|
GÜZEL
FIRSATLARI KAÇIRMAMAK
Hayatı boyunca bir insanın yaşadığı her an, başına gelen her olay
ahireti için önemli bir fırsattır. Her olay, karşısında gösterilen
tavra göre o insan için büyük bir kayıp da olabilir büyük bir kazanç
da. Bu nedenle insanın hayatı boyunca karşısına çıkan fırsatları
-bir daha bu fırsatlarla hiçbir zaman karşılaşamayacağı ihtimalini
göz önünde bulundurarak- çok iyi değerlendirmesi gerekir. Bunun
için kişinin dikkatini her an açık tutmalı ve bu fırsatlarla karşılaştığında
ne yapması gerektiğini kafasında iyi tasarlamalıdır.
Ancak dünyanın gerçek mahiyetinden haberdar olmayan çoğu kişi ellerine
geçen güzel fırsatları sadece kendi nefisleri açısından değerlendirirler.
Yaptıkları tavrın, verdikleri tepkinin ahiretleri açısından kendilerine
ne kazandıracağına ise pek dikkat etmezler. Bu dar bakış açıları
nedeniyle Allah'ın onlara iman etmeleri, O'nun yüceliğini ve üzerlerindeki
rahmetini görmeleri için yarattığı türlü fırsatları görmekten yoksun
kalırlar. Yada bu fırsatları kendi nefisleri adına insafsızca tüketip
yok ederler.
"İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:)
"Siz dünya hayatınızda bütün 'güzellikleriniz ve zevklerinizi
tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz…" (Ahkaf
Suresi, 20)
Örneğin insanların bir kısmı verdiği nimetlerin artması yada üzerlerindeki
sıkıntıyı açıp gidermesi için Allah'a dua ederler. Ancak Allah onların
dualarına icabet edip nimetlerinden taddırmaya başladığında ise
bu nimetler nedeniyle büyüklenmeye kapılırlar. Önceden dua edip,
rahmet dileyen kendileri değilmiş gibi duyarsızca davranırlar, bu
imkanları bencilce kullanırlar. Allah'ın Kendisine yakınlaşmaları,
Kuran'a iman etmeleri ve şükretmeleri için verdiği bu fırsatları
gereği gibi değerlendiremezler.
Aynı şekilde insanların bir kısmı da kendilerine dini anlatan, onları
samimi insanlar olarak yaşamaya davet eden Müslümanlara karşı coşku
dolu bir sevgi duyacakları yerde onlara karşı cephe alırlar. Onların,
kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin ahiretleri için yapmakta
oldukları hatırlatmaları dinlemezler. Yine ahiretlerini kazanmaları
için yaptıkları türlü girişimleri, gizli ve açık uyarıların tümünü
görmezlikten gelirler.
Bir kısım insanlar da kendilerinden yardım istendiğinde, vicdanlarını
harekete geçirmez ve Allah rızası için bir iyilik yapmanın güzelliğini
yaşama imkanını kendi elleriyle geri çevirirler. Oysa bu gibi imkanlar
insanın hayatı boyunca karşısına pek fazla sayıda çıkmaz. Gün içinde
belki bir kere ve hiç beklemediği bir anda kendisine bir teklif
sunulur. Mesela bir mümin karşısına çıkıp, onun kalbini İslam'a
ısındıracak, yada ilk defa ahireti düşünmesini, cenneti ve cehennemi
tefekkür etmesini sağlayacak kısa bir cümle söyler. Yada hergün
sayfalarını karıştırdığı gazetede okuduğu bir haber ona Allah'ın
yaratma sanatının üstünlüğünü ve inceliklerini haber verir. Belki
de televizyonda izlediği bir belgesel yeryüzünde hakim olan huzursuzluğun,
sefaletin ve zulmün nedeninin din dışı ideolojiler olduğunu delilleriyle
birlikte gözler önüne serer. Veya bir başka haber onu dünyadaki
haksızlıklardan, zulümlerden, acımasızlıklardan haberdar eder ve
tüm bu olumsuzlukları kökten yok edecek sistemin Kuran ahlakı olduğunu
gösterir. İşte insanın o anda karşısına çıkan bu kişinin, gazetenin
veya belgeselin aslında kendisi için büyük bir hayır ve hikmet taşıdığını
anlaması ve önüne sunulan bu büyük imkanı kaçırmaması gerekir.
Bunun
kendi deyimiyle, güzel bir tesadüf sonucu değil, kendisine Allah'tan
gelen bir yardım, belki duasına bir icabet sonucunda olduğunu anlaması
gerekir. Çünkü o zaman böyle bir fırsatı iyi değerlendirecek ve
karşılaştığı olaylar arasındaki bağlantıyı en iyi şekilde kurabilecektir.
Hatta belki de ilk defa, Kuran mantığı içinde düşünmeye başlayacaktır.
Aksi takdirde ise, 'bu bir tesadüftü' diyerek konuyu kestirip atacaktır.
Bediüzzaman olaylar ve yaratılış karşısında 'bu bir tesadüftür'
yorumunu yapanlar için tesadüfü şu şekilde açıklamaktadır: "Tesadüf,
cehaletimizi örten gizli bir hikmet-i İlahiyenin perdesidir."
Gerçekten de olaylar karşısında tesadüf ifadesini kullanan bir insan
Allah'ı gereği gibi tanıyıp takdir edememenin derin karanlığını
yaşar. Bu nedenle de olayların üzerlerinde taşıdığı hikmetleri,
hayırları ve güzellikleri göremez. Kendi ayağına kadar gelen hayırlı
fırsatları kurduğu bu tesadüf mantığının altına gizler. Bu ise bir
insanın kendisini ateş çukurundan çıkaracak bir ipe elini uzatmamakta
direnip ateşin içine yuvarlanması gibidir.
Bu nedenle insanın karşısına çıkan her olayı çok iyi analiz etmesi
ve kendisine bunlarla ilgili sürekli olarak neden, niçin gibi sorular
sorması gerekmektedir. Bu soruların her biri onun olaylara bakarken
bunların Allah'tan ona gelen bir işaret, hayırlı bir yolun tarifi
ve bir kurtuluş olduğuna kanaat getirmesine neden olacaktır. Kendisine
sorduğu sorular ve onların üzerinde derin düşünmesi bu kişiyi Allah'ın
varlığına ve birliğine ve kendisini her an görüp işitmekte olduğu
gerçeğine götürecektir.
Bu nedenle müminler başlarına gelen her olayı, karşılaştıkları her
türlü durumu Allah'a yakınlaşmak ve O'nun rızasını kazanmak için
birer fırsat olarak görürler. Allah'a iman eden bir insan için hergün
yeniden uyanmak bile çok büyük bir fırsat ve imkandır. Müminler
için başlarına gelen her olay, karşılarına çıkan her durum Allah'tan
dualarına gelen bir cevaptır. Bu nedenle hepsinden bir hikmet, kendi
dünya ve ahiretleri için fayda olacak yararlı öğütler çıkarırlar.
Karşılaştıkları herşeyin çok değerli hikmetler ile birlikte yaratıldığına,
kendi cennetleri için vesile olacağına iman ederler. Fırsatları
bu yönüyle değerlendirdikten sonra da Allah'a tevekkül ederek güzel
bir karşılık umarlar.
|