HERKES GÜZEL AHLAKLI OLURSA - 2-

Bir önceki yazımda herkesin salih mümin ahlakında olduğunda sevgi, saygı, ve şefkatin en içten şekilde nasıl yaşanacağına ve herkesin göstereceği hassas vicdanla toplumsal dayanışmanın en mükemmel şekilde nasıl işleyeceğine değinmiştim. Bugün ise Kuran ahlakından uzak insanların içinde yaşadığı zalimane ahlak anlayışının, gerektiğinde tek bir vicdanlı kişinin ön ayak olmasıyla nasıl çözüleceğinden bahsedeceğim.

İnkarcıların "güçlü olan hayatta kalır" felsefesini ve bu mantıkla uyguladıkları yöntemleri, açık şuur ve temiz vicdanla değerlendiren herkes, bu felsefeye dayandırılan bir sistemin ne kadar zalimane olduğunu tüm çıplaklığıyla görecektir. Şüphesiz böyle bir felsefe tüm insani vasıfların, manevi değerlerin körelmesine, hatta tamamen yok olmasına sebep olur. Bunun doğal sonucu olarak başkasının hakkını yeme, sahtekarlık yapma, yalan söyleme, kaba kuvvete başvurma gibi kötü ahlak özellikleri yaygınlaşır ve bunlar, toplum içinde son derece makul karşılanmaya başlar.

Diğer yandan Kuran ahlakının yaşanmadığı, vicdanın kullanılmadığı toplumlarda umursuzluk, tembellik gibi özellikler de genel yapıyı oluşturur. Böyle bir yapının gereği olarak, herşey zamanın akışına bırakılmıştır, kimse kendi canı yanmadan harekete geçmeyi, genele yönelik çözümler getirmeyi aklına getirmemektedir. Örneğin ölümcül bir hastalığı olan bir kimseye yardım edilmesi söz konusu olduğunda herkes birilerinin yardımda bulunmasını bekler, ama kendisi yardımda bulunan kişi olmaya talip olmaz. Yardım eden kişi de kendi hayatı söz konusu olduğunda göstereceği hassasiyeti göstermez. Aslında kendisi için yapacağını başka bir kişi söz konusu olduğunda yapmayan bir kimsenin tavrı açıkça zalimliktir. Aç bir kimsenin yanında umursuzca sadece kendini düşünerek yemek yemek, imkanı gücü varken yolda kalmışa, kimsesiz yahut yardıma muhtaç birine el uzatmamak cahiliyenin bu zalimliklerinden sadece birkaç örnektir.

Müminler ise Allah'a olan imanlarından ve Allah korkularından ötürü kardeşlik, tesanüd, fedakarlık, hoşgörü, yardımseverlik gibi çok üstün özelliklere sahiplerdir. Onlar dünyada canlarını mallarını Allah'a satmış olduklarından ve kendilerini hırs, bencillik gibi nefsin kirlerinden arındırdıklarından bir başkasının sıkıntısı, ihtiyaç içinde olması kendilerininkinden çok daha ön planda olur. Ayrıca gösterdikleri güzel ahlaklarının karşılığını ahirette kazanmayı umduklarından, dünyada elde etmek istedikleri ne ücret, ne itibar ne de başka bir menfaatleri yoktur. Bu sebeple vicdanlarının temizliği ve hassasiyetiyle herkesin ve herşeyin sormluluğunu kendi üzerlerinde hissederler ve doğal olarak herşeyle çok ilgili olurlar.

Mehmed Zahid Kotku da müminlerin birbirlerine olan düşkünlüklerinden kaynaklanan aralarındaki irtibatı şöyle bir örnekle ifade etmiştir:

"…baş ağrıdığı vakit, nasıl bütün vücudun muztarib olduğu ve yine göz ağrıdığı vakit yine bütün vücudun eza duyduğu daima görülen ve bilinen şeylerdir. Diş ağrısı, karın ağrısı, diz ağrısı hep aynıdır. Bütün bunlar bize bildirir ki, bu ağrı ve sızıların, vücudun her tarafında duyulması vücuddaki irtibatın mükemmeliyetinden ileri geldiği, cümlece malumdur… Eğer cemiyeti teşkil eden azaların irtibatı kuvvetli ise herkes birbirine karşı insanca ve kardeşçe yardım eder ve birbirini çok iyi gözetip kontrol eder… İşte bu da müslümanlıktaki irtibatın varlığına alamet olduğu gibi, şefkat ve merhametin, lütuf ve ihsanın, yardım ve muavenetin kısıklığı ve yokluğu, İslam iritbatının yokluğuna ve zaafına işarettir."

Herkesin kendi derdine düştüğü ve "kimse yapmıyorsa ben niye yapayım" gibi bir mantık yürüttüğü bir yapıda, bu zalimane sistemin hayat bulmaya devam edeceği aşikardır. Oysa herkes müstakil olarak vicdanını kullanmaya niyet ettiğinde ve güzel ahlakı yaşamaya başladığında tüm bu vicdansızlıklar ortadan kalkacak, bir sorun da kalmayacaktır. Zira kamil imanın kazandırdığı güzel ahlakı yaşayan -yaptığı iyiliklere kötülükle karşılık gördüğü halde iradesini ve kararlılığını kaybetmeyen- tek kişi dahi olsa şeytanın bu zulüm siteminin bozulması için yeterli olacaktır.

Nitekim nice peygamberler ve salih müminler, tarih boyunca gösterdikleri sabır ve iradeyle Cenab-ı Allah'ın hoşnut olacağı ahlakı, içinde yaşadıkları topluma hakim kılarak büyük kitlelere örnek olmuşlardır. Bu bakımdan Mehmed Zahid Kotku da örnek bir müslüman olmanın önemini şu sözüyle vurgulamıştır:

"Müslümanlığın ne kadar büyük bir nimet olduğunu bilmek ve gelecek nesillere bildirmek için bizim de onlara birer örnek ve numune olmamız gerektiği cümlece malumdur. Müslümanlığın kökü öyle başlar, sonu da öyle biter."

*Tasavvufi Ahlak 2 -Mehmed Zahid Kotku
*Müminlerin Vasıfları - Mehmed Zahid Kotku

              51-100