RABBİMİZ BİZLERİ GÖZETİP, KOLLAMAKTADIR

"... Doğrusu benim Rabbim, her şeyi gözetleyip-koruyandır."
(Hud Suresi, 57)

Allah canlı-cansız yeryüzündeki tüm varlıkların sahibi ve hakimidir. Tüm varlıklar O'na muhtaçtırlar, ancak O hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, yüce ve müstağni olandır. Yeryüzündeki tüm canlılar gibi insanlar da ancak Allah'ın yardımı ve koruması ile hayatta kalabilmektedirler.

Dünya her ne kadar mükemmel bir düzen içerisinde yaratılmış olsa da kusursuz değildir. Çünkü Allah insanların nimetin değerini anlamaları, şükretmeleri ve burada söz konusu olan tüm eksikliklerden arınmış olan cennete karşı bir özlem duymaları için dünyayı kusurlu yaratmıştır. İnsan bu kusurlu dünyada normal şartlarda kendisini koruyamayacağı kadar keskin tehlikelerle karşı karşıyadır, ancak Allah rahmetinden dolayı bu tehlikelerin her birini etkisiz hale getirecek sistemler oluşturarak kullarını korumuştur.

Herşeyden önce dünyanın yüzyıllardır belirli bir düzen içerisinde hiç bir felaketle karşılaşmadan uzayda dönmesi Allah'ın kullarını kollayıp korumasının bir sonucudur. Allah bu düzeni belirli doğa kanunlarına bağlayarak sabit bir sistem oluşturmuştur. Normal şartlarda uzaydan gelebilecek pek çok tehlikeyle karşı karşıya kalabilecek insanı, atmosferin tabakaları ile güvence altına almıştır. Uzay boşluğu içerisinde ilerleyen dünya, her an uzaydan gelen sayısız gök cismine karşı olağanüstü bir koruma altına alınmıştır. Gökyüzündeki yedi katman, bu gök cisimlerinin yeryüzüne ulaşmasını engellemektedir. Nitekim dünyanın çevresindeki gök cisimlerine olan uzaklığı ve kavurucu güneş arasındaki mesafe de tam insanın yaşayabileceği orandadır. Çünkü bu mesafenin şu anki mesafesinden daha fazla olması, dünyanın ve üzerinde yaşayan tüm canlıların bir anda kavrulmasına, daha az olması ise dünyanın buzul çağına girerek yine insan dahil tüm canlıların ölmesine sebep olabilirdi. Ne var ki insan, çevresinde her an hazır bekleyen tüm bu tehlikelerden, Allah'ın koruyucu sıfatı sayesinde korunmaktadır. Çünkü insan bu dünyada yaşayabilmek için herhangi bir çaba göstermiş ya da dünya koşullarını yaşam için elverişli hale getirmek için kendisi çaba harcamış değildir. Aksine doğduğu andan itibaren karşısında her türlü nimetin bulunduğu, suyundan, toprağına hatta nefes alabileceği en uygun oksijen oranına kadar her şeyin ince ince tasarlanıp hizmetine sunulduğu bir dünya ile karşılaşmıştır.

Bundan dolayı insanlar bu dünyada hiçbir endişeye kapılmadan güven içerisinde yaşayabilmektedirler. Ancak unutmamak gerekir ki Allah dilediği anda bu sistemi tamamen bozabilecek güce de sahiptir. Buna rağmen böyle bir durumun gerçekleşmemesi ise tamamen Allah'ın gözetiminden ve korumasından kaynaklanmaktadır.

Allah bir başka ayetinde "Allah, sizin için yarattığı şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda (zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki teslim olursunuz." (Nahl Suresi, 81) şeklinde buyurarak insana üzerindeki şefkati, merhameti ve benzersiz korumayı hatırlatmaktadır.

Tek bir hastalık dahi insanı aciz bırakabilmekte, en gelişmiş teknolojiler ya da ilaçlar bile tedavi konusunda çaresiz kalabilmektedir. Insan, Allah dilemediği sürece hiçbir hastalıktan kurtulamaz. Bunun gibi ne zaman geleceği belli olmayan deprem, sel, kasırga ya da hortum gibi doğal afetlerden de onu koruyabilecek hiç kimse yoktur.

Allah kullarını her türlü tehlikelerden, hastalıklardan, kazalardan ve belalardan korumakta ve gözetmektedir. İnsanın başına büyük bir kaza gelebilecek iken gelmemesi ya da yakalandığı ağır bir hastalıktan kurtulup sağlığına kavuşması, Allah'ın kulları üzerindeki şefkati ve merhametinden kaynaklanmaktadır. Bunun yanında insanlar Allah'ın lütfu dolayısıyla, kendisinin göremediği ama her an yanında bulunan özel olarak görevlendirilmiş melekler tarafından da her an korunmaktadırlar. Allah kullarına olan bu ihtimamını Kuran'da şöyle açıklamıştır:

"O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar... (Ra'd Suresi, 11)

Allah bir başka ayetinde de "De ki: "Size bir kötülük isteyecek olsa sizi Allah'tan koruyacak, veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için Allah'ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar." (Ahzab Suresi, 17) diyerek insanı düşünmeye sevk etmekte ve aynı zamanda da uyarmaktadır. Çünkü insanın Allah'ın dışında hiç bir yardımcısı, koruyucusu ve velisi yoktur. Nitekim peygamberler de dualarında, "...Doğrusu benim Rabbim, her şeyi gözetleyip-koruyandır." (Hud Suresi, 57) diyerek bu gerçeği dile getirmekte Allah'ın koruyuculuğuna sığınmaktadırlar.

Kuran'da Allah'ın gücü karşısındaki aczini ve ancak Allah'ın korumasıyla hayatını sürdürebildiğini unutan insanların durumlarına da yer verilmiştir. Bunun en açık örneklerinden biri olan Hz. Nuh'un oğludur. O, tufan ile karşılaştığında Allah'tan yardım dilemek yerine kendisini koruyacağını düşündüğü bir dağa sığınmıştır. Oysa insanı Allah'tan gelen bir afetten yine Allah'tan başka koruyabilecek hiçbir güç, hiçbir dost ve hiçbir yardımcı yoktur. Kuran'da bu olay şöyle anlatılmaktadır:

"(Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu." (Hud Suresi, 43)

Ayetteki ifadeden de anlaşılacağı gibi, insana Allah'tan başka bir koruyucu yoktur. Bu nedenledir ki Allah bir ayetinde "Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." (Yusuf Suresi, 67) sözleriyle müminlere bu gerçeği göz ardı etmemelerini hatırlatmıştır.