DİNSİZLİKLE FİKRİ MÜCADELENİN ÖNEMİ-2

Dinsizlik her asrın olduğu gibi, içinde yaşadığımız bu asrın da en büyük belası ve kabusudur. Çünkü toplumsal alanda yaşanan sorunlar dinsizliğin insanlar arasında yaygınlaşmasının bir sonucudur. İnsanların kontrolsüz kişilik yapıları ve bozuk ahlak anlayışları, yeryüzündeki merhametsizliğin, adaletsizliklerin, savaşların ve çatışmaların temel dayanağını oluşturur. Bu sistemin yerini insanların bolluk, bereket, huzur ve güven içinde yaşayacakları bir ortama bırakması ise ancak insanların din ahlakını öğrenip yaşamaya başlamaları ile mümkündür.

Allah her Müslümanı İslam dinini tebliğ etmekle görevlendirmiştir. Dini öğrenmeye, Allah'ı tanımaya ve Kuran ahlakını yaşamaya her insanın ihtiyacı vardır. Günümüzde ise dünya toplumlarının İslam ahlakını öğrenmesi ve hayata geçirmesi son derece aciliyetli ve hayatidir. Çünkü geride bıraktığımız yüzyılda dinsizliğin insanlara getirdiği tahribat ve mutsuzluk geçmiş asırlara nazaran çok daha şiddetli olmuştur. Milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, milyonlarcası açlığa mahkum edilmiş, ezilmiş ve sömürülmüştür.
Bu nedenle insanlara neden İslam ahlakına acil olarak ihtiyaçları olduğunu açıklamak ve içinden çıkamadıkları sorunlara Kuran'ın getirdiği çözümleri sunmak gerekmektedir. Bu sebeplerden ve çözümlerden bazılarını şu şekilde özetleyebiliriz.

İslam ahlakı insanlar arasında şefkat ve sevgiye dayalı bir birliktelik oluşmasını sağlar

İnsanların acı çekmesinin en büyük sebeplerinden biri de, kendilerinden daha güçlü olan kişilerin merhametsizliğidir. Yaptıklarından dolayı Allah'a hesap vereceğine inanmayan insanlar, ellerindeki imkanları başkalarının zararına kullanmaktan çekinmezler. İnançsızlığın insanlara kazandırdığı bu sapkın zihniyeti hemen her toplumda görmek mümkündür.

Bir insanı güzel ahlaka yönelten tek duygu, Allah sevgisi ve Allah korkusudur. Allah'a iman etmeyen bir insanın çevresindekilere karşı güzel ahlak göstermesini, çıkarlarının zarar görmesine rağmen insanlara merhamet etmesini beklemek son derece yanlış olur. Örneğin bir ülkenin halkını muhtaç hale getirerek o bölgede hakim güç haline gelmeye çalışmak, inançsızlığın getirdiği merhametsizliğin bir ürünüdür. Nitekim günümüzde pek çok güçlü ülke, güçsüz halkların üzerinde adaletsizliğe ve acımasızlığa dayalı bir hegemonya kurmaya çalışmaktadır. Halbuki Allah Kuran'da insanlara merhametle ve şefkatle davranılmasını emreder. Bu nedenle dindar bir insan, elinde bir ülkeyi tamamıyla kontrol altına alabilecek bir güç olsa dahi, bu gücü o ülke halkının lehine kullanır. Burada yaşayan insanların en güzel, en rahat, en sağlıklı şartlarda yaşaması için her türlü tedbiri alır. Bu ülkenin zenginliklerini hem o ülkenin hem de diğer ülkelerin kullanabileceği en adil şekilde bölüştürür. Allah'ın nimetlerini ihtiyaca göre en akılcı şekilde adaletle kullandırtır. İnsanların çaresizliği üzerine kurulu bir serveti kesinlikle istemez.

Dinsizliğin getirdiği merhametsizlik sadece milletler arasındaki ilişkilerle değil, kişisel suçlar yoluyla da birçok insanın sefaletine neden olmaktadır. Merhametsizlik kendini, sokak aralarında işlenen cinayetler, aile faciaları, hırsızlıklar, gasplar, kap-kaç çeteleri gibi saldırganlıklarla da göstermektedir. Allah'tan korkmayı bilmeyen bir toplumda her gün her köşede bu tip suçların işlenmesi kaçınılmazdır. Acımasızlık ve çıkar kavgaları sürekli olarak insanların zararına işleyecektir. Ancak Kuran'ın getirdiği merhamet anlayışında insanlar çevrelerine hassas ve ince düşünceli olurlar. İnsanların haklarını gözetir, onların rahatını ve sağlığını kendilerinden daha önde tutarlar. Hiç kimseye haksız yere zarar vermez ve onların haklarını da kendi hakları gibi korur gözetirler. Böylece ortaya güçlü, birlik ve beraberlik içinde yaşayan örnek bir toplum modeli çıkar.

Din ahlakıyla sorunlar kolaylıkla çözülebilir.

İnsanlar bu dünyaya kısa bir süre için ve Allah tarafından imtihan edilmek üzere gönderilmişlerdir. Bu gerçeğe iman eden dindar bir insan, dünyaya ait hiçbir konuda hırs yapmaz. Zenginlik, makam, mülk edinme, itibar kazanma gibi konularda zaafları olmaz. Bu nedenle önüne çıkan bir soruna kolayca çözüm getirebilir.

Unutulmamalıdır ki dünya üzerinde çözümsüz hiçbir konu yoktur. Ancak insanların hırsları ve dünyaya olan bağlılıkları doğru çözümü bulmalarına engel olur. Örneğin açlık çeken bir toplumun bu sorununa çözüm bulmak son derece kolaydır. Kısa vadeli çözüm olarak bölgeye yapılacak maddi destek, uzun vadede ise yapılacak yatırımlar ve imkanların sistemli ve akılcı bir plan doğrultusunda değerlendirilmesi ile söz konusu ülke bu sorundan tamamen kurtulabilir. Ancak servet sahibi olanların hırsları ve dünyaya bağlılıkları bu çözümleri uygulamalarına engel olur. Çünkü bir insana yardım etmek, yardım eden tarafa az ya da çok bir yük getirir. Fedakarlık yapması, kendi çıkarlarını göz ardı etmesi ya da emek sarf etmesi gerekir. İşte tüm bunlar göze alınmadığı ve insanlar hırslarından vazgeçemedikleri için dünyanın belirli ülkeleri büyük bir refah içinde yaşarken, bir çok geri kalmış ülkede çocuklar, yaşlılar veya kadınlar açlıktan ölüme mahkum olmaktadır.

Aynı şekilde kurak bir bölgeyi verimli hale getirmek, salgın hastalıkların önünü almak, insanların alım gücünü yükseltmek, eğitimi en ileri seviyeye çıkarmak, iç savaşları, terörü, anarşiyi önlemek veya insanların güvenilir bir hayat yaşamasını sağlamak mümkündür. Tüm bu sorunlar kısa sürede ve kolaylıkla hallolabilir. Ancak bunun için İslam ahlakının getirdiği kanaatkarlığa, tevazuya, sabra ve iradeye ihtiyaç vardır. Bir ülkenin sorunlarına süratli, doğru ve kalıcı çözümler getirebilmek ancak insanların Allah'a imandan kaynaklanan berrak bir akla sahip olmasıyla mümkün olabilir.

Görüldüğü gibi bir toplumun varlığını koruyabilmesi ve ilerleyebilmesi için halkının mutlak olarak Kuran ahlakına sahip olması şarttır. Kargaşalar, suçlar, savaşlar, tartışmalar, düşmanlıklar ancak bu şekilde son bulacaktır. Bu nedenle Müslümanlar hep birlikte dinin gerekliliğini insanlara süratle tebliğ etmeli ve dinsizliğin onlara getirdiği belaları detaylarıyla açıklamalıdır.