|
KUR'AN'IN
YOL GÖSTERDİĞİ İSLAM ALİMLERİ
Bilim
ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli
gelişme ve değişimlere neden oldu. Tüm ülkelerde yaşam koşullarını
köklü ve süratli bir şekilde etkilerken, artan dünya nüfusunun pekçok
sorununa çözüm getirdi. Dünyanın bugün sahip olduğu medeniyette
büyük payı olan bilim ve teknolojinin tarihi gelişimi de son derece
hızlı oldu. Avrupa'da yaşanan Rönesans ve Reform hareketleri, I.
ve II. Dünya Savaşlarını takiben gelişimine devam eden atılımlar
ulusal ve uluslararası ilişkilerin kalıplarını da değiştirdi. Peki
bilim ve teknolojinin önderliğini üstlendiği uygarlık ve kültür
alanındaki bu değişimin tarihsel başlangıcı hangi dönemlere uzanmaktadır?
Dokuzuncu yüzyıldan ondördüncü yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde,
İslam medeniyetinin çok mühim tesiri olduğu görülmektedir. Tüm yaşamlarını,
dolayısı ile bilimsel görüşlerini, bilime dair tüm çalışmalarının
temelini Kur'an ayetleri ve hadislere dayandıran müslümanlar, kendilerine
atfedildiği gibi bilimi reddetmeyip, sahip çıkmışlardır. Akıl ve
bilgiye dayalı kurdukları uygarlık, dünyanın bugün sahip olduğu
pekcok değere de kaynaklık etmiştir.Kur'an-ı Kerim'de evrenin yaradılışı
ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, bilgi (ilim)
sahibi olmaya büyük önem verilmesi, tüm doğada Allah'ın varlığının
delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine
olan uyum ve bağlılığı sözkonusu dönemde bilimin ilerlemesine yol
göstermiştir.
Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya vb.birçok alanda
önemli neticeler elde eden müslüman alimler medeniyet ve kültür
sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır.
Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan müslümanlar,
ilerlemenin yolunu açmışlardır. İslam tarihinde bilim dallarını
tek tek incelediğimizde hepsinin kaynağının Kur'an-ı Kerim olduğunu,
maddi-manevi herşeyin Allah'ın yarattığı sistemin bir parçası olduğunu
defalarca ispat ettiğini görmekteyiz. Öncelikle batıda Roma ve doğuda
başta Çin olmak üzere diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi
rehber alıp, mühim kaynakları tercüme etmişlerdir. Öncelikle, bu
bilgi birikimi içinden imani ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız
olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda verecek duruma getirmişlerdir.
İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri
değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya
başlamışlardır.
Tıp ve eczacılıkta Ibni Sina ve Razi gibi alimler, anatomi ve tedavi
alanına pekçok yeni bilgi eklerken; fizikte Cafer b.Ebu Hayyan,
tarih ve coğrafya bilimlerinde Idrisi, Hamevi ve Tabari ve adını
bu satırlara sığdıramayacağımız pekçok İslam alimi bilimsel teorilerde
önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında onbirinci
yüzyılda başlayan Ibn Heysem bu bilim dalını tek başına yeniden
inşa etmiştir. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan Sabit bin Kurra,
astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş, Batlamyusçu
sisteme dokuzuncu yıldızsız küreyi eklemiştir. Onüçünücü yüzyılda
bu sistemin karşılaştığı güçlükleri farkeden yine müslüman astronomlar
olmuş ve Batlamyusçu olmayan gezegen modellerini geliştirmişlerdir.
Bunlar gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Sözkonusu
çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran müslüman bilim
adamları devlet tarafından maddi-manevi destek görüp, teşvik edilip,
halk arasında itibar kazanmışlardır. Aynı dönemin Avrupası'nda ise
durum tamamen farklıdır. Bilime hizmet eden Avrupalı bilim adamları
pekçok engelleme ile karşılaşıp, kısıtlanmakta, hatta çalışmaları
tamamen durdurulmak istenmekteydi.
Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok
ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler, dönemin en gelişmiş
teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler
bulunmaktaydı. Bağdat, Harran ve Endülüs başta olmak üzere Mısır,
Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde eğitim
sistemi ve ilim sözkonusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti.
Yaşadıkları şehirlerde medeniyet seviyesini yükselten müslümanlar,
bulundukları yerleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. İlk
önemli bilim kurumu olup, Bağdat'ta Memun zamanında 815 yılında
kurulan Beyt'ül Hikme sayesinde müslüman bilim adamlarının biraraya
gelmesi sağlanmıştı. Yine ilim ve medeniyet merkezi olan Kurtuba,
elliye yakın hastane, kütüphaneleri ve Orta Avrupa'dan öğrencilerin
eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa'nın en modern şehri
olarak bilinmekteydi.
Kültürel ve sosyal alanda meydana gelen atılımlara paralel olarak
ilerleyen bilim ve teknoloji Osmanlı Dönemi'nde doruğa ulaşmıştır.
Hazerfen Ahmet Çelebi, Lagari Hasan Çelebi gibi alimler alanlarında
tarihin ilk örnek çalışmalarını gerçekleştirmişlerdir. İlk denizaltı
Osmanlılar tarafından üretilirken, zamanın en büyük ve süratli gemisi
ileri teknoloji ile inşa edilmiştir.
Sözkonusu tarihi gelişmeler göstermektedir ki, bilgileri ile övünç
duyan ancak yersiz bir gurura kapılmayan müslüman bilim adamları
kendilerini ve yaşadıkları dönemleri sürekli geliştirmişlerdir.
Bilgilerinin kaynağının Kur'an-ı Kerim olduğunu, bilime ve bilimsel
gelişmelere işaret eden Kur'an ayetlerinden kuvvet aldıklarını,
Allah'ın mucizelerinin kendilerini hep yeni araştırmalara yönlendirdiğini,
Allah'ın dilemesi dışında bir bilgiye sahip olamayacaklarını zikreden
İslam alimleri, İslam biliminin her alanda, kendinden önceki sistemlerin
önüne geçmesine vesile olmuşlardır.
Allah adına imani sorumluluğun belirlediği çerçevede bilime hizmet
eden, ilimin ancak Allah katında olduğunu bilen alimler, yaşadıkları
döneme ve sonrasına nasıl rehberlik edebilmişse, güçlü bir samimiyetle
Kur'an'ın hikmetine sığınan bilim adamlarımız da bundan sonraki
yüzyılları aydınlatacak gelişmelere Allah'ın izniyle imza atacaklardır.
|