|
DUYARSIZLIK
İMAN ZAFİYETİDİR
Çevremizdeki
insanların hayatlarını dikkatle incelediğimizde çok büyük bir bölümünün
amaçsızlık içerisinde ömürlerini heba ettiğine şahit oluruz. Toplumu
oluşturan insanların büyük bir bölümünün amaçsız bir hayatı tercih
etmeleri, daha sonraki nesillerin de aynı temeller üzerine bir hayat
kurmaları ile sonuçlanır. Nitekim günümüz gençliği de aynı amaçsızlık
ve başıboşluk içerisindedir. Birçoğunun dünyada olan olaylar hakkında
en ufak bir fikirleri dahi yoktur. Bu zihniyette olan kişiler, çevrelerinde
gelişen olaylar ne kadar önemli olsa da, eğer kendileri ile ilgili
değilse olan bitenlere duyarsız kalırlar. Örneğin kendi ülkesinde
savaş çıksa, düşündüğü en fazla kendi yaşamı, geçiminin ne şekilde
olacağı ve birkaç aile ferdinin veya yakınının durumu olur. Oysa
sırf Kuran ahlakının yaşanmamasından dolayı dünyanın dört bir yanında,
bilhassa da Filistin, Çeçenistan, Kosova, Keşmir gibi müslümanların
çoğunluğunu oluşturduğu bölgelerde yüzbinlerce, milyonlarca insan
dayanılmaz koşullar altında, zulüm, açlık ve sefalet içinde ölüm
sınırında yaşamakta, acı ve ızdırap çekmekte, eziyet görmekte, sakat
bırakılmakta veya katledilmektedir.
İşte iman etmeyen bir insan böyle olaylar karşısında duyarsız kalabilmektedir.
Bu gibi görüntülerle televizyonda karşılaştığında sadece birkaç
dakikalık bir tepki gösterir, üzerinden birkaç dakika geçtikten
sonra ise düşündüklerini bir anda unutuverir ve kendi işlerine geri
döner. Aslında halk arasında "bana dokunmayan yılan bin yaşasın"
deyimi böyle bir insanı çok iyi tarif etmektedir. Sorumluluğu hep
başkalarına atarak, nasıl olsa biri ilgilenir diye düşünür ve huzurlu
bir şekilde yaşamaya devam eder.
Oysa böyle bir durumda her insanın kendisini zulüm, açlık, sefalet
yaşayan, eziyet gören kişilerin yerine koyması ve aklını ve vicdanını
kullanarak olayları Kuran'a göre değerlendirmesi gerekir. Nitekim
dünya üzerinde yaşanan her türlü sorunun kökeninde kin, nefret,
bencillik, dünyaya tutkulu bir bağlılık, hırs, umursuzluk, kısacası
her türlü kötü ahlak yatmaktadır. Bunların yerini sevgi, kardeşlik,
huzur, hoşgörü, barış ve yardımlaşmanın alabilmesi ise ancak Kuran
ahlakının herkes tarafından yaşanması ile mümkündür. Allah Kuran'ın
insanları karanlıklardan nurlara çıkaran bir niteliğinin olduğunu
Maide Suresi'nin 15-16. ayetlerinde şöyle bildirmektedir:
"...Size
Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları
bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan
nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir."
Buna
karşılık Kuran hükümlerinin yaşanmadığında yeryüzünde büyük bir
tahribatın ve bozulmanın oluşacağı Müminun Suresi'nin, 71. ayetinde
şöyle bildirilmektedir:
"Eğer
hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız,
gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya
uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş
bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Allah
Kuran'da Kendisi'nden gerçekten korkanların ve iman edenlerin her
türlü güçlüğü göğüsleyeceğinden bahsetmektedir. Beled Suresinde
Allah;
"O,
hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? O:
"Yığınla mal tüketip-yok ettim" diyor. Kendisini hiç
kimsenin görmediğini mi sanıyor? Biz ona iki göz vermedik mi?
Bir dil ve iki dudak? Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik. Ancak
o, sarp yokuşa göğüs germedi. Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten
nedir? Bir boynu çözmek bir köleye özgürlük vermektir; ya da açlık
gününde doyurmaktır, yakın olan bir yetimi, veya sürünen bir yoksulu.
Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden,
merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak."
diye bildirmektedir.
Dolayısıyla
vicdan sahibi bir mümin çevresinde gelişen olaylar karşısında duyarsız
ve eli kolu bağlı kalamaz. Şahsi menfaatleri için değil çevresindeki,
ülkesindeki hatta dünyadaki insanların rahatı, huzuru ve güzel ahlakı
kazanmaları için gayret eder. Bunun için elbette ki nefsi adına
maddi ve manevi olarak bir takım fedakarlıklarda bulunacaktır. Ancak
bu halisane ibadetine, Allah kat kat mükafat ile karşılık verecek,
sonsuz cennet hayatında birbirinden güzel nimetlerle ödüllendirilecektir.
Yapılması gereken şey dünyanın dört bir köşesine Kuran ahlakının
ve dinsiz ideolojilerin insanlığa getirdiği belaları bir bir anlatmasıdır.
Bu, Allah'a ve Kuran'a iman eden her insanın üzerine düşen bir sorumluluktur.
Ancak bu şekilde insanlar arasında barış, güven, adalet ve huzur
sağlanabilir. Bunu yaparken kişinin en başta Allah'a, sonra da kendi
imanına güvenmelidir. "Ben ne yapabilirim ki, benim neye gücüm
yeter" diye düşünmemesi gerçeklerden kaçmak ve kendini kandırmak
olur. Çünkü Allah Ankebut suresi 69. ayetinde, "Bizim
uğrumuzda cehd edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten
Allah, ihsan edenlerle beraberdir" diye bildirmektedir.
İnsan vicdanlı olmaya karar verdiğinde ve kendisini Allah'a teslim
etitğinde, Allah yollarını gösterecek ve işini kolaylaştırarak,
bereketli kılacaktır.
|