DİKKAT EDİN -2-

"Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi bilendir." (Nur Suresi 64)

Cenab-ı Allah kainatın tek sahibidir. Melik sıfatı ile yeryüzünde olan herşey O'nundur. Dilediği kuluna dilediği kadar bahşetmekte, dilediğinden de kısmaktadır. Hiç bir güç Allah'ın hükmünün önüne geçemez.
Şüphesiz mülkün kendi kontrolünde olduğunu düşünen cahiliye, çok büyük bir aldanış içindedir. Sahip olduğu şeyleri dilediği zaman arttıracağını, istediği gibi kullanacağına inanır. Ve bunların hepsini kendine mal eder. İnancına göre, güzellikte onun, sağlıkta onun, mal da onun, beden de onundur. Ve ölünceye kadar da bunların kontrolü onun elinde kalacaktır.

Oysa gerçekte insan hiçbir şeye malik değildir. Ne güzellik, ne zenginlik ne de sağlık bir insanın kontrolünde hiçbir zaman olamaz. Herşeyin tek sahibi göklerin ve yerin Rabbi olan Allah(c.c.)'tır.

Ancak insanların bir çoğu bu gerçeği ısrarla görmezlikten gelir. Tüm Mısır'ı elinde bulundurmasıyla kibirlenen Firavun'un yıkım içindeki ölümü, zenginliği ile tüm kavmi etkileyen Karun'un çöküşü, nimetlerle dolu bahçe sahiplerinin mallarının ellerinden alınışı bu tür insanlara ve uğradıkları sona verilecek sadecebir kaç örnektir. Allah(c.c.) zenginliği nedeniyle kibirlenen ve kendisine karşı büyüklenen İrem halkını da yerle bir etmiş, geriye hiç bir güzellik bırakmamıştır. Onlar ki mallarının ve ustalıkla yaptıkları binalarının kendilerine ait olduğunu zannedip, bununla kibirlenmişlerdi. Allah(c.c.) böyle bir gafletin karşılığı olarak ellerinde hiç bir şey bırakmayacak şekilde onları yerle bir etmişti.

Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de buyurduğu örneklerden kavimlerin ne şekilde helak olduklarını, kibirlenen insanların nasıl bir sonla fakirleştirildiğini bilen müminler Allah(c.c.)'ın nasıl bir güce ve kudrete sahip olduğunu da bilirler. Bunun yanında en önemlisi ahiret günü zengin olanların sahip oldukları mallarının kendilerini şiddetli azaptan korumayacağını da bilmektedirler. Nitekim Kur'an'ın şu ayetleri dünya hayatında zenginlikleri ile övünen ve mülkün sadece Allah(c.c.)'ın olduğunu kabul etmeyen kafirlerin cehennemde nasıl bir konuma düşeceklerini açıkça beyan etmektedir. Ve onları uğrayacağı feci sonu bildirmektedir:

"Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi. Malım bana hiç bir yarar sağlayamadı. Güç ve kudretim yok olup gitti. (Allah buyruk verir:) Onu tutuklayın, hemen bağlayın.Sonra çılgın alevlerin içine atın." (Hakka Suresi 25-31)

Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir…

"Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir." (Mücadele Suresi 19)

Kur'an ayetleri iman edenlere en büyük düşmanları olarak "şeytan"ı gösterir. Onları sürekli gözetleyen, doğru yollarının üzerine oturarak saptırmaya çalışan, salih amelde bulunmalarını engellemek isteyen ve kalplerine vesvese veren bu düşmandır. Bir an bile müminin peşini bırakmadan onu Allah(c.c.) yolundan alıkoymayı hedeflemektedir. Ve bu ameline ulaşabilmek için elinden gelen herşeyi yapmaktadır. Bu sebeple Allah(c.c.) inanan kullarını şeytana kulak vermemeleri için şiddetle uyarmaktadır. Onların hiç bir zaman gaflete düşmemelerini, şeytanın tuzaklarını Rabbimize yönelip, tevekkül ederek yenmelerini öğütlemektedir.

Kuşkusuz Allah(c.c.)'tan uzaklaşan, Allah'ı unutan, Allah'ın emir ve yasaklarını dinlemeyen bir topluluk artık şeytanın dostu olmuştur. Allah bu kimseleri Kuran'da şöyle bildirmektedir:

Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar." (Zuhruf Suresi, 36-37)

Şeytana biat eden bir topluluk hem ruhen hem bedenen dünya hayatında büyük bir çöküş yaşamaktadır. Allah(c.c.) kendisine nankörlük ettikleri için onlara her yönden sıkıntı vererek, maddi ve manevi darlıklara sokarak karşılık vermektedir. Bunun sonucunda ruh hali son derece karamsar, hüzünlü, bunalım içinde, çıkmaza girmiş insan toplulukları meydana gelir. Bu kişiler böyle bir ruh halinden çıkmak için de zahiri sebeplere sarılırlar. Mallarını ne kadar artırırlarsa, bedenlerine ne kadar iyi bakarlarsa o zaman mutlu olacaklarını zannederler. Oysa ruh da beden de sadece Allah(c.c.)'ın kontrolündedir. Ve Cenab-ı Allah şeytanı izleyenlerin ruhen hüsran içinde olmalarını, bedenen de zorluklarla kuşatılmalarını dilemektedir. Bu Allah(c.c.)'ın vaadinin ve Kur'an'daki ayetinin gerçekleştiğinin kesin kanıtıdır. Zira şeytanın ordusu hüsrana uğramaktan kurtulamayacak ve tevbe edip Cenab-ı Allah'a yönelmedikçe dünyada ve ahirette huzur ve güvenlik duygusunu yaşamayacaktır.

Kuran Rabbimizin bizlere ilettiği tek yol göstericimizdir. Her müslümanın Kuran'ı okurken düşünmesi, Allah'ın bizden neler istediğini, hangi ahlakı beğendiğini görmesi ve uygulaması gerekir. Cenab-ı Allah'ın özellikle dikkatimizi istediği konular şüphesiz her müslümanın titizlikle üzerinde durması ve düşünerek uygulaması ve kalben iman etmesi gereken konulardır.

401-449