|
DÜNYADA
BULUNMA NEDENİMİZ CENNETİ KAZANMAK İÇİN ÇABA SARF ETMEKTİR
İnsanların
büyük bir çoğunluğu tüm hayatlarının sadece dünya ile sınırlı olduğunu
iddia ederler. Buna göre doğacak, yaşayacak ve ölecek, ölüm ise
herşeyi ortadan kaldıran bir yokoluş olacaktır. Oysa bu çok büyük
bir aldanıştır. Çünkü ölüm bir yokoluş değil, tam tersine sonsuz
ahiret hayatı için bir başlangıçtır.
Her nefis ölümü tadacak ve ardından kıyamet gününde tekrar diriltilip,
Allah katında tüm yapıp ettikleriyle hesaba çekilecektir. Bu hassas
hesaptan sonra her insan yaptıklarıyla karşılık bulacaktır. Dolayısıyla
asıl yaşanacak hem de sonsuza kadar yaşanacak yegane hayat ahiret
hayatıdır. Ancak bu hayat bazı insanlar için sonsuza kadar büyük
bir azap, acı, huzursuzluk ve mutsuzluk içinde geçerken, bazıları
ise büyük bir mutluluk, sayısız nimetle dolu, içinde çok güzel insanların
ve mekanların bulunduğu, hepsinden önemlisi Allah'ın rızasının olduğu
cennette sonsuz hayatını geçirecektir.
Ancak bunu kavrayabilmek için sonsuzluk ifadesiyle kastedilen zamanı
iyi düşünüp, zihinde iyi şekillendirmek gerekir. Çünkü bu zaman
bizim, ilk defa ahiret hayatında yaşayarak kavrayabileceğimiz kadar
özeldir. Biz dünya hayatında yüzyıllık bir yaşamı bile uzun bir
ömür olarak adlandırırken, ahiret hayatında yüzyıl, bin yıl, on
bin yıl, yüzbin, milyon, trilyon, katrilyon yıl diye sonu gelmeyecek
şekilde devam eden bir yaşam insanları beklemektedir. Bu mutlak
bir gerçektir. İnsanlar dünyadan yaptıkları işlere göre cennet ya
da cehennemde sonsuza kadar kalacaklardır. Üstelik o gün artık ne
bir geri dönüş olacaktır, ne de yokoluş... Dünya hayatı yaşanmış
ve bitmiştir, herkes dünyada öğüt alabileceği kadar bir ömür sürmüştür.
Bu durumda akıl ve vicdan sahibi bir insanın dünyada geçirmekte
olduğu kısacık zamanı çok iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Çünkü
ahiretteki mekanının bu zaman dilimi içinde yapılanlara bağlı olarak
gelişeceği çok açık bir gerçektir. Yani dünyada yaşanan hayat ve
ardından gelen ölüm, güzel bir ahlak üzerinde olanlarla, kötü ahlak
gösterenleri keskin bir çizgiyle ayırmak için verilen bir imtihan
süresidir. Allah bu gerçeği Kuran'da da açıklamaktadır:
"O,
amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel)
olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı... (Mülk Suresi,
2)
Ayette
de dikkat çekildiği gibi dünyadayken işlenen amellerin, kişilerin
sonsuza kadar yaşayacakları ahiret hayatı için önemi çok büyüktür.
Bir insan Kuran'la kendisine sunulan doğruların ışığında bir yaşam
sürerse, Allah'ın kendisine vaat ettiği yer, sonsuz cennet hayatıdır.
Ancak bu doğruların yerine, kendi kurallarını koyar ve sadece dünya
hayatı için yaşamayı kendisi için yeterli görürse, bu durumda onun
için takdir edilen yer de cehennem olacaktır. Bu insan ne kadar
zararsız bir insan olduğunu, kötülük işlemediğini iddia etse de,
kendisine sunulan gerçeklere karşı gözünü kapattığı, kendini Kuran'da
bildirilen gerçeklerden uzak tuttuğu ve yaptıklarında Allah'ın rızasını
gözetmediği için O'nun rahmetinden uzak tutulacaktır.
Oysa dünya hayatı çok kısa ve geçicidir. Buna her insan hayatının
her anında şahit olmaktadır. Sevdiği değer verdiği insanlar yavaş
yavaş ölmekte, çevresindekiler ve en başta kendisi hızla yaşlanmakta,
on yıl önce elli yaşında orta yaşlı bir insan iken bir on yıl sonra
altmış yaşında yaşlı bir insan haline, yürürken yürüyemez, duyarken
duyamaz hale gelmektedir. Yıllar herşeyi ve herkesi büyük bir hızla
ölüme doğru yaklaştırmaktadır.
Bu doğruların ışığında insanların yapacağı sadece kendilerini yaratan
Allah'a teslim olup, O'nun istediği güzel ahlakı gösterip, beğenmediği
tavır ve tutumlardan sakınmak ve bunun sonucunda sonsuz cennetin
ehli olmaktır. Çünkü kusursuz güzelliklerle dolu sonsuz bir hayat
bunu hak eden, bunun için çaba sarfeden ve dünya hayatında bu amaç
doğrultusunda yaşayan insanlar için hazırlanmıştır.
Bu insanlar cenneti kazanmak için dünyada emek sarf etmek gerektiğini,
nefsin bencil tutkularından, ona emrettiği uzak durup, irade göstermeleri
gerektiğinin bilincine varmışlardır. Ve Rablerini razı etmek için
hayatları boyunca tüm bunlardan sakınarak yaşamışlardır. Onlar yaşamları
boyunca nefsin istek ve tutkularından sakınmış, mallarını ve canlarını
Allah yolunda adamış, kınayanın kınamasındam çekinmeden ahlaklarını
yaşamış, korkmamış, gevşekliğe düşmemiş ve hiçbir koşulda yılgınlığa
kapılmamış insanlardır. Onlar Rablerinin dostluğunu, yakınlığını
kazanmak ve diğer cennet ehlinin yanına yakışır bir insan olmak
için, kendilerine dünya hayatının yaratılmış olduğunun bilincindedirler.
Bu nedenle de dünya hayatına bağlanmazlar. Onların asıl yurdu ahirettir.
Dünyadaki hiçbir sıkıntı, zorluk onları hüzne düşürmez. Tüm olanlara
hayır gözüyle bakarlar. Sabrı, tevekkülü, Allah korkusunu, samimiyeti,
gerçek imanı, Allah'a gönülden itaati ve güzel ahlakın diğer gereklerini
bu dünya hayatında öğrenirler. Ve kendilerini sonsuz mekanları olan
cennet için hazır hale getirmek için hayırlarda yarış içine girerler.
Müslümanların dünyada göstermekte oldukları bu çaba onlara Allah
tarafından emredilmiştir:
"Rabbinizden
olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak
için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran
Suresi,133)
İslam
aleminin değerli zatlarından Mehmet Zahit Kotku da dünyanın taşıdığı
gerçek amacı şöyle ifade etmektedir:
"Şimdi
bu cennet evini hak kazanmak için ve oraya girebilmek için oraya
uğramak mecburiyetindeyiz. Burasının uğrak yeri olduğunu bilip,
hak Celle Ala'nın emirlerini dinleyip, peygamber efendimizin de
gösterdiği yoldan ayrılmamak şartıyla, rahmeti ilahiye lutfu ilahiye
ile cennete girilecektir. Onun için buraya geldik, adına dünya
dediler. Binaenaleyh bu dünyaya gelip de, burada temelli kalmak,
şimdiye kadar kimsenin elinden gelmemiş ve gelmeyecektir. Herkes
buradaki imtihan müddetini bitirince, ölüm yolu ile yine geldiği
yere dönecektir. Gelirken ana vasıtasıyla gelmiştir, giderken
kabir vasıtasıyla gidecektir."
|