MÜMİN DİKKATİNİ HER AN AÇIK TUTMALI

Allah insanı bir amaç üzere yaratmıştır ve bu amacın, kulluk vazifesini yerine getirmek olduğunu Kuran'da bildirmiştir. Ancak insanın bu önemli vazifesini gereği gibi yerine getirebilmesi için dikkat, zihin ve şuur açıklığı, dimağındaki netlik büyük önem taşımaktadır. Kuran ayetlerinde müslümanın gerek kendi nefsi ile ilgili meselelerde, gerekse çevresinde gelişen olaylar esnasında her zaman dikkatinin ve şuurunun açık olması gerektiği üzerinde durulmaktadır.

Öncelikle insanın dikkatini her an açık tutması, hakiki ve kamil imanı elde edebilmesi için çok önemli bir vesiledir. Zira dikkat öyle bir hazinedir ki insanın ahireti kazanmasına mani olan tüm gaflet perdelerini yırtar, insana adeta hayat verir. Dikkati açık insan nereye baksa, her an Allah'ın yaratmış olduğu tecellileri görebilir ve sürekli bir zikir, dua ve tesbih halinde olur. Fussilet Suresi'nin 54. ayetinde de Allah müminleri dikkatli olmaya teşvik etmektedir:

"Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır."

Bu ayetten de anlaşılacağı üzere insan tam anlamıyla dikkatini açık tuttuğu takdirde Allah'ın kendisine şah damarından daha yakın olduğunun, kendisini sağından, solundan, önünden ve arkasından sarıp kuşattığının farkına varır. Böylece mümin dikkatini ayakta tutarak Allah'ın kendisi için yarattığı her görüntüden bir ders ve ibret çıkartır, öğüt alıp düşünür. Şuurun bu açıklığına ve samimiyete karşılık olarak da yakini artar, iman ve takva derecesi yükselir. Dikkati açık olan insan yaşamının her anında Allah'ın hoşnutluğunu ve beğenisini kazanmak için haram fiil ve düşüncelerden de şiddetle sakınır. Allah'ın sınırlarına titizlikle riayet eder. Cahiliyenin telkinlerden etkilenmez. Dolayısıyla kimse onu haktan ve hak yoldan saptıramaz, şaşırtamaz ve döndüremez. Allah'ın sadık bir kulu olarak ömür sürer. Ayrıca şuurunun açıklığı sayesinde hayatı boyunca kendisine sevap kazandıracak birçok imkan da yaratır. Önüne çıkan hayırlı hiçbir fiili fark etmemesi veya görmezlikten gelmesi söz konusu olamaz. Karşılaştığı tüm olaylarda Allah'ın razı olacağı tavrı gösterir.

Tüm bunlarla birlikte dikkati açık olan müslüman, kendisini bütün kötülüklerden, hastalıklardan ve nefisperestliklerden arıtarak, yalnızca Allah'a yönelir. Allah'ın sunduğu tüm nimetlerin ve güzelliklerin farkına varabildiği için bunlardan aldığı zevk de artar. Sahip olduğu haşyet duygusu ve takva ile herkese karşı yumuşak mizaçlı, tevazulu, terbiyeli, başkalarını incitmekten şiddetle kaçınan, özü sözü doğru, gözü tok ve kanaatkar, ikramı ve iyiliği bol olur ve çevresi tarafından da çok sevilir. Dikkati ve şuuru açık müminler aynı zamanda sorumluluk ve emanet ehli olmalarıyla, kişilik ve şahsiyetleriyle de tüm müslümanlar için bir nimet ve bereket haline de gelirler.

Ayrıca dikkati ve şuuru açık olan insanın kalbi de açık olur. Kıymetli büyüğümüz Mehmet Zahit Kotku da kalp açıklığının müslümanlar için ne kadar önemli olduğunu şu sözleriyle hatırlatmıştır:

"Allah bir kulundan hayır murad ederse, onun kalbinin hicabını giderir ve o kalbe yakin ve sıdk kor ve kalbini, içine konanları hıfz eder bir kab gibi kılar ve kalbini teslim kılar, lisanını da sadık, tabiatını da müstakim kılar ve kulağını işitici, gözünü de görücü kılar.

Elbette Allah'ın kulunun kalbini hayırlara açması, kalbindeki zulümatı, hicapları giderip Allah'ın feyzi ile dolmaya elverişli kılması insan için büyük bir nimettir. Mehmet Zahit Kotku, insanların Allah tarafından verilen bu nur ve feyzleri almaya kabiliyetli olmadığında ise, "kayaların üzerinden kayıp giden yağmur gibi bu nur ve feyzlerin de o zatın üzerinden kayıp gideceğini" belirtmiştir.

Elbette insanın dikkatini her an açık tutması, Allah'ın huzurunda bulunduğunu bir an için bile unutmaması için güçlü bir irade göstermesi gerekmektedir. Çünkü şeytan sürekli insanların Allah'ı anmalarını, O'nun tecellilerinin farkına vararak Allah'a yakınlaşmalarını engellemek ister. Bu nedenle de insana sürekli olarak dalgınlık, uyku hali, ağırlık, unutkanlık, bezginlik, miskinlik vermeye çalışır. Ancak insan gerçekten istediği takdirde, iradesini sağlam tutup nefsini disiplin altına alması mümkündür. Eğer dikkatini açık tutarsa şeytanın daima kötülüğü emreden bir varlık olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmaz ve kendisine musallat olmasına da imkan tanımaz. Allah Mücadele Suresi'nin, 19. ayetinde şeytanın bu etkisine karşı insanları dikkatli olmaya çağırmaktadır;

Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

Eğer insan nefsinin fücuruna karşı uyanık olmaz ise tüm kötülüklere kapı açar. Ama uyanık olursa nefsinin tüm pisliklerini görür ve onları ıslaha çalışır. İşte o zaman Allah'ın rahmetine ve rızasına ulaşır, gönlüne inşirah olur.

              51-100