|
ALLAH'IN
FAZLINDAN İSTEMEK
Cahiliye
toplumunda insanlar her konuda sürekli bir rekabet halindedirler.
Bu yüzden de başkalarının sahip olduğu üstün özellikler ya da nimetler
onlar için bir kıskançlık hatta sıkıntı konusudur. Örneğin bir insanın
üzerinde meydana gelen herhangi bir nimet artışı ya da olumlu bir
değişiklik onları hoşnut etmez. Bilakis ya hırslandırır ya da ciddi
manada hüzün verir. Tabi böyle bir karakterde aynı mantık tersi
için de geçerlidir. Yani kişi, rakibi olarak gördüğü başka bir insanın
sıkıntıya uğramasından neredeyse gizli bir sevinç ve heyecan duyar.
Bu korkunç ahlakın doğal bir sonucu olarak da insanların hepsi birbirlerinin
üzerindeki nimetlere, mevkiye, başarıya, işlerinin rast gitmesine...vs
hasetle bakarlar.
Allah Kuran'da kullarına şöyle bildirir:
"Allah'ın
kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni
etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara
da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını)
isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir." (Nisa Suresi,
32)
İşte
kadın olsun erkek olsun tüm müminler Rablerinin kendilerine verdiği
bu ahlak ile hareket ederler. Her bir mümin diğer bir mümin kardeşine
verilen nimetlerle iftihar eder, en az kendisine verilmiş kadar
sevinir. Ve yine aynı şekilde bir kardeşinin sıkıntıya uğraması
onun da gücüne gider, ki bu aslında Kuran'da peygamber ahlakı olarak
tanıtılan bir özelliktir. Ama peygamber ahlakı ile ahlaklanan müminler
üzerinde de tecelli eder.
Allah'ın fazlı sonsuzdur. Ve Allah fazlından dilediğine dilediği
kadar verir. Dünya bir denenme yeri olduğu için az alan da çok alan
da elindekilerle denenmektedir.
Allah'tan
Hayırlı Ömür İstemek
Cahiliye
insanlarının her biri genelde çok uzun yaşamak ister. Ama bu isteğin
sebebi ahirete daha çok hazırlık yapmak, Allah'ın huzuruna hatalarından
arınarak ve en fazla ecri toplayarak cennete yakışır bir ahlakla
gitmek değildir. Sebep, dünyadaki zevk ve nimetlerden daha da çok
faydalanabilmek, daha çok para kazanmak, daha çok gezip eğlenebilmek
yani kısaca kendi deyimleriyle hayatın tadını çıkarabilmektir. Oysa
insanın dünyada bulunma amacı bu değildir. Dünya, ahiret için bir
hazırlık yeridir. Elbette Allah insana burada faydalanması için
sayısız nimet ve güzellikler de sunmuştur. Fakat insana düşen, bunlar
uğruna esas amacını unutmaması ve bu nimet ve güzellikleri yaratan
Allah'a kulluk etmesidir.
Ancak cahiliye insanı, bu amacı gözardı ederek sadece kendisine
sunulan zevk ve nimetlerle yararlanmaya bakar. Bunlar uğruna Allah'tan
uzak bir yaşamı seçer ve bu yaşamın hiç bitmemesini ister. Çünkü
ölümle birlikte bu sayılanların tamamını geride bırakacaktır.
Bu uzun yaşama isteğinin temelinde ölüm korkusu da tüm şiddetiyle
ayrıca yer alır. Gerçek manada bir ahiret inancına sahip olmadığı
için öldükten sonra yaşayacağını düşündüğü belirsizliğin korkusunu
yaşar. Ve bu korkuyu yenmenin ve unutmanın çözümünü uzun yaşamakta
arar. Oysa bu bir çözüm değildir. Çünkü Allah bir ayetinde insanlara
bu gerçeği de açıklamıştır:
"Andolsun,
onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile)
daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın
ister; oysa bunca yaşaması onu azabtan kurtarmaz. Allah, onların
yapmakta olduklarını görendir." (Bakara Suresi, 96)
İşte
bahsettiğimiz cahiliye insanları da benzer şekilde hayata son derece
tutkundurlar.
Mümin ise, hayatının her anını Allah'ın rızasını gözeterek ve ecir
kazanarak dolu dolu geçirir. Bundan dolayı da her geçen gün müminin
lehine işler. Allah'a olan yakınlığı, imani olgunluğu sürekli artar.
Onun için önemli olan da budur. Yoksa yaşamının uzunluğu ya da kısalığı
değil. Dünyada sürdüğü yaşamının, Allah'ın rızasını kazanmasıyla
sonuçlanması en büyük hedefidir. Bu yüzden de Allah'tan hayırlı
ömür ister. Ama bunun kısa mı yoksa uzun mu olacağını bilemez.
Nitekim müminler dünyadaki hayatlarında bu şuurla hareket ettiklerinden
ahirette amellerinin yazılı olduğu kitaplarını aldıklarında şöyle
derler:
"Artık
kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun."
"Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım."
(Hakka Suresi, 19)
İşte
bu güzel sonuç, uzun ya da kısa değil hayırlı bir ömrün sonucudur.
Ama tüm bunların yanında mümin tek bir sebeple uzun yaşamayı isteyebilir.
O da Allah'ın dinine olabilecek en fazla hizmeti edebilmek ve amellerini
artırmak. Bunun dışında ahiretin yanında dünya hayatının zaten bağlanıp
kalınacak hiçbir yönü yoktur. Müminlerin asıl yurdu cennettir. Allah
tüm nimetlerinin kusursuz ve sonsuz olanlarını ahirette onlar için
hazırlamıştır.
Mühim olan Allah'ın insanın canını müslüman olarak almasıdır. Yoksa
insanın yaşadığı onca uzun ömrün hesabını vermesi hiç kolay olmayacaktır.
İnsanın hayatı er ya da geç son bulacaktır ve ahirete gittiğinde
genç yaşta da ölmüş olsa, yaşlılığın son basamağında da ölmüş olsa
dünyada birgün ya da daha azı kaldığını iddia edecektir. Bu yüzden
müminler Rablerinden ancak kendileri için uzun ama hayırlı bir ömür
isterler.
|