsini gerçekçi örneklerle onlara tanıtır. Bu nedenle Risaleler her dinden ve her kültürden insanın üzerinde büyük etki yaratmıştır ve yaratmaya da devam etmektedir. Çünkü insanların kaçış noktalarının tümü kapanmış, itiraz edebilecekleri konular tesbit edilerek cevaplandırılmış ve herşey çok açık, anlaşılır, hikmetli bir anlatımla tarif edilmiştir.
Üstad'ın dinsizliğin getirdiği belaları ve dinin getirdiği güzellikleri karşılaştırdığı bir tefekkürü bu konuya bir örnektir.

"Felsefe ilmi ile Kuran ilminin insanların sosyal hayatına verdiği terbiyeler: Amma felsefe ilmi ise, sosyal hayattaki dayanak noktasını "kuvvet" kabul eder. Hedefi, "menfaat" bilir. Hayatın amacını, "mücadele" tanır. Faydayı ise, "nefsin heveslerinin tatmini ve insanların ihtiyaçlarının artırmak"tır. Halbuki kuvvetin şe'ni, tecavüzdür. Menfaatın şe'ni, her arzuya kâfi gelmediğinden üstünde boğuşmaktır. Düstur-u mücadelenin şe'ni, çarpışmaktır. İşte bu hikmettendir ki, beşerin saadeti yok olmuştur.
Amma Kuran ilminin dayanak noktası ise kuvvete bedel "hakk"ı kabul eder. Gayede menfaate bedel, "fazilet ve rıza-yı İlahî"yi kabul eder. Hayatta mücadele düsturu yerine, "yardımlaşma prensibi"ni esas tutar. Gayatı; hevesat-ı nefsaniyenin tecavüzatına sed çekip, ruhu maaliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder ve insanı kemalât-ı insaniyeye sevk edip insan eder. Hakkın şe'ni, ittifaktır. Faziletin şe'ni, tesanüddür. Yardımlaşma prensibinin şe'ni, birbirinin imdadına yetişmektir. Dinin şe'ni, uhuvvettir, incizabdır. Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemalâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe'ni, saadet-i dareyndir."

Üstad dinsizliğin temel alındığı ideolojilerde temel dayanak noktasının, kuvvet yani güçlü olanın kazanması olduğunu bildirmiştir. Gerçekten de cahiliye toplumunun hayat felsefesi, güçlü olanın güçsüzü ezerek yükselmesi temeline dayalıdır. Halbuki Üstad bunun neticesinin tecavüz olacağını bildirmiş ve bunun düşünülmesini istemiştir. Çünkü böyle bir zihniyette insan hakkı, hukuk, adalet olmaz. İnsanlar fırsat bulduklarında güçsüz gördükleri insanları ezerek, onların hakkına tecavüz ederek ve hakları olmayan bir paya zor yoluyla sahip çıkarak hayatlarına devam ederler. Bu zihniyet asırlardır dünyayı savaşlara, katilamlara, cinayetlere, açlığa ve sefalete sürüklemiştir.

Halbuki Kuran ahlakında temel nokta "hak"tır. Bu nedenle güçlü olanın değil, haklı olanın üstün tutulduğu bir sistem hakimdir. Bu da insanlar arasında tam bir adalet, hukuk ve eşitlik sağlar. Ancak en önemlisi şavaş yerine barış ve ittifak getirir. Çünkü haklı olan herkes tarafından desteklenecek ve böylece insanlar doğru olanın etrafında birleşecektir.

Üstad'ın dinsizlik için yaptığı ikinci tespit, hedefin "menfaat" olmasıdır. Dinsiz bir yaşam şeklinde her insan kendi çıkarını en fazla tatmin edebileceği imkanı elde etmek için yarışır. Bu nedenle insanlar arasında büyük tartışmalar ve rekabet yaşanır. Herkes kendi çıkarını tatmin edebilmek için bir diğerini ezmeye, dışlamaya ve güçsüzleştirmeye gayret eder. Halbuki İslamiyette hedef Allah'ın rızasını kazanmaktır. Bu ise insanlar arasında ayrılma ve çatışmalar yerine tesanüd meydana getirir. Allah'ın rızası insanların birbirini kollamasını, birbirini kendi nefsinden üstün tutmasını, fedakar ve yardımsever olmasını gerektirdiğinden, böyle bir toplumda büyük bir birliktelik ve sevgi ortamı oluşturacaktır.

Üstad'ın üçüncü tespiti ise şudur: Dinsizliğin hayat düsturu, kendi üstünlüğünü kabul ettirmek için tartışma ve kavga temeline dayalıdır. Bu ise sürekli ayrılıklar ve çarpışmalar meydana getirir. Halbuki İslam ahlakında insanlar arasında dayanışma esastır. Kuran insanlara birbirlerini ezmelerini değil, birbirlerine destek olmalarını ve her konuyu güzellikle halletmeyi emreder. Bu nedenle Kuran ahlakında çatışma değil, dayanışma esası vardır.

Bütün bunlar dinsizliğin getirdiği bela ve ayrılıklarla, Kuran ahlakının getirdiği mutluluğu, barışı ve sevgi ortamını kıyas yapabilmemiz için verilmiş olan örneklerdir. Allah'ın dinine tabi olurken tüm bunları düşünmek ve dinin getirdiği güzelliklerin farkında olmak, o insanın inancını sağlam ve kuvvetli bir temel üzerine bina etmesine vesile olacaktır.