|
MÜMİN
DOĞRULAR KARŞISINDA BOYUN EĞİCİDİR
İnsan kötü ahlak özelliklerinin pek çoğunu henüz çocuk yaşlarında
iken öğrenmeye başlar. Bu yaşlarda muhakemesi ve iyiliği kötülükten
ayırt etme özelliği tam gelişmediği için çevresinden gelen her türlü
telkine karşı "alıcı" dır. Kişi bu dönemde pek çok iyi
ahlak özelliği kazanabileceği gibi kötü ahlak özellikleri de kazanabilir.
İnsanın bu dönemde kazandığı kötü ahlak özelliklerinden birisi de
inatçılık ve inatçılığın ürünü olan huysuzluk, aksilik gibi ahlaki
bozukluklardır. Güzel ahlak ile taban tabana zıt olan bu özelliklerinden
bazı insanlar yaşları ilerledikçe arınabilirler. Bazı insanlar ise
vicdanlarını kullanmadıkları ve irade göstermedikleri için ömür
boyunca bu özelliği üzerlerinde taşırlar.
İnatçılığın
bir insana vereceği en büyük zarar, pek çok şey karşısında olduğu
gibi, kendisini güzelliğe davet edenlere karşı da göstereceği dirençtir.
İnatçı insan öncelikle sabit fikirlidir ve yeni düşüncelere ve tekliflere
açık değildir. Kendisini geliştiremez. Kendisi için güzel ve hayırlı
olabilecek pek çok şeyi yalnızca inadından dolayı kabullenmez, reddeder.
Doğruyu yanlış, iyiyi kötü görür. Yaşadığı olaylarda ve kendisine
yapılan hatırlatmalardaki iyiliği, hayrı ve hikmeti fark edemez.
Bu nedenle de çoğunlukla ahlakını değiştirip güzelleştirebileceği
fırsatları değerlendiremez. Bu yüzden dünyada ve ahirette kendi
lehine olacak pek çok şeyi, kendi eliyle aleyhine çevirmiş olur.
Nitekim Bediüzzaman Said Nursi hikmetli bir benzetme yaparak; "İnadın
gözü kördür, meleği şeytan görür" demiştir.
Güzellikler karşısında direnmek, inat etmek şeytanın ahlakıdır.
Nitekim şeytan 'Allah'ın cennetinden kovulmuş, rahmetinden uzaklaştırılmış,
elindeki tüm nimetleri aleyhine çevirmiş ve kaybetmiş'tir. Elbette
şeytanın hüsrana uğramasının temel nedeni Allah'a karşı büyüklenen,
isyankar ve inatçı karakteridir. İnsanın ise şeytanın bu halinden
ibret alması ve onun içine düştüğü duruma düşmemek için vicdanını
kullanması ve nefsini kötülüklerden arındırmada, güzel olana yönelmede
gayret içinde olması gerekir.
Öte
yandan bir kişinin güzel ahlak karşısında boyun eğici olmaması,
inatçı davranması gurur ve kibrinin de bir göstergesidir. "Her
şeyin en iyisini ben bilirim, en iyisini ben düşünürüm" zihniyetini
taşıyan bir kişi başkalarından yeni bir şey öğrenmeyi, öğüt ve tavsiye
almayı, karakterini değiştirmeyi gururuna yediremez. Yalnızca kendisinin
'en akıllı ve en isabetli" kararları alabildiğini zanneder.
Halbuki bu anlayış kişideki manevi bir zaafın işaretidir. Çünkü
her bilenden daha iyi bilen mutlaka vardır. İnsanın kendisinin fark
edemediği pek çok şeyi dışarıdan ona bakan biri kolaylıkla görebilir.
Bu nedenle kişinin tavrını ve ahlakını düzeltmesi için dışarıdan
gelen her türlü uyarıya karşı açık olması, bu nimetten istifade
etmeyi bilmesi gerekir. Aslında vicdan sahibi her insan karşı taraftan
gelen hatırlatma ve öğütte mutlaka kendisine alacak bir pay bulur
ve inatla nefsinin kirli ve çirkin yönlerini örtmeye çalışmaz. Nefsinin
avukatlığını üstlenmez. Bu nedenledir ki vicdanlarını kullanan insanlar
hem hatalarını, eksikliklerini ve acizliklerini kolaylıkla görürler,
hem de hızlı bir şekilde bunları düzeltip, hatalarını telafi edebilirler.
Nitekim Allah Kuran'da kendisini müstağni ve yeterli gören kişinin
azgınlaşacağını, nefsinin tarafında yer almayan, nefsini kınayan,
eksikliklerini kabul eden kişinin ise felaha kavuşacağını bildirir.
Allah insanı mükerrem bir varlık olarak yaratmıştır. Dolayısıyla
insan Allah'ın kendisine verdiği ömrü en iyi ve en hayırlı şekilde
kullanma imkanına sahiptir. Eğer kendisine sunulan güzellikler karşısında
direnmez, gururuna yenik düşmeyip hidayet yoluna uymaya rıza gösterirse
karakteri ve ahlakı çok gelişir. Her gün karakterine yeni bir güzellik
eklenir. Böyle bir kişi nefsinin kötülüklerine karşı pek çok zafer
elde edebilir. Kısa bir süre içerisinde, sabırsız iken sabırlı,
korkak iken cesur, akılsız iken akıllı, bencil iken fedakar ve insaniyetli,
merhametsiz iken şefkatli ve merhametli, kibirli iken yumuşak başlı
ve efendi olarak, Allah'ın izni ile, çok üstün bir ahlak seviyesine
erişebilir.
Şeytan ise insanı bıkıp usanmadan inatçılığa ve isyana çekerek,
onu hak yoldan döndürmeye ve gafilane bir hayatı tercih etmesini
sağlamaya çalışır. Oysa her insan Allah'ın emirlerine ve Kuran ahlakına
uymakla sorumludur. Bunlara karşı inatçılık göstermek ve kötü ahlakta
direnmek kişinin Allah'ın rahmetinden uzak kalmasına sebep olabilir.
Böyle bir insan dünyada da ahirette de aşağılananlardan ve hor kılınanlardan
olur. Allah, "Kuran ayetleri okunurken onları işiten, ancak
daha sonradan inatla ve büyüklük taslayarak sanki işitmemiş gibi
kötü ahlak göstermekte ısrar edenleri" Casiye Suresi'nin
8. ayetinde cehennem ile uyarmıştır. Bu ahiret günündeki azaptır.
Dünya hayatında ise Allah'ın ayetlerini inkar edenleri neşesiz,
sıkıntılı, kasvetli, hüzünlü bir hayat beklemektedir. Çünkü ancak
güzel ahlaklı olmakta ve takva elbisesi ile kuşanmakta bereket ve
huzur vardır. Bu nedenle her insanın Kuran dışı tavırlardan kendisini
hızla ve titizlikle arındırması, iyi ve güzel olan her ahlaki vasfı
ruhuna iyice sindirmesi gerekir. Bunun yolu da Kuran'ı ve vicdanın
sesini rehber edinmektir.
|