GERÇEK
DOSTLUK ANCAK İMANLA OLUR
Cahiliye toplumunda insanların en çok yakındıkları konulardan birisi
gerçek dostlarının olmamasıdır. Özel sohbetlerinde pek çok insan
gerçek bir dosta sahip olmadığından, çevresi kalabalık gibi görünse
de aslında hep yalnız olduğundan, gerçekten güvenip dayanabileceği
birisinin olmamasından şikayet eder.
Bunun temel nedenlerinden birisi cahiliyede pek çok konuda olduğu
gibi insanlar arasındaki ilişkilerde de maddi değerlerin ve menfaatlerin
önem kazanmasıdır. İnsanlar arkadaşlarını seçerken, güzel ahlaktan
önce bu arkadaşlığın kendilerine maddi olarak neler sağlayabileceğine
bakarlar. Cahiliyede bir kişinin son model bir arabası olması, bir
diğerinin fiziki görünümünün dikkat çekici olması, zengin olması
ya da bir başkasının tanınan bir aileden gelmesi arkadaş seçiminde
en önemli kriterlerdir. Bu nedenle de cahiliyede insanlar dostluklarında
asla manevi tatmini bulamazlar. Çünkü Bediüzzaman'ın da ifade ettiği
gibi, "Mukabilinde bir mükafat, bir sevap istenilen muhabbet
zayıftır, devamsızdır."
Cahiliye toplumunda insanların arasında gerçek dostluğun hiçbir
zaman yaşanamamasının en önemli nedenlerinden birisi, kimsenin birbirine
hatalarını söylememesi ya da bu hatalarını düzeltmesi için yardımcı
olmamasıdır. Din ahlakını bilmeyen insanların düştükleri en büyük
hata da budur. Ya arkadaşlarını olduğu gibi kabullenmeyi tercih
edip, her türlü ahlak bozukluğuna göz yumarlar ya da için için karşılarındaki
kişinin tavırlarından rahatsızlık duyar, ancak bunu asla dile getirmezler.
Oysa gerçek dostluk her yönü ile özveri ister. Gerçek dost vefakar
ve sadıktır. Gerçek dostların sevgileri ve ilgileri şartlara ve
koşullara bağlı değildir. Gerçek bir dost fedakardır, dostu için
kendi imkanlarından fedakarlık edebilir, kendi şartları daha kötü
bile olsa kendisinden önce dostunun iyiliğini ve menfaatini düşünür.
Çünkü dost yanındaki insanın velisidir, hamisidir, gözeticisi ve
kollayıcısıdır. Ancak dünyevi değerler öncelikli olduğu müddetçe
insanlar arasında böyle güçlü bir dostluk kurulması mümkün değildir.
Yukarıda saydığımız gerçek dostluk ancak Allah'a ve ahiret gününe
iman edenlerin arasında tecelli edebilir. Çünkü müminlerin dostluğu
Allah içindir. Allah için yaşanan sevgi ve dostlukta ise tarafların
birbirlerinden Allah rızası için bir sevgiden başka hiçbir beklentileri
olmaz.
Bu nedenle müminler birbirlerinin gerçek anlamda dostu ve velileridirler.
Çünkü dostluklarının temeli Allah'a bağlılığa ve imana dayanır.
Fedakarlık, özveri, vefa, sadakat, ince düşünce, merhamet, sevgi
ve saygı gibi özellikler müminlerin Allah korkusu ile en fazlasına
sahip olmak için yarıştıkları çok üstün hasletlerdir. Bu nedenler
müminler arasındaki ilişkide her zaman için "hayırlarda yarışmak"
esastır. Bu yarış esnasında herkes en fedakar, en vefakar, en sadık
ve en ince düşünceli olmak için yarışır. Bu nedenle de yapılan iyiliklerden
dolayı kimse kimseye minnet etmez. Herkes herşeyden önce kendi ahireti
için Allah'ın dostluğunu ve sevgisini talep eder.
Bir insan dostu için Allah'ın rızasını gözeterek maddi bir özveride
bulunmayı, dostluğuna hiç bir şart koşmamayı bilmelidir. Din ahlakı
yaşandığı takdirde dostluk hiç bir koşula bağlı olmaz. Müminlerin
dostluğu arkadaşlıktan öte bir kardeşliktir. Nasıl ki, ailenin bir
ferdinin yaşadığı bir olumsuzluk o ailenin her bireyini ilgilendiriyorsa,
bir müminin başına gelen herhangi bir sıkıntı da tüm müminleri ilgilendirir.
Ve bu kişinin sıkıntısına, ihtiyacına topluca çözüm aranır. Bir
hastalık durumunda müminler gerçek dostluğun en güzel örneğini gösterir,
o kişinin ihtiyacına yönelik her türlü çözümü üretmek için bir olur,
gece gündüz bunun için uğraş verirler.
İşte böyle bir dostlukta mekanlar, diller, kültürler ayrı da olsa
gönüller her zaman birdir. Çünkü yalnızca müminler arasında tam
anlamı ile yaşanan gerçek dostlukta amaç birdir. Üstad müminlerin
dostluğuna hiçbir ayrılığın engel olamayacağını ise sözleri ile
dile getirmiştir:
"Bir şehir, bir vilayet, bir memleket, belki küre-i Arz,
belki dünya, belki alem-i vücud iki hakiki dost için bir meclis
hükmündedir. Böyle dostluk ve kardeşliğin firakı (ayrılık) yok,
hep visaldir (kavuşma). Fani, mecazi, dünyevi dostluklar sahipleri
firakı düşünsün, bize ne."
Müminlerin dostluğunu sağlam kılan unsurlardan birisi de hep birbirlerinin
iyiliği için çalışmalarıdır. Bunun en önemli göstergelerinden birisi
bir hata veya yanlışlık gördüklerinde bunu samimiyetle dile getirmeleri
ve bu eksikliğin giderilmesi için birbirlerine yardım etmeleridir.
Gerçekten birbirini sevenler birbirlerini ateşin azabından korumak
için yardımcı olanlardır. Bu nedenle karşısındakinin kişiye iyiliği
emredip, onu kötülükten meneden, zaafı olan konularda ona destek
olan, bir hatasını düzeltmesi için elinde geleni yapan kişi sevgisini
ve dostluğunu en güzel şekilde ifade etmiş olur. Nitekim Üstad da,
"Asıl hüner, kardeşini fena gördüğü vakit onu terk etmek değil,
belki daha ziyade uhuvvetini kuvvetleştirip ıslahına çalışmak, elh-i
sadakatin şe'nidir" sözüyle bu gerçeğe dikkat çekmiştir.
Görüldüğü gibi her konuda olduğu gibi, insanların özlem duydukları
gerçek dostluğu yaşamak da ancak din ahlakı ile mümkündür. Dolayısıyla
din ahlakının daha çok öğrenilip yaygınlaşması dostluk ve sevgi
ortamının da yaygınlaşmasına vesile olacaktır.
|