|
ALLAH
GİZLİNİN GİZLİSİNİ BİLENDİR
Allah insanın kalbinden geçenleri, zihnindekileri, gizlinin gizlisini
bilendir. İnsan tek başına kaldığında ve kimsenin bilmediğini ve
görmediğini sandığı anlarda, Allah onunla beraberdir ve onun içinden
geçen herşeye şahittir. Bu nedenle insan sadece tavırlarından değil,
düşüncelerinden de sorumludur. İnsanın amelinin salih olması gerekir,
ama bunun yanısıra düşüncelerinin ve niyetinin de salih olması şarttır.
Çünkü Allah insanları bu iki yönden de sorumlu tutmaktadır. İyilik
yapan, ibadet eden ve güzel ahlak gösteren kişinin bunu iyi niyetle
ve Allah rızasını kazanma düşüncesiyle yapması makbuldur. İnsanın
tavrında salih görünmesi, ama zihninde artniyetli olması Kur'an'da
ikiyüzlülük olarak tarif edilen ve kınanan bir davranıştır.
Allah dünyayı isteyene dünyayı, ahireti isteyene ahireti vereceğini
açıklayarak, insanların dünya hayatında neyi arzu ediyorlarsa onunla
karşılık bulacaklarını bildirmiştir. Ancak bu ayetin ardından dünyayı
isteyenin ahirette bir nasibinin olmayacağını da açıklamıştır.
Allah insanlara yaşamak istedikleri hayatı verir. Örneğin müminler
temiz, güvenilir, imanlı, güzel ahlaklı insanlarla beraber olmayı
arzu ederler. Bu nedenle Allah müminleri küfrün karanlığından, inkarcıların
kötü ahlakından uzak tutar ve müminler hep birarada huzurlu ve sevinç
içinde yaşarlar. Ancak inkar edenler dostluklarında ahlak aramazlar.
Yanlarındaki insanların inancı, huyu, imanı onlar için önemli olmaz.
Onların istediği eğlenebilecekleri, çıkar sağlayabilecekleri, itibar
kazanabilecekleri ortamlarda bu hedeflerine ulaşacakları insanlarla
beraber olmaktır. Bu nedenle Allah bu insanlara karanlık, gerilimli,
çıkarcı, sevgisiz bir hayat yaşatır. Müminler yerine inkar edenleri
dost edindikleri için, çevrelerindeki kişilerin bencilliğinden,
iki yüzlülüğünden, merhametsizliğinden sürekli olarak rahatsız olurlar.
Ancak bunun kendi talepleriyle olduğunu bir türlü akledemezler.
Halbuki eğer inkarda direnmeyip Allah'a yönelseler ve Allah'tan
güzel ahlaklı insanlarla beraber olmayı talep etseler mutlaka saygın,
güvenli, mutlu bir hayat yaşarlar.
Bu nedenle insanlar eğer yaşadıkları sıkıntıların neden kendilerine
isabet ettiğini merak ediyorlarsa öncelikle kendilerine yönelmeleri
ve taleplerinin ne yönde olduğunu kontrol etmeleri gerekir. Elbette
bir çok insan "ben bilerek kötü bir hayat talep etmiyorum ki"
diye kendisini savunabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, insanın
seçtiği yaşam şekli, onun talebini ve arzusunu yansıtır. Çünkü insanın
elinde, istediği yolu seçecek akıl, şuur ve irade vardır.
Örneğin dinini yaşamayan bir insanın "ama sıkıntılı bir hayat
istemiyorum ki" demesi bir işe yaramaz. Çünkü insan için zaten
iki alternatif vardır. Ya güzel ahlakı yaşayacak ya da yaşamayacaktır.
Eğer güzel ahlakı reddediyorsa geriye kalan tek alternatif manevi
değerlerin olmadığı, acımasızlığın, korkuların, zulmün hakim olduğu
karanlık bir hayattır. Kuran ahlakını yaşamayı reddederek bu yolu
seçmiş, yani bilerek ve isteyerek bu yaşamı talep etmiş demektir.
Bu nedenle insanlar bir türlü mutlu olamadıklarından,sürekli sıkıntılı
ve acı çinde yaşadıklarından şikayet ediyorlarsa, öncelikle bunun
sebebini kendilerine aramaları gerekir.
Nitekim Üstad bir insanın talebi ne yönde ise Allah'ın bu kişiye
o yönde icabet edeceğini bir örneğinde şu şekilde açıklamaktadır.
"Bir kısım gençler tarafından şimdiki aldatıcı ve cazibedar
lehviyat ve hevesatın hücumları karşısında "âhiretimizi ne
suretle kurtaracağız" diye, Risale-i Nur'dan meded istediler.
Ben de Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi namına onlara dedim ki:
Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya
girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda üç yoldan başka yol
yok.
Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir
âlemin kapısıdır.
İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalalette gidenlere,
bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i
münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad
ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.
Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalalet için bir
i'dam-ı ebedî kapısı... Yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini
i'dam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak
aynını görecek. Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor, göz ile
görünür.
Üstad'ın belirttiği gibi insanlarda ahirete yönelik üç bakış açısı
vardır. Bunlardan biri iman edenlerin ahireti, sonsuza kadar güzellik,
nimet, ihtişam içinde yaşayacakları büyük bir şölen olarak görmeleridir.
İman edenler ölümün bir son olmadığını ve dünyada Kur'an'a uygun
bir hayat yaşayanların sonsuza kadar büyük bir mutluluk içinde yaşayacaklarını
bilir ve bu nedenle ölümden korkmazlar. Allah da onların inançlarındaki
bu samimiyetleri karşılğında bu arzularına icabet eder ve onları
sonsuza kadar cennette büyük nimetler içinde yaşatır. İkinci bakış
açısı ahiretin varlığını bilen, ancak dünyada Müslümanca yaşamadığı
için ahirete yönelik bir umut taşımayan insanlardır. Bu insanlar
Allah'ın rızasına uygun bir hayat yaşamadıkları için ahiretin kendilerinden
uzak olmasını isterler. Ahireti dünyadaki nimetlerden kopup ayrılacakları
bir hapis gözüyle görür ve bu nedenle sürekli olarak ölümden kaçmaya
çalışırlar. Allah da bu insanların samimiyetsizliklerine karşılık
ahireti onlar için gerçekten bir hapis ve tüm nimetlerden uzak oldukları
bir azap ortamı olarak yaratır.
Üçüncüsü inkar edenlerin ahiret konusundaki inancıdır ki, bu insanlar
ahiretin varlığını tümüyle reddederler. Ölüm onlar için sonsuza
kadar unutulma, yokolma ve Bediüzzaman'ın deyimiyle bir ebedi idam
kapısıdır. Bütün yaşamın bu dünyada olduğunu ve insanın ölümle birlikte
sonsuz bir yokluğun içine gireceğini düşünürler. Ayrıca tüm insanların
ölümle birlikte yaşamlarının biteceğini ve ölümden sonra yaşamın
devam etmeyeceğine inanırlar. İşte bu insanlar için Allah'ın ahirette
vereceği karşılık da bu inançlarının bir icabeti olarak sonsuza
kadar unutulmalarıdır. Allah cehennemdeki bu insanları hiçbir ümidin
olmadığı, hiçbir pişmanlığın fayda getirmediği sonsuz azap yurdu
olan cehenneme sokar.
|