|
KÖTÜ
BİR CAHİLİYE AHLAKI; ALAY
Kuran ahlakını bilmeyen insanlar tüm hayatlarını, ahlaklarını ve
dünyaya bakış açılarını ailelerinden, çevrelerinden ve atalarından
gördüklerine göre şekillendirirler. Eğitimleri, dostlukları, evlilikleri,
dünyada olup bitenleri değerlendiriş biçimleri ve çevrelerinde olup
bitenleri kavrayışları bu ahlakın çizdiği sınırın dışına çıkamaz.
Hiçbir zaman yaptıklarının doğru olup olmadığını düşünmez, eksik
yönlerini tespit etmek için gayret sarf etmezler. Bu yaşamın kendilerine
ve çevrelerine verdiği zararın farkında dahi değildirler. Zaten
farkında olsalar da bunu değiştirmek istemezler. Yaşadıkları hayattan,
dostluklarından, ahlaki yapıdan sürekli yakınır, ancak bir çözüm
yolu bulmazlar. En çok şikayet ettikleri konu ise çevrelerinden
gördükleri kötü ahlak ve dejenerasyondur. Bu kötü ahlak özelliklerinin
en belirginlerinden biri ise "alaycılık"tır.
Alaycılık cahiliye toplumunda insanların başkalarının acizlik ve
eksikliklerini vurgulayarak, kendilerini üstün gösterebilmek için
yaptıkları kötü tavırlardan biridir ve insanlar arasında son derece
yaygındır. Kişilerin karşılıklı sohbetlerinde, lise ve kolejlerde,
işyerlerinde, parti ve eğlence ortamlarında, televizyonlardaki sohbet
programlarında alaycılığın türlü şekilleriyle karşılaşırız. Kimi
zaman birbirlerinin kıyafetleriyle, giyim tarzlarıyla, eğitimleri,
konuşma üslupları ve şiveleriyle, kimi zaman ise fiziki özellikleriyle,
kusurlarıyla ya da maddi durumlarıyla alay ederler. Konuşmalarda
amaç karşı tarafı yıpratmak, küçük düşürmek ve zor duruma sokmaktır.
Eğer karşı taraf cevap veremez ve sessiz kalırsa alay eden kişinin
büyük bir başarı kazandığı düşünülür. Her insanın alaydan canı yanar,
alay yüzünden sıkıntı çeker, uykuları kaçar, hatta sağlığı bozulur.
Ancak buna rağmen kendisi de alaydan vazgeçmez.
Çünkü doğduğundan itibaren bu ahlakı görmüş, bu ahlakla yaşamıştır.
Cahiliye toplumu insanlarının eğlence anlayışları alay üzerine kurulmuştur.
Başka türlü eğlenmeyi, neşelenmeyi ve gülmeyi bilmezler. Eğer dikkat
edilirse televizyonlardaki sohbet programlarının ana konusunun alay
olduğu anlaşılır. Herkes bir diğerinin kusurlarına dikkat çeker,
eksik yönlerini dile getirir. Böylece kendi kusurlarını kapatmayı,
kendini üstün bir konuma sokmayı hedefler. Bu nedenle de sürekli
olarak birbirlerinin açıklarını, eksikliklerini ararlar. Oysa bu
Allah'ın Hucurat Suresi 12. ayette
"Ey
iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır.
Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz
kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.)"
şeklinde yasakladığı, kötü bir ahlak özelliğidir.
Bu
ahlakın sonucu olarak insanlar arasındaki samimiyet, doğallık, dürüstlük,
sevgi ve saygı yok olur. Tedirgin edici, gergin bir ortam meydana
gelir. Kimse samimi ve dürüst bir şekilde konuşmaz, davranmaz. Karşıdan
her an bir tenkit gelmesini, her tavrının alayla karşılanmasından
korkar. Bu şekilde yapılan tenkitlerin zararını Bediüzzaman Said
Nursi şöyle anlatır:
"En
müthiş bir maraz ve musibetimiz cerbeze ve gurura isitinad eden
tenkittir. Tenkid eğer insafı işletirse hakikati rendeçler. Eğer
gurur istihdam etse tahrip eder, parçalar. O müthişin en müthişidir
ki akaid-i imaniyeye ve mesail-i diniyeye girse zira iman hem
tasdik hem izan, hem iltizam, izanı kırar. Tasdikte de bitaraf
kalır."
Said
Nursi'nin dikkat çektiği gibi alaycılık ve bu amaçla yapılan yerici
tenkitin getireceği zararlar çok büyüktür. Bu aynı zamanda Allah'ın
da hoşnut olmadığı ve "Arkadan çekiştirip duran kaş göz
hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline!" (Hümeze Suresi,
1) ayetiyle dikkat çektiği bir ahlaktır.
Allah Kuran'da müminlere hoşnut olacağı güzel ahlak modeli sunmuştur
ve müminler bu ahlakı yaşamakla yükümlüdürler. Müslüman kibirden
ve alaycılıktan sakınır. Her yaptığı kötü ahlakın, kötü sözün ve
tavrın Allah katında bir karşılığı olacağını, herbirinden hesaba
çekileceğini bilir. Bu sebepten ötürü müminler her şart ve durumda
karşılarındaki insanın ne kadar eksiği ve kusuru olursa olsun hep
saygılı, şefkatli ve merhametlidirler. İnsanı bu eksiklikle, kusurla
yaratanın Allah olduğunu bilirler. Herbir eksikliğin altında çok
büyük hikmetler, güzellikler saklıdır. Allah bu eksikliklerle insana
dünya hayatının geçiciliği hatırlatır, insanın dünyaya bağlanmasını
engeller, gurur ve kibirin oluşmasını engeller, bu eksiklik beraberinde
tevazuyu getirir. Bunlar ilk anda gelen hikmetlerdir. Bu nedenle
iman eden bir kişi karşısındaki kişinin bir eksikliğini gördüğünde
ona şefkat ve merhamet duyar, sevgisi artar. Şayet mümin kardeşine
bir hatırlatmada bulunacak olurlarsa, bunu da yine Allah rızası
için yapar, nefsini hiç karıştırmadan, şefkatli bir üslup kullanır.
Alaycılığı andıracak her sözden, üsluptan ve imadan şiddetle kaçınır.
Said
Nursi eleştirinin nasıl yapılması gerektiğini bir eserinde şöyle
tarif etmiştir:
"Tenkidin
saiki ya nefretin teşeffisidir. Veya şefkatin tatminidir. Dostun
veya düşmanın ayıbını görmek gibi. Saik-i tenkit, aşk-ı hak veya
arzu-yu tenzih-i hakikat olmalı. Selef-i salihinin tenkidleri gibi."
|