DÜNYA HAYATININ ALDATICILIĞI

Kur'an-ı Kerim'de geçen dünya kelimesinin kökeni, Arapça'daki "deniy" sıfatından türer. Deniy kelimesi ise alçak, basit ve değersiz gibi anlamlara gelir. Dolayısıyla dünya da, Kur'an-ı Kerim'de geçen bu kelimenin işaret ettiği anlama uygun olarak tam karşılığını bulmuş olur.

Kur'an-ı Kerim'de dünya hayatının değersizliği, ayet-i kerimelerde sık sık vurgulanır. Sözgelimi Hadid Suresi'nde belirtilen dünya yaşantısına yönelik olan tasvirler, bu değersizliği en güzel bir biçimde yansıtmaktadır:

"Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekincilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir." (Hadid Suresi, 20)

Nitekim insanların dünya hayatını güzel kıldığını düşündüğü zenginlik, statü, başarı ve şöhret gibi tüm faktörler, geçici ve göz boyamaya yönelik olan unsurlardır. Nitekim Allah (c.c), gerçekte tüm bunların insan için aldanıştan ibaret olduğunu bildirmektedir. Bu aldanış ise öncelikle dünya hayatının ahirete oranla daha üst bir yerde tutulmasıyla başlar. "Hayır siz, dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir." (A'la Suresi, 16-17) ayet-i kerimesinde dikkat çekildiği üzere de, dünya hayatını ahirete üstün tutanlar, Allah (c.c)'ın yüz çevirenlerdir. Kur'an-ı Kerim bu tarz insanları Yunus Suresi'nde; "Allah (c.c) ile karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olarak Allah (c.c)'ın ayetlerinden habersiz olanlar" olarak tarif eder.

Elbetteki dünya hayatının değersizliği, bu dünyada güzelliklerin varolmadığı anlamına da gelmez. Çünkü Allah (c.c) bu dünyada hem cenneti, hem de cehennemi hatırlatacak sayısız örnek yaratmıştır. Dünya yaşamında Allah (c.c)'ın ilahi kanunu gereği bu iki özellik de birarada bulunur. İnsan bu şekilde ölümünden sonra kendisi için takdir edilecek cennet ya da cehennem hakkında bilgi edinir ve sonsuza dek sürecek olan ahiret yaşamına yönelir. Ancak bu gerçekleri göremeyen pek çok insan, dünyada mükemmel ve eksiksiz bir hayat yaşayacağını sanır. Bu zan içerisinde dünya yaşamına ilişkin her türlü kusur ve eksiklikleri dünya yaşamının doğal özellikleri olarak görür.

Sözgelimi hastalanmak, fiziksel acizliklere sahip olmak, yorgunluk, acı ve sıkıntı hissetmek, çoğu insana doğal gelir. Halbuki bunların hepsi belli bir amaca yönelik olarak yaratılmış olan kavramlardır. Çünkü insan hiçbir zaman hastalanmayabilir ya da yorgunluk hissetmeyebilir. Ya da hiçbir zaman yaşlanmayacak bir gençliğe ve enerjiye sahip olabilir. Ancak Allah (c.c) dünyadaki yaşamı bu şekilde yaratmakla, insana sahip olduğu acizliği göstermekte ve cennetteki yaşama özlem duymasını sağlamaktadır. Nitekim insan dünya yaşamında sahip olduğu acizliğiyle her gün yüz yüze gelir. Her sabah temizlemek zorunda olduğu yüzü ve bedeni, bu durumu ona sürekli hatırlatır. Ya da gözle görülemeyecek kadar küçük bir mikroba tüm vücudunun yenik düşerek günlerce onu eski enerjisinden uzaklaştırması, bu acizliği görebilmesi için aslında yeterlidir. Kaldı ki bunun yanısıra, öldükten sonra toprağın altında vücudunun birkaç hafta içinde parçalanarak kurtlanması ve toprağa karışması, bu acizliğin en belirğin örneğidir.

Tüm bunlar, insanın Yaratıcı'sına ne derece muhtaç olduğunu kendisine hatırlatmak açısından özel olarak yaratılmış olan kusurlardır. Bu gerçekleri unutmak ya da akla getirmemeye çalışmak ise, insanın ahireti açısından büyük bir kayıp olacaktır. İnsan tüm bu acizliklere bakarak, zaaflarını kolaylıkla görebilir. Gözünde büyüttüğü, takdirini toplamaya çalıştığı insanların ne derece büyük bir acizlik içerisinde olduklarını da daha iyi anlar

Bu gerçekleri görmemezlikten gelen insanlar ise, buradaki hikmeti kavrayamaz. İşte bu nedenle de yalnızca son derece eksik ve kusurlu olan bu dünya yaşamıyla tatmin olur. Nitekim Kur'an-ı Kerim bu insanlardan bahsederken; "Şu halde sen, Bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir.İşte onların ilimden yana ulaşabildikleri (son sınır) budur…" (Necm Suresi, 29-30) hükmünü verir.

Geçici ve çok kısa olan ve sadece aldatıcı süslere sahip dünya hayatına bağlananlar, ahirette gerçeği anlayınca telafi edilemez bir pişmanlık duyacaklardır. Asıl hayat ahiret hayatıdır. Dünyaya karşılık ahireti satın alan müminler, dünya hayatları boyunca bu sonsuz mutluluk için çaba harcarlar.

"… İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasibleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir." (Bakara Suresi, 200-202)

401-449