GERÇEK İMAN RUHTA DİNMEYEN BİR ŞEVK YARATIR

Gerçek iman, müminin kalbinde şiddetli Allah (c.c.) sevgisi ve korkusu hissetmesi anlamına gelir. İnsan kalbindeki sevgiyi ne kadar derinleştirirse, korkusunu ne kadar artırırsa takvası da o kadar artar.
İmanın yükselmesive maneviyatındaki derinliğin artışı iman eden bir insanın ruhunda bir çok güzellik yaşamasına sebep olur. Öyle ki, Allah'ın çok büyük bir lütfu olarak kalbinde daima bir rahatlık, huzur ve güvenlik hisseder. Bu Rahman olan Allah'ın mümin kullarına bir vaadi ve apaçık bir müjdesidir:

"Mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Fetih Suresi 4)"

Bu ayet-i kerimede Allah (c.c.) müminlerin kalplerine imanlarını artırmaları için huzur ve güvenlik indirdiğini bildirmektedir.

Kuşkusuz imanın kişiye kazandırdığı en büyük güzelliklerden biri de "şevk"tir. Şevk adeta müminin ruhunun gıdasıdır. Bedenini nasıl rızıklarla ayakta tutuyor ve onun yaşamasını sağlıyorsa, ruhunun da sağlığını imanın şevki ile ayakta tutar. Kulun şevki ne kadar fazla, Allah'ın dinine hizmet etme isteği ne kadar candan ve bu konudaki talepleri ne kadar fazla ise, ruhen o kadar zinde ve canlı olacaktır.

Nitekim samimi imanı yaşayan her mümin, içinde hiç dinmeyen bir şevkin, bitmeyen bir coşkunun ve gayretin olduğunu hissedecektir. Öyle ki, Allah'ı hoşnut etme gayretinin ruhta yarattığı huzuru hisseden mümin, hiç durmaksızın ciddi bir gayret içinde olacaktır. Bunun en açık göstergesi ise, onun bir amelden bir amele koşması, hatta diğer müminlerle salih ameller konusunda yarışmasıdır. Allah-u Teala, iman eden kullarının aralarında bu yarışı şu ayeti ile bildirir:

"Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. "(Ali İmran Suresi 114)

Şüphesiz müminler arasında Cenab-ı Allah'ı razı etmek için böylesine bir yarış olmasının en önemli sebeplerinden biri yine şevktir. İmanın coşkusu ile hareket eden her mümin mutlaka en fazla ecri almak ve ahirette üst bir mertebeye ulaşmak için ciddi bir bir gayret içinde olacaktır. Bunun en güzel örneğini elbette peygamberlerin ve salih müminlerin hayatlarında görmek mümkündür. Onlar dünya hayatının çok kısa olduğunu ve hesap gününün yakınlığını bildikleri için hayatları boyunca durmaksızın salih amellerde bulunmuşlar, asla yılmayarak, gevşeklik göstermeyerek Allah'ın (c.c.) rızasına uymuşlardır. Kur'an-ı Kerim'de peygamberler ve yanlarındaki Rabbaniler şöyle zikredilmektedirler:

"Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. (Ali İmran Suresi 146)

Ne var ki, tarih boyunca peygamberlerin, yanlarındaki sahabelerin ve Rabbanilerin hiç biri bu mücadelede ruhen sıkıntıya düşmemişlerdir. Bunun nedeni ise yaşadıkları manevi coşku ve Allah'ın dinini yaymanın şevkidir.

Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayeti müminlerin iç neşesinin yüksekliğine ve şevklerinin ne kadar fazla olduğuna dair örnekler verir. Mümin maneviyatının kendisine verdiği heyecan ile sürekli bir hayır peşindedir. Ve kuşkusuz onun hayatında bir an bile durabileceği bir an da yoktur. Zira salih müslümanlar bir yandan kendi nefislerini arındırırken, diğer yanda mümin kardeşlerine iyiliği emredip kötülükten menederler, bir taraftan da uyarılmamış insanlara dini anlatmaya çalışırlar. Bir işten boşalıp diğeri ile yorulmaya devam ederler ve karşısına çıkan amellerin arasında Cenab-ı Allah'ı en çok razı edecek ameli seçerler. İşte bu sebeple hiç bir zaman bir mümini bezgin, bitkin bir halde görmek mümkün değildir. İmanın şevki mümini adeta uyutmayacak kadar büyük bir coşku içinde tutar. Bu çoşku ile hayatını devam ettiren mümin her an Allah'ı razı edecek bir göreve hazırdır. Nitekim mümin topluluğu içinde işlerin taksim edilmesi sırasında her birinin bütün görevlere bütün içtenlikleri ile talip olmaları, her türlü zorluğa büyük bir sevinçle yaklaşmaları bunun en açık kanıtıdır.

Elbette inkar edenler müminlerin yaşadığı bu çoşkulu heyacanı, dine hizmetin zevkini hiç bir şekilde hissedemezler. Bu iman eden salih kullara Rahman olan Allah'tan sadece bir lütuf ve rahmettir. Cahiliyenin ruh hali ile inananların ruh hali kıyaslandığında arada ne kadar büyük bir uçurum olduğunu farketmemeye imkan yoktur. Mümin bir dakika bile boş durmadan çabalarken, küfür sürekli bir gaflet ve boşluk içerisindedir. Bu boşluk ruhlarına da yansımakta ve içlerinde de manevi olarak hiç bir haz duymamaktadırlar. Bu nedenle ecir peşinde olan müminlere dünya hayatı son derece güzel gelirken, onlar için monoton ve sıkıntı veren bir yerdir. İstisnasız hepsi hayatlarını doldurmak, boşluktan kurtulmak için oyalanma peşindedir. Hiç bir mümin böyle bir ruh haline kesinlikle düşmez. Ahirette kurulacak hassas terazileri bildikleri için onlar daimi bir korku içinde, Allah'a yakınlaşmanın yollarını aramaktadırlar.

Böylesine üstün ve güzel ahlak gösteren müminlere Alah-u Teala'nın yardımı ve inayeti her zaman çok yakındır.

401-449