|
CENNETE
DUYULAN ÖZLEM
Müslümanlar
bütün hayatları boyunca cenneti arzu eder ve dünyadayken cennete
karşı büyük bir özlem duyarlar. Dünyanın eksiklikleri onların cennet
hasretlerinin ve cennete kavuşma isteklerinin kat kat artmasına
sebep olur. Ancak her insan cennete karşı aynı derecede bir istek
ve özlem duymaz. Bunun nedeni ahirete olan inançlarının kesin bir
bilgiyle olmaması ve cennetin nasıl bir yer olduğunu düşünmemeleridir.
Cennet Kur'an'da çok detaylı tasvir edilmiştir. Allah-u Teala müminlerin
cennete nasıl gireceklerini, cennet kapısında nasıl karşılanacaklarını,
genişliğinin ve büyüklüğünün ne kadar olacağını, cennet evlerinin
nasıl yerlere inşa edilmiş olduğunu, yiyecek çeşitlerini, evlerden
bakıldığında görünen manzaraları, cennetteki kişilerin ahlak özelliklerini,
bahçelerin genel görünümünü, dekorasyonda kullanılan eşyaları, bu
eşyaların detaylarını, giyilen kıyafetlerin renklerini, işlemelerini,
ziynet eşyalarını, ikram edilen içeceklerin özelliklerini çok ayrıntılı
bir şekilde tarif etmiştir. Cenab-ı Allah'ın insanlara cenneti bu
kadar ince bir şekilde tarif etmesinin hikmetlerinden biri, insanların
cenneti gözlerinde canlandırabilmeleri ve cennete karşı içlerinde
bir özlem hissetmeleridir.
Kur'an-ı Kerim'de aynı zamanda cennetteki manevi hayattan da ipuçları
verilmiştir. Cennetteki esas zevk, insanın daha önce hiç tatmadığı
bir sevinç, mutluluk ve rahatlık içinde olmasıdır. Bu sevincin en
önemli sebebi müminlerin cennette Rablerinin kendilerinden razı
olduğunu bilmeleri ve bunun rahatlığı içinde olmalarıdır:
"Allah,
mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere,
altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler
vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük
kurtuluş ve mutluluk budur." (Tevbe Suresi, 72)
Aynı
zamanda cennet hayatında bir insanı psikolojik olarak rahatsız eden
ve ruhuna ters gelen en ufak bir şey olmayacaktır. Yani dünyada
insanın ruhun sıkan, içine rahatsızlık veren hiç bir olumsuzluk
cenette bulunmayacaktır. Örneğin şeytanın karakterini üzerinde taşıyan
hiç bir insan, cennet yurdunda yer alamaz. Bu da insan karakterlerine
ait bütün kötülüklerin ortadan kalkması anlamına gelmektedir.
Cennette insanlar arasında husumet ve kin de olmayacaktır. Cennet
insanları için Allah (c.c.) "…ne iyi arkadaştır onlar"
(Nisa Suresi, 69) ifadesini kullanmaktadır. Bu, cennette
çok içten, çok candan ve çok çoşkulu arkadaşlıklar olacağına işaret
etmektedir. Kine, düşmanlığa, sevgisizliğe ait en ufak bir belirti
cennette görülmez:
"Onların
göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler
olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar." (Hicr Suresi,
47)
Cenab-ı
Allah cennette yüksek tahtlar üzerinde yapılacak olan sohbetlerden
de bahsetmektedir. Ancak bu sohbetler cennete has çok farklı bir
ruh haliyle ve farklı bir şekilde gerçekleşir. Herşeyden önce cennet
sohbetlerinde insanın karşısındaki kişiler, ya peygamberler, ya
dinini savunurken öldürülmüş olan şehitler ya da salih müminler
olacaktır. Bu nedenle bu sohbetlerde Allah-u Teala en hikmetli ve
en samimi konuşmalarla zikredilecek, herkes bu sohbetlerden büyük
zevk alacaktır. Cenab-ı Allah cahiliyenin konuşmalarından tamamen
farklı olan bu konuşmaları ayet-i kerimelerinde şu şekilde tarif
etmektedir:
"Orada,
ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma. Yalnızca
bir söz (işitirler:) "Selam, selam." (Vakıa Suresi,
25-26)
Dünyada
insanın kalbini en çok sıkan ve insan ruhuna en ters gelen şeylerden
birisi de insanlara yapılan sözlü ve fiili zulümdür. Cennet her
köşesinde sevgi, merhamet ve güvenlik olan bir mekandır,
İnsanların dünyadayken hiç görmedikleri ve yaşamadıkları bir güvenlik
ortamına sahiptir, insan fıtratına aykırı olan hiç bir negatif durum
ve şart mevcut değildir. Büyük bir güvenlik vardır. Müminler cennetin
her köşesinde istedikleri şekilde dolaşır, hiç kimsenin bir kötülük
yapmasından ya da beklenmedik bir olayla karşılaşmaktan çekinmezler:
"
İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat
mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler."
(Sebe Suresi, 37)
Cennetin
en önemli özelliklerinden birisi de her yerde büyük bir mülk bulunması
ve bütün müminlerin bu mülkün sahibi olmasıdır. Cennet ehli hiç
bir gayret ve emek sarfetmeden Cenab-ı Allah'ın ikramı olan sofralardan
yer, Allah-u Teala'nın ikramı olan kıyafetlerin, evlerin, ziynetlerin
ve daha nice güzelliklerin sahibi olurlar. Cennette herkes zengin,
herkes büyük bir mülk sahibidir. Cenab-ı Allah Kur'an'da cennetteki
zenginliği şu şekilde tarif etmektedir.
"
Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün."
(İnsan Suresi, 20)
İşte
müslümanların dünyadayken özlemini duydukları, bir an önce kavuşmak
istedikleri cennet yurdu, böyle bir mekandır. İnsan, dünyanın ne
kadar eksik ve kusurlu olduğunu anlamak ve bu dünyaya tutkuyla bağlanacak
hiç bir sebep olmadığını iyice kavramak için cennetteki hayatı sık
sık düşünmelidir. Cenneti düşünen insanlar dünya ile ahiret arasındaki
farkı hemen kavrarlar ve dünyanın ne bir evine, ne bir caddesine,
ne bir toprağına, ne de bir manzarasına bağlanırlar. Cennetin varlığına
kesin bir bilgiyle inanan insanlar için, dünya sadece kişinin Cenab-ı
Allah'a olan bağlılığını ve imanını gösterebileceği geçici bir imtahan
yeri, ahiret ise sonsuza kadar sürecek olan, asıl evinin, arkadaşlarının,
hayatının olduğu yerdir.
Bediüzzaman
cenneti dünya ile kıyaslayarak şöyle diyor:
"Ey
insan! Bilir misin nereye gidiyorsun? Ve nereye sevk olunuyorsun?
Dünyanın bin sene mes'udane hayatı, bir saat hayatına mukabil
gelmeyen Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rü'yet-i cemaline
mukabil gelmeyen bir Cemil-i Zülcelal'in daire-i rahmetine ve
mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Mübtela ve meftun ve müştak olduğunuz
mecazi mahbublarda ve bütün mevcudat-ı dünyevideki hüsün ve cemal,
Onun cilve-i cemalinin ve hüsn-ü esmasının bir nevi gölgesi...ve
bütün Cennet, bütün Letaifiyle, bir cilve-i rahmeti ve bütün iştiyaklar
ve muhabbetler ve incizaplar ve cazibeler, bir lem'a-ı muhabbeti
olan bir Mabud-u Lemyezelin, bir Mahbub-i Layezalin daire-i huzuruna
gidiyorsunuz. Ve ziyafetgah-ı ebedisi olan Cennete çağrılıyorsunuz.
Öyle ise kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz."
(Mektubat, sf. 249)
|