|
HERKES
GÜZEL AHLAKLI OLURSA - 1-
Dinin
yaşanmadığı, cahiliye toplumlarında son derece çarpık bir ahlak
anlayışı hakimdir. Bencilliğin ve nefsani tutkuların ön plana çıkarıldığı
bu anlayışta merhametsizlik, zalimlik ve vicdansızlık gibi din dışı
kavramlar temel yapıyı oluşturur. Herkesin kendi menfaati için diğer
kişileri ezmesinin gerekliliğine inanan böyle bir toplum yapısı,
Kuran ahlakına ve mantığına olduğu gibi insanın yaratılışına da
aykırıdır. Böylesi bir toplumun insanları tatminsiz, mutsuz ve sıkıntılı
bir ruh hali içinde olurlar. Çünkü bütün meşguliyetleri ve amaçları
dünyada kendi istek ve tutkularının gerçekleşmesine çalışmaktır
ve bu beklentilerine cevap bulamadıklarında hemen ye'se düşer, hayıflanmaya
başlar ve isyankar bir tavır sergilerler.
Bu kişilerin şikayetçi oldukları unsurlar genel olarak kendileri
gibi menfaatlerini düşünen kişilerin umursuzlukları, ihmalleri ve
insaniyetsizlikleridir. Kısacası kendilerinin asla yapmadığı ama
çevrelerinden yapmalarını bekledikleri vicdanlı tavırlarla karşılaşmadıkları
için sürekli olarak bir memnuniyetsizlik içindedirler.
Halbuki çözüm zaten kişinin kendisindedir; yani kendisinin öncelikle
güzel bir ahlaka sahip olması ve ardından da bu ahlakı karşısındakilerden
beklemesi gerekir. Ancak cahiliye ahlakında hiç kimse dünyevi menfaatinden
ilk vazgeçen olmak istemez. Örneğin sevgi, saygı, merhamet kendisine
gösterildiğinde hoşuna gittiği halde ciddi bir çıkarı yoksa kendisi
böyle bir girişimde bulunmaya yanaşmaz. Öncelikle kendisinin güzel
bir tavırda bulunması yahut güzel bir söz söylemesi, nefsine son
derece ağır geleceğinden böyle bir hareketin lüzumunu dahi hissetmez.
İşte bu anlayıştaki insanlar biraraya geldiğinde, diğer bir deyişle
yukarıda bahsettiğim anlayış, toplumun geneline has bir özellik
kazandığında, kimsenin kimseye yardım etmediği, müsamaha göstermediği,
toplumsal dayanışmanın yaşanmadığı ve bir çeşit gurur savaşının
sürdürüldüğü bir tablo meydana gelmektedir.
Öyle ki bazı davranışlar güzel olmadığı açıkça bilindiği halde,
çoğunluğa ait bir hal aldığı için meşru bir zemine oturmaya başlamıştır.
Örneğin, yolda düşen bir kimseyi umursamadan yanından geçmek, yardıma
ihtiyacı olduğunu göre göre bir kimseyi zor durumda bırakmak vicdana
sığmayan tavırlar olduğu halde, çoğunluğun sergilediği bir davranış
biçimi olduğu için makul karşılanabilmektedir. Kendisine karşı en
güzel ahlakın gösterilmesini isteyen, ancak kendinden başkasını
umursamayan insanların oluşturduğu böyle bir toplumda da temizlikten,
görgü kurallarına, sağlıktan genel düzene hiçbir konuda çözüm bulunması
beklenemez. Çünkü herkes başkalarının fedakar, yardımsever, vicdanlı,
insancıl olmasını bekler. O zaman bu ahlak sistemi ve onun doğal
sonuçlarının bir kısır döngü içinde devam etmesi kaçınılmazdır.
Cenab-ı
Allah'ın Kuran'da tarif ettiği ve peygamberlerin, salih müminlerin
örnek olduğu güzel ahlak ise, mütevazi, güvenilir, şefkatli, merhametli
ve dürüst bir yapı ortaya çıkarır. Nitekim insanların salih mümin
ahlakı gösterdiği bir toplumda herkes bir diğerinin rahatını, neşesini,
keyfini kendisininkinden ön planda tutacağı için, son derece fedakar,
hoşgörülü ve rahat bir ortam olacaktır.
Müminler vicdanlarının emrettiği gibi kendilerine başkalarının nasıl
davranmasını bekliyorlarsa kendileri de onlara o şekilde davranırlar;
hatta Cenab-ı Hakkın tavsiye ettiği gibi kardeşlerini kendi öz nefislerinden
ön planda tutarlar. Mehmed Zahid Kotku, müminlerin bu örnek tavırlarından
birini şöyle dile getirmiştir:
"Olgun
mümin her zaman mümin bir kardeşini kendinden daha fazla düşünür,
onun zarurette kalmasına razı olmaz… Kendisi muhtaç olsa dahi,
ehemmiyet vermez, illa kardeşini düşünür ve onun imdadına koşar…
İhtiyacı vardır da, haklarını ve arzularını onlara terk ederek,
mağfiret-i ilahiyyede mazhar olmaya ve derecat almaya çalışırlar."
Salih
müminlerin bu üstün ahlakı ahirete kesin bilgiyle olan imanlarından
ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanma çabalarından ileri gelir. Çünkü
müminler yaptıkları iyilik, hardal tanesi kadar bile olsa, Cenab-ı
Allah'ın bunu bilip ahirette karşılarına çıkaracağının ve O'ndan
gizli hiçbir şey kalmayacağının bilincindedirler. Bu bakımdan küçük
büyük ayırt etmeksizin ve dünyada hiçbir karşılık beklemeksizin
hayırlarda yarış içindedirler. Mehmed Zahid Kotku da müminlerin
ihlasa dayalı bu ahlaklarını, "Ebedidir, menfaatlere dayanmaz.
Yalnız Hakk'ın emrine imtisal ve O'nun rızasını kazanmak için yapılan
fedakarlıktır." şeklinde tarif etmiştir.
Şüphesiz müminlerin sahip oldukları ihlas kendileri için ahirette
cenneti kazanmalarına, dünyada da güven ve huzur ortamında bir hayat
sürmelerine vesile olacaktır. Dolayısıyla gösterilen her güzel ahlak
örneği, gerek vesile olacağı güzellikler bakımından, gerekse ahiretteki
karşılığı bakımından çok büyük önem taşımaktadır.
*Müminlerin Vasıfları - Mehmed Zahid Kotku
*Nefsin Terbiyesi - Mehmed Zahid Kotku
|