DÜNYAYA BİR KEZ GELİNİR, CEHENNEME BİR KEZ GİDİLİR

İnsanlar hayatları boyunca pek çok konuda yanılgıya düşer, bu nedenle de düşüncelerinde ve savundukları değerlerde bazı değişiklikler yapma ihtiyacı hissederler. Elbette insanın kendini yenilemesi ve bir yenilik arayışı içinde olması, eğer bu arayış hayır ve güzellik yönünde ise, çok güzel ve değerli bir tavırdır. Bir de düşüncelerinde ve tavırlarında hiçbir değişiklik yapmayan, savunduğu değerleri körü körüne uygulamaya devam eden insanlar vardır ki, bu insanların en büyük hataları yanılgıya düştüklerinin farkına varamamalarıdır. Bu yanılgı insanın iş hayatına dair prensipleri, aile yaşamı ile ilgili değerleri, dünya görüşü gibi sosyal yaşamla ilgili olabileceği gibi, tüm bunları kapsayan dine bakış açısı ile de ilgili olabilir.

İnsanların dini ve dinin getirdiği ahlakı düşünürken en çok yanılgıya kapıldıkları konuların başında ise, dinin yalnızca yaşlılık döneminde yerine getirilen ibadetlerden ibaret sanılmasıdır. Oysa Allah'ın varlığına ve birliğine iman eden, Allah'tan başka ilah olmadığını bilen ve hesap günü ile karşılaşacağının bilincinde olan bir insan için ibadetin yaşı yoktur. İnsan iyi ile kötüyü ayırt edebilecek yaşa geldiği andan itibaren Allah'a karşı tüm sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlü olur.

Kuran'ın pek çok ayetinde güzel ahlakla ilgili tarifler, tavsiyeler ve örnekler yer almaktadır. Dini yaşayan bir insan tüm ibadetlerini eksiksiz yerine getirdiği gibi, dinin getirdiği güzel ahlakı da eksiksiz yaşamak için gayret sarf eder. Bu nedenle mümin sabır, dirayet, şefkat, merhamet, tevazu, cesaret, çalışkanlık gibi pek çok güzel ahlak özelliğini üzerinde taşır. Din ahlakının gereği olarak adaletlidir, haksızlığa göz yummaz, uzlaşmacı ve barış severdir.

Ancak insanların bu yanılgıları kadar, onları böyle bir yanılgıya sürükleyen nedenler de oldukça önemlidir. Bu nedenlerin en önemlileri ve en yaygın olanları arasında dünyaya olan bağlılık, herkesin bir gün yaptıklarının hesabını vereceğini ve bu hesabın sonunda bulacağı karşılığı unutması yer almaktadır. İnsan dünya hayatı ile dalıp oyalanırken çok önemli bir gerçeği göz ardı eder. Dünya hayatı için çoğu zaman duyduğu "dünyaya bir kere gelinir" sözü bir gerçektir, her nefis ölümü tattıktan sonra bir daha dünya hayatına dönüş olmayacaktır. Bu dünya hayatı bittiğinde insan bir daha telafisi mümkün olmayacak şekilde hesap günü ile karşılaşacaktır. Hesabının neticesi ise ona ya sonsuza kadar mutluluk ve güven olarak ya da sonsuza kadar azap olarak dönecektir. Üstelik, "De ki: Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır..." (Cuma Suresi, 8) ayetinde bildirildiği gibi bu gerçekten kaçmaya çalışmak da bir şey değiştirmeyecektir.

İnsanın hiç bitmeyeceğini sandığı dünya hayatı, herkes için belirlenmiş bir sona doğru ilerlemektedir. Her sabah yeni bir başlangıçken, aynı zamanda bir son da olabilir. Aslında bir önceki paragrafı bitirip, bu paragrafa geçtiğinizde dahi bu sona doğru bir adım daha yaklaşmış olursunuz. Çünkü bir önceki paragrafı okuduğunuz dakikalardaki düşünceleriniz, tavırlarınız, niyetiniz ise bir gün mutlaka karşınıza çıkmak üzere kaydedilmiştir. Ve herkes gibi siz de, kendiniz için belirlenen vakit geldiğinde, tüm bu kaydedilenlerin bulunduğu kitabınız ile karşılaşıp bu anların tek tek hesabını vereceksiniz. Üstelik bu kitapta, siz unutmuş bile olsanız, hiçbir şeyin unutulmadığını göreceksiniz.

İşte insanın "yapıp-ettiklerini önünde hazır bulduğu bu gün" çoğu insanın yanılgıya kapıldığı gibi uzakta ve ileride değildir. Önemli olan ise insanın bu zamanı nasıl geçireceği, daha doğrusu bu fırsatı nasıl değerlendireceğidir. Çünkü insanların çoğu bunun farkında olmasa da dünya hayatı insanın önüne sunulmuş çok büyük bir imkandır. Eğer insan bu imkanı iyi değerlendirirse, hayal bile edemeyeceği kadar büyük bir nimet ve güzellikle ödüllendirilir. Bu fırsatı kötüye kullananların alacağı karşılık ise gerçekten dehşet vericidir.

Üstelik her şeyden önemlisi bu fırsatın insana bir kereye mahsus olarak tanınmasıdır. İnsan kaderinde belli olan sona yaklaştığında artık kendisini o sondan geri çevirebilecek yoktur. Her ay, her gün, her saat, her dakika insan için bir kereliğine yaratılmıştır. Bu nedenle insanın yaşadığı anın kıymetini bilmesi, bunun tek seferlik bir imkan olduğunu unutmaması gerekir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, bu hem tek seferlik bir imkandır, hem de bir insanın öğüt alabilmesi için yeterince uzun bir süredir. Allah her insana kendinde olanı değiştirmesi, kötülüğün yerine iyiliği kazanması, çirkin ahlakını güzeli ile değiştirmesi ve Kendisinin razı olup beğeneceği bir ahlakı yaşaması için her türlü imkanı verir. Önemli olan insanın bu imkanı nasıl değerlendirdiğidir. Bu imkanı değerlendiremeyenlerin pişmanlıkları Fatır Suresi'nin 37. ayetinde "...Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım..." şeklinde bildirilir.

İnsanların ahiret günü büyük bir pişmanlık yaşamalarının nedeni o gün artık başlarına gelecek olanları anlamaları ve azabın büyüklüğünün farkına varmalarıdır. Hayatını gaflet içinde geçirmiş, kendisine yapılan hatırlatmalardan yüz çevirmiş, belki de kendisi ile hatırlatılanlarla alay edip büyüklüğe kapılmış kimse hayatı boyunca inkar ettiği gerçek ile bugün karşılaşmıştır. Üstelik bu karşılaşma ona bir gerçeği daha göstermiştir: Dünya hayatı tek seferlik bir imkan olduğu gibi, hesap günü de bir defaya mahsustur. Hayatını inkar içinde ve Allah'ın emrettiği ahlaktan uzak geçirenler ebedi olarak kalmak üzere dönüşü olmayan cehenneme konulurlar. Ve cehennem azabının şiddeti, "...Artık o gün hiç kimse (Allah'ın) vereceği azap gibi azaplandıramaz. O'nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz" (Fecr Suresi, 26) ayetinde belirtildiği gibi başka hiçbir azap ve acı ile kıyaslanamayacak kadar şiddetlidir.

İşte bu, insanların yaşadığı son pişmanlıktır. İnsanlar dünyadaki tüm vakitlerini tüketip geride bırakmışlar ve bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa yaptıkları her şey ile karşılaştıkları güne ulaşmışlardır. Bu büyük günde herkes tek ve son defa olmak üzere hesaba çekilecek ve tartıları ağır basanlar hoşnut olacakları bir yaşama, tartıları hafif kalanlar ise çetin ve şiddetli bir azaba geçeceklerdir.

Görüldüğü gibi dünya hayatı gaflete kapılacak, boşa vakit geçirilecek bir yer değildir. Allah dünyayı belli bir amaç için yaratmıştır ve insanın bu amacı yaşamının hiçbir anında unutmaması gerekir. Bir göz açıp kapayıncaya kadar geçen bu süre boyunca insan dikkatini açık tutması, önüne çıkan fırsatları Allah rızası için iyi değerlendirmesi herşeyden önce kendisi için önemlidir. Çünkü her insanın işlediği iyilik kendi lehine, kötülük de kendi aleyhinedir.