BÜYÜK İSLAM ALİMİ: İMAM RABBANİ

İslam tarihi çok kıymetli İslam büyükleri ve onların eserleriyle doludur. Bu mübarek insanların yaşamları ve eserleri incelendiğinde kendilerinde örnek alınacak çok fazla yön olduğu görülür. Müslümanların, bu değerli insanların hayatlarını bilmeleri ve eserlerini okumaları kendileri adına çok faydalı olacaktır. Ben de bugünkü yazımda değerli büyüklerimizden İmam Rabbani'nin çok kıymetli özelliklerinden ve sözlerinden birkaçına yer vermek istiyorum.

İmam Rabbani, adı İslam tarihine altın harflerle kazınmış alimlerimizden bir tanesidir. Asıl adı Ahmed bin Abdullah bin Zeynelabidin es-Sirhindi el-Faruki olan İmam Rabbani, büyük bir mutasavvıftır. Baba tarafından Hz. Ömer'in soyundan gelen İmam Rabbani Sialkot'ta yani bugünkü deyimle Pakistan'da iyi bir tasavvuf eğitimi almıştır. Aldığı eğitimi kendi manevi derinliğiyle de pekiştirmeyi başarmış olması onu diğer insanlardan farklı kılmıştır.

İmam Rabbani'nin tasavvufa getirdiği yorumlar son derece önemlidir. Bilindiği gibi insanoğlu binlerce yıldır evreni tanımlamaya çalışmaktadır. Bu konuda eski Yunan'dan beri filozoflar düşünmekte ve çeşitli görüşler belirtmektedirler. Bunlardan kimi evreni ve dünyayı kendi materyalist anlayışlarıyla açıklamaya çalışırken kimileri de sağduyulu davranarak yaratılış gerçeğini ortaya koymuşlardır. Fakat İmam Rabbani'nin yaptığı hepsinin ötesindedir. O, yaratılış gerçeğini tasdiklediği gibi aynı zamanda "varlık" kavramını çok üst bir boyutta ele almış ve derinlemesine açıklamıştır. Cenab-ı Allah'ın varlığını, birliğini ve yüceliğini samimiyetle ele almış değerli bir müslümandır.

İmam Rabbani vahdet-i vücut (varlığın birliği) öğretisine karşı, vahdet-i şuhud (görünüşün birliği) kavramını geliştirmiştir. Buna göre Allah varlıkların ötesinin de ötesinde, insanların görme ve bilme gücünün üstündedir. Allah'ın varlığı karşısında, evrenin varlığına "gölge varlık" (zılli vücud) denebilir. Yalnız burada bu tanımlamanın İmam Rabbani'nin felsefesinin en kısa özeti niteliğinde olduğunu belirtmekte fayda vardır. Elbette ki bu tasavvufi bir bakış açısıdır. Ancak bunun ardında çok büyük bir ilim, çok büyük bir derinlik gizlidir. Öyle ki ölümünün ardından asırlar geçmesine karşın hala bu kıymetli insanın eserlerindeki derinlikten istifade edilmektedir. Hatta yakaladığı tasavvufi boyutu onun gibi yakalayabilen olmamıştır bile diyebiliriz. Bu, İmam Rabbani'nin ilminin yüksekliğinin, manevi derinliğinin ve Allah'a olan samimi bağlılığının bir göstergesidir.

Bu büyük İslam aliminin tasavvufi yönünün yanı sıra mücadeleci kişiliği de son derece önemlidir. Zira İmam Rabbani tüm ömrünü Hakkı yaymak ve üstün kılmak adına verdiği mücadeleyle geçirmiştir. Döneminde Hint-Türk imparatoru olan Ekber'e ve onun ardılı olan Cihangir'e karşı gösterdiği kararlılık bir süre sonra meyvesini vermiştir.

İmam Rabbani aynı zamanda İslam tarihine önemli eserler kazandırmış bir alimdir. Örneğin Hindistan'da ve Ceyhun Irmağı'nın kuzeyindeki bölgelerde yaşayan dostlarına yazdığı Farsça mektupları Mektubat adı altında biraraya toplanarak kitap haline getirilmiştir. Tasavvufa ilişkin diğer yapıtları arasında El-Enharü'l Erbaa, El-Mebde ve'l-Hatm-i Hacegan ve Zübdetü'l-Makamat sayılabilir. Bu çok değerli eserler halen daha İslami otoritelerce çok muteber kaynaklar olarak kabul edilmektedir.

Eserlerinin başarısının en büyük nedeni kuşkusuz ki Kuran-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz'in Sünneti ışığında hazırlanmış olmalarından kaynaklanmaktadır. Nitekim bu eserlerin içeriklerine bakıldığında İmam Rabbani'nin hem samimiyeti hem de ilminin büyüklüğü derhal anlaşılabilir.
Tasavvufu anlayan ve aynı zamanda anlatabilen ender şahsiyetlerden biri olan İmam Rabbani günümüzde de müslümanlar tarafından rahmetle anılan ve takdir edilen bir kişidir. Takva sahiplerine önder olan bu mübarek insanı örnek almak, onun yolundan gitmek ve onun eserlerini okuyarak manevi yönde gelişmek her müslüman için bir şereftir.

Her biri Kuran tefsiri niteliğinde olan eserleri İmam Rabbani'nin maneviyatının ve batıni derinliğinin birer göstergesidirler ve inşallah imanı samimi olarak anlama yolunda herkes için birer vesile olacaktır.

Bugünkü yazımı İmam Rabbani'nin Mektubat'ında yer alan hikmetli sözlerinden örnekler vererek bitirmek istiyorum.

"Hayır, arzuladığımız neticenin gerçekleşmesi değildir. Doğruyu yaptığımız zaman hâsıl olan her netice hayır'dır." "Allahü Teala'nın var olduğu ve bir olduğu hatta Muhammed aleyhisselam'ın O'nun resulü olduğu ve hatta O'nun getirdiği her emrin ve haberlerin doğru olduğu, güneş gibi meydandadır. Düşünmeğe, isbat etmeğe hiç lüzum yoktur. Fekat, bunu görmek için müdrike (ya'ni anlayış hassası) bozuk olmamak ve ma'nevi hastalığı bulunmamak lazımdır. Müdrike hasta ve bozuk olunca, düşünmek, incelemek lazım olur. Fakat kalp hastalıktan kurtulur, gözden ma'nevi perde kalkarsa bunları açık olarak görür. Mesela safrası bozuk kimse, şekerin tadını duymuyor. Şekerin tatlı olduğunu ona anlatmak isbat etmek lazım olur. Fakat, hastalıktan kurtulunca isbat etmeğe lüzum kalmaz. Hastalıktan dolayı isbat etmek lazım olması, şekerin tatlılığına bir kusur vermez. Şaşı olan, bir adamı iki görür ve iki kişi var sanır. Şaşıdaki göz hastalığı, karşısındaki bir kişinin, iki olmasını icab ettirmez. O, iki gördüğü halde, görünen yine birdir. Bunun bir olduğunu isbat etmeğe lüzum yoktur."