|
İSLAM
DİNİ BOZGUNCULUĞU YASAKLAR, BARIŞÇI VE UZLAŞTIRICI OLMAYI EMREDER-1-
İslam dininde -her ne sebepten olursa olsun- masum insanlara zarar
verecek bir terör eyleminin, kavganın, çatışmanın, öfkenin, kinin
ve düşmanlığın yeri yoktur. Çünkü İslam kelime olarak barış anlamına
gelir. İçerik olarak ise İslam dini insanlığa barış içinde, uyumlu,
sevgi ve saygı esaslarına dayanarak, hoşgörülü, merhametli yaşamalarını
öngören bir hayat modeli sunar. İslam dininde hangi dinden, ırktan,
milletten olursa olsun insanlara saygı göstermek, şefkatli davranmak,
iyilik yapmak, adil ve düşünceli davranmak emredilir. Terörde ise
düşmanlık, kin, adaletsizlik, öfke, şiddet ve kan vardır.
İnsanlara zarar vermek, masum insanları öldürmek, şiddet yoluna
başvurarak fikirlerini kabul ettirmeye çalışmak ve acımasız eylemler
yapmak İslam ahlakının lanetlediği bir eylemdir. Çünkü İslam dini
terörü lanetler, teröre destek vermeyi, göz yummayı ve terör eylemi
yapanlara karşı sessiz kalmayı yasaklar.
İslam
dini bozgunculuğu ve bozguncu karakterini yasaklamıştır
İslam dininde insanlar arasında ayrılık çıkarmak, gerilim, öfke
ve şiddet yoluyla fikir yaymak yoktur. Allah müminlere yatıştırıcı,
uzlaştırıcı ve barışcı olmayı emreder. İnsanların rahat edeceği,
huzur duyacağı bir ortam oluşturulmasını teşvik eder. Hangi dinden
veya fikirden olursa olsun toplumların birarada güzellikle ve uyumlu
bir şekilde yaşayacağı tek sosyal düzen Kuran'da tarif edilmiştir.
Bunun aksi bir tavır içinde olmak, insanların birbirine düşeceği,
kavgacı, tartışmacı, acı verici olaylara sebep olmak bir ayette
müminlere şu şekilde yasaklanır.
"Allah'ın
sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini)
unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun
ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları
sevmez." (Kasas Suresi, 77)
İslam
dini affedici olmayı ve müspet hareket etmeyi emreder
Yukarıdaki
ayetten de açıkça görüldüğü gibi Müslümanların üzerine düşen, her
ne şart altında olursa olsun müspet hareket etmek ve affedici olmaktır.
Unutmamak gerekir ki, insan yaşamı boyunca pek çok haksız olayla
karşılaşabilir. İslam ahlakının gereği olan affedici olmak, iyiliğe
kötülükle karşılık vermek ve öfkeyi yenerek hoşgörülü davranmaktır.
Yeryüzünde meydana gelen adaletsizlikler, haksızlıklar, zulümler
tümü insanların imtihanı gereği meydana gelen özel olaylardır. Müslümanlar
bu tip haksızlıklara karşı sabır göstererek, itidalli, akılcı, merhametli
ve hoşgörülü davranarak Allah katında üstün bir makam sahibi olurlar.
Kötülüğe kötülükle, şiddete şiddetle, adaletsizliğe adaletsiz davranarak
karşılık vermek İslam dininde yasaklanmıştır. Bu gibi özellikler
inkar edenlerin ve inkarın dünya üzerinde yayılmasını hedefleyen
insanların özellikleridir. Çünkü onlara göre hayatta başarılı olmanın
tek yolu çatışma ve savaştır. Ancak maddi gücü elinde bulunduran
kişiler ayakta kalabilir.
İşte dünya üzerinde böyle bir hayatın yaygın olması, tüm Müslümanları
daha iyi, güzel ahlakı uygulama ve yayma konuusunda daha şevkli,
daha fedakar, daha merhametli, daha sabırlı olmaya yöneltmelidir.
Çünkü zaten yaşanan acılar ve ölen masum insanlar düşmanlıkların,
kinin ve öfkenin bir ürünüdür. Bu durumun yeryüzünden silinmesi
ve dünyanın adalet, sevgi, hoşgörü ve barışın yaşandığı bir yer
haline gelmesi Müslümanların sorumluluğundadır. Böyle bir ortamda
Müslümanların affedicilikte, sevgi ve merhamette örnek olacak sabırlı
bir tavır sergilemeleri ve mümkün olduğunca süratli bir şekilde
insanlara İslam ahlakını öğretmeleri gerekmektedir. Yani kötülüğe
iyilikle karşılık vererek insanlara insanca yaşamanın nasıl olması
gerektiğini göstermektir.
Nitekim Bediüzzaman İslam'la bozgunculuğun asla bağdaşmayacağını
ölmeden önce talebelerine verdiği son derste şu şekilde açıklamaktadır.
Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir.
Rıza-yı İlahîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i
İlahiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren
müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle
mükellefiz. Meselâ:
Kendimi misal alarak derim: Ben eskiden beri tahakküme ve terzile
karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım, bir
çok hâdiselerle sabit olmuş. Meselâ: Rusya'da kumandana ayağa
kalkmamak, Divan-ı Harb-i Örfî'de i'dam tehdidine karşı mahkemedeki
paşaların suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört
kumandanlara karşı bu tavrım tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor.
Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfî hareket etmemek
ve vazife-i İlahiyeye karışmamak hakikatı için; bana karşı yapılan
muamelelere sabırla, rıza ile mukabele ettim. Cercis (A.S.) gibi
ve Bedir, Uhud muharebelerinde çok cefa çekenler gibi sabır ve
rıza ile karşıladım.
Evet meselâ: Seksenbir hatasını mahkemede isbat ettiğim bir müddeiumumînin
yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, beddua dahi
etmedim. Çünki asıl mes'ele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Manevî
tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dâhilî asayişe bütün
kuvvetimizle yardım etmektir
Bediüzzaman'ın bu sözleri, Müslümanın her şart altında müsbet bir
tavır içinde olması ve kötülüğe sabırla, merhametle karşılık vermesi
gerektiğini göstermektedir. Çünkü Allah Müslümanlara böyle bir ahlak
emretmiş ve ancak bu ahlakın yaşanmasıyla yerüzünde barış, adalet
ve huzur dolu bir yaşamın hakim olabileceğini bildirmiştir. Bu nedenle
özellikle dünyanın içinde bulunduğu bu karmaşık dönemde Müslümanların
üzerine düşen en büyük görev, Kuran'ın emri olan uzlaştırıcı, affedici,
hoşgörülü ve merhametli tavrı göstererek gerçek İslamı insanlara
tanıtmaktır.
|