|
İMAN
EDENLERİN GERÇEK DOST VE ARKADAŞI ANCAK MÜMİNLERDİR
Müminlerin
birbirlerine olan bağlılığı Allah'a olan imanlarından kaynaklanmaktadır.
Bu bağlılık adeta sağlam bir kök gibidir ve hiçbir zorluk ya da
sıkıntı onu hiçbir şekilde sarsmaz. Bu bağlılık cahiliye insanları
arasındaki hiçbir dostluğa, arkadaşlığa ya da yakınlığa benzemez,
herşeyin üstündedir. Cahiliyenin dostluğu bir menfaat çatışmasında
hemen bozulurken, müslümanların dostluğu imanda derinleşildikçe
daha da artar, güçlenir. Dolayısıyla müminlerin birbirlerine olan
sevgileri de dünya üzerindeki hiçbir sevgi ile kıyaslanmayacak kadar
güçlü ve derindir. Çünkü bu sevgi de takvalarından, ihlaslarından
ve Allah'a olan bağlılıklarından gelir.
İmanlarından kaynaklanan güven ve teslimiyetleri ise sınırsızdır.
Kendi aralarında sanki tek bir vücut gibidirler. Müminler, birbirlerinin
eksik ve kusurlarını örten ve gideren, güzel yönlerini daha da güzelleştirmeye
gayret eden ihlas sahibi kişilerdir. Peygamberimizin de ifade ettiği
gibi "Mümin kardeşiyle çok, kendi başına azdır"
Müminlerin birbirlerine olan sevgileri, düşkünlükleri ve bağlılıkları
tevhid inancında birleşmeleri dolayısıyladır. Birbirlerinin haklarını
ve menfaatlerini gözetmelerinin temelinde de hep Allah korkusu ve
Allah sevgisi vardır. Peygamber Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde
"Mümin Allah için sever ve sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyen
kimsede hayır yoktur" demiştir. Dolayısıyla inananlar birbirlerini
Allah'ın emrettiği şekilde severler. Şefkat, merhamet, tevazu, adalet
duygusu ve fedakarlık hisleri ile birbirlerine yaklaşırlar. Çünkü
herşeyden önce Müslüman arınmaya niyet etmiş kişidir. Nefsini kötülüklerden
arındırarak huyunu güzelleştirmiştir ve tüm davranışlarında Allah'a
yönelmiştir. Kin, öfke, haset gibi şeytan işi pislikleri ruhundan
uzaklaştırmıştır. Bundan dolayı imanını muhafaza ettiği ve güzel
ahlakını devam ettirdiği sürece ona duyulan sevgi baki kalır. Meryem
Suresi'nin 96. ayetinde iman eden ve salih amellerde bulunanlar
için Allah'ın mutlaka bir sevgi kılacağından bahsedilir.
Ancak şu da unutulmamalıdır ki inananların birbirlerine olan sevgileri
sadece ahlaklarıyla doğru orantılı olarak artar veya azalır. Bir
müminin dış görünümü, maddi ve fiziki özelliklerinin değişip bozulması,
yaşlanması, sakatlanması gibi acizlikler ona duyulan sevgiyi etkilemez.
Aksine acizlikler daha çok şefkat ve merhamet duyulmasına vesile
olur. Ancak bir kişi Allah'ın emrettiği şeklin dışında bir ahlak
yaşarsa ve Allah'ın gösterdiği yolun dışında başka bir yolu benimserse
elbette o kişiye derin bir sevgi duyulması da beklenemez. Çünkü
böyle bir kişinin ahlakı da çirkin olur. Hele ki kişi ahlakındaki
zaafı, eksikliği yada kusuru bilhassa değiştirmemekte inat ederse,
bu kişiye duyulan buğz da artar. Peygamber Efendimizin de buyurduğu
gibi "Allah için sevmek, Allah için buğz etmek imandan bir
cüzdür." Bilinmesi gereken en önemli gerçek ise duyulan bu
öfke ve soğumanın kişinin sadece kötü ahlakına yönelik olması gerektiğidir.
Çünkü kişi tevbe eder ve ıslah olur ve akabinde salih ameller işlemeye
devam ederse, o kişiye karşı duyulan buğz da hemen ortadan kalkar.
Mümin, hatasız kul olmayacağını ve affedici olmanın önemli bir mümin
özelliği olduğunu bildiğinden daima hoşgörülü, şefkatli ve merhametlidir.
Öte yandan müminin yapılan bir hatada önce kendi nefsini kınayıp
nefsine buğz duyması, başkasının nefsine karşı gösterdiği öfkeyi,
kendi nefsine de gösterebilmesi Allah'a imanınından ve hesap gününün
yakın olduğunu bilmesinden kaynaklanır. Nitekim Allah Kuran'da "Siz
insanlara iyiliği emrederken kendinizi unutuyor musunuz?" (Bakara
Suresi, 44) ayetiyle bu konuya dikkat çekmektedir. Bir hadis-i
şerifte de "Nefsini düşman bil! Zira bana düşmanlığı sebebiyle
karşıma dikilmiştir" buyurulmaktadır. Elbette ki müminlerin
birbirlerine nasihat etmeleri önemli bir ibadettir. Ancak eğer bu
ibadete kişinin nefsi karışırsa ihlası bozulur, Allah'ın rızasını
kazanamaz. Nasihat ancak katıksız ihlasla ve karşı tarafın hayrı
ve ahiretini güzelleştirmek için olmalıdır. Nitekim Peygamberimiz
"Birbirinize hased etmeyin, birbirinizi helake sürüklemeyin,
birbirinize buğz etmeyin, kardeşçe Allah'a kul olun" buyurmuştur.
Dolayısıyla müminin kardeşine acıma hissi, merhamet, derin sevgi,
saygı ve hürmet ile yanaşması ahlakının bir gereğidir.
Ayrıca samimi bir müslümana kızmak, sinirlenmek, öfke ve kin beslemek
gereği gibi iman etmemiş, kibirli insanların vasfıdır. Mümin böyle
bir ahlak içerisinde bulunmaktan haya eder. Çünkü müslümana düşen
karşısındaki kardeşine hatasını fark edip, tevbe etmesi ve telafi
için süre vermesi, ona yardımcı olması gerekmektedir. Allah affediciliği
güzel bir mümin vasfı olarak bildirmektedir. İnsan kendisi için
istemediği bir şeyi başkası için de uygun karşılamamalıdır. Nasıl
ki kendisi bir hata yaptığı zaman, karşı taraftan anlayış, affedicilik,
şefkat ve merhamet bekliyorsa, müslüman kardeşi için de aynı ahlakı
göstermelidir.
Bununla birlikte müminlerin amacı dine hizmet etmek, bütün İslam
alemindeki müslümanları aynı gaye etrafında birleştirip güzel ahlakı
tüm insanlığa benimsetmektir. Yani insanlığı karanlık bir yaşamdan
nurlu bir yaşama çıkarmaktır. Müminlerin böylesine şerefli bir görevi
varken mümin kardeşi ile uğraşması, ona karşı olumsuz bir ahlak
göstermesi ve kardeşliği zedeleyecek hareketlerde bulunması kesinlikle
yakışık almaz. Gerçek bir dostluk ve kardeşlik yaşandığı zaman müslümanların
gücü de, yaptıkları her salih amelin etkisi de katlanarak artacaktır.
|