KURAN AYETLERİNİ VE HİKMETLERİNİ AKILDA TUTMAK

Her insanın gün içinde ilgilenmesi ve takip etmesi gereken çeşitli işleri vardır. Bu işler ve sorumluluklar insanların içinde yaşadıkları sosyal çevreye ve sahip oldukları mesleğe göre değişir. Aynı şekilde müminler de sürekli bir iş üzerindedirler, bir işlerinden boşaldıklarında hemen başka bir işe başlarlar. Ancak müminleri diğer insanlardan ayıran özellik tüm faaliyetlerinin ve hayatlarının her anının İslam'ın menfaatine ve bir hayır üzerine olmasıdır.

Tüm insanlar gibi müminler de günlük uğraşılar ve yapılması gereken işler esnasında birbirinden çok farklı ortamlar içersinde bulunabilir. Ancak samimi bir müslüman bulunduğu ortamın koşulları ve çevresindeki insanların görüşü her ne olursa olsun Allah ile beraber olduğunu unutmaz. Zira insan çok önemli bir toplantıdayken, oldukça kalabalık bir alışveriş merkezindeyken yada arkadaşları ile sohbet ederken de aslında tek başına Allah'ın huzurundadır.

Bu gerçeğin bilincinde olan müminler koşullar ne olursa olsun Kuran ahlakını yaşamakla sorumlu olduklarını ve ahirette yaptıkları herşeyin hesabını vereceklerini bilerek hareket ederler. Nitekim Ahzap suresinde Allah'ın peygamberlerin eşlerine yönelik bildirdiği "Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır" ayeti aynı zamanda tüm inananlar için de bir hatırlatma hükmündedir. Bu nedenle mümin her ortamda, her şart ve durumda Allah ile sıcak bir bağlantı içerisindedir. Her hareket ve davranışında Allah'ın ayetlerini düşünür, ihlasla O'na yönelir, ve O'nun beğeneceği ahlakı gösterir.

Allah'ın ayetlerini ve onun hikmetlerini hatırda tutmak müminler için çok önemli bir sorumluluktur, aynı zamanda çok da büyük bir nimettir. Allah'ın ayetlerini hatırında tutan insanın tavrı Allah'ın rızasına uygun olur. Bu şekilde şuuru ve dikkati hep açık olduğundan kolay kolay gaflete kapılmaz. Kuran'ı ve hikmetlerini akılda tutmak, müslümanların derin düşünen, olayların batınını kavrayabilen, başına gelen her olayda hayır ve hikmetleri farkedebilen kişiler olmasını sağlar. Bediüzzaman Said Nursi de eserlerinde bu konuya dikkat çekmiş ve Kuran'ın hikmetlerini şu şekilde dile getirmiştir:

"Kuran, ayetleriyle insanların nazarını alışılmış olan şeylere çeviriyor. Ayetler, necim gibi ülfet perdesini deler atar. İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir. O ülfetin altındaki harika olan şeyler, mucizeleri o alışılagelen, kıymeti bilinmeyen hadiseler içerisinde gösterir."

Üstad'ın da belirttiği gibi Allah ayetlerinde insanları düşünmeye ve çevrelerinde gördükleri her şeyin hikmetlerini kavramaya yönlendirmiştir. Dünyayı Kuran ayetleri doğrultusunda değerlendiren insan, çoğu zaman çevresindeki olağan pek çok şeyin ardındaki harikalıkları ve güzellikleri keşfeder. Bu O'nun Allah'ın yüceliğini ve büyüklüğünü daha derin düşünmesine ve daha iyi kavramasına da vesile olur.
Bunun yanı sıra Allah'ın ve ayetlerinin her an hatırda tutulması insana güzel ahlak, üstün bir şahsiyet ve yüksek bir ruh kazandırır. Nitekim cennete gidebilme özlemi içerisinde ibadet eden mümin Allah'ın ayetlerini hatırında tutarak O'nun sınırlarının dışına asla çıkmaz. Örneğin faydasız bir işle karşılaştığı zaman hemen Allah'ın ayetlerini hatırlar ve O'nun razı olmayacağını düşünerek boş işlerden yüz çevirir. Zira müminler ahiret hayatları için her anın çok kıymetli olduğunu bilirler. Müminin boş işlere harcayacak vakti yoktur. Ya da öfkeleneceği, gerilime düşeceği bir olay karşısında mümin hemen Kuran ayetlerini hatırlayarak öfkesini tutup yener, insanlardaki haklarından bağışlama ile vazgeçer. Veya karşısındaki kişiden kötü ahlak gördüğünde nefsi azgınlaşabilecekken hemen ayetleri düşünür ve en güzel bir tarzda kötülüğü kendisinden uzaklaştırır, o zaman da arasında düşmanlık bulunan kimse ile sıcak bir dost oluverir. (Fussilet Suresi, 34)

İman eden bir insanın başına gelen her olay mutlak bir hayır ve hikmet ile yaratılır. İnsanın vazifesi ayetler ile bunlardaki hikmetleri görebilmesi ve hepsinde Allah'a yönelebilmesidir. Nitekim Allah Maide Suresi, 13. ayetinde insana, "kendisine hatırlatılan her şeyden yararlanıp bir pay almasını" öğütler. Buna karşılık şeytan ise insanları Allah'ın yolundan çevirebilmek ve gaflete sürükleyebilmek için hiçbir an boş durmaz ve bu görevini hiçbir zaman terk etmez. Vesvese ve kuruntular vermeye, ileriye yönelik boş emellere kaptırarak insanı oyalamaya çalışır. İnsanları sağlarından, sollarından, ön ve arkalarından sarıp kuşatarak Allah'ın zikrini, Kuran ayetlerini onlara unutturur. Böylelikle insanın da içine düştüğü gafletten dolayı kalbi katılaşır, aklı kapanarak doğruları göremeyecek bir hale gelir. Allah'ı unutmalarından dolayı, Allah da onlara nefislerinin kötülüklerini ve zararlarını göremeyecekleri bir hale getirir. Sonuçta da şeytan böyle insanların üzerinde etki sahibi olur. Onları boş uğraşılara daldırır, Allah'tan gafil bir şekilde oyalanmalarını sağlar.

İşte bu nedenle müminlerin Kuran ayetlerini unutmadan yaşamak için kendilerini eğitmeleri son derece önemlidir. Mümin zihnini her an diri ve uyanık tutmalıdır. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi'nin de dikkat çektiği gibi "Kuran hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeriattir, hem göğüslere şifa, müminlere hidayet ve rahmettir. Bazen Kuran'ın bir harfi hazine-i maneviyenin anahtarı olur." Öte yandan Kuran ayetlerini titizlikle uygulayanlara Allah'tan bir lütuf olarak akıl, feraset, basiret gelir ve kavrayışı artar. Huzur ve rahat bulur. Ancak Allah'ın ayetlerinden yüzçeviren ve ayetlerden yana gaflete düşenler içinse sıkıntılı bir yaşam vardır. Bu, Allah'ın değişmez bir kanunudur.