DOĞRU OLAN DUYGUSALLIK DEĞİL, AKILCILIKTIR

Dinden uzak yaşayan insanların hemen hepsi duygusallığa son derece eğilimlidirler. Üstelik bunu son derece makbul bir yapı olarak görür, kendi aralarında bir övünme sebebi olarak öne sürerler. Halbuki bu yüzden çok canları yanar. Tüm hayatlarının elem ve sıkıntı içinde geçmesinin, her an ağlama eğiliminde olmalarının, sinirli bir yapı sergilemelerinin temelinde hep duygusallık vardır. Kimi zaman bu duygusallık kişinin bütün düşünce sistemini felce uğratarak aklını örtecek boyutlara ulaşır. Böyle kişiler hiç bir konuda akılcı ve mantıklı karar veremez hale gelirler.

Oysa Allah'ın dininde böyle bir duygusallığa yer yoktur. Elem ve hüzün içinde geçen bir hayat tarzı mümine göre değildir. Mümin Allah'ın dinini tebliğ eden, inkarcıların fikir sistemleri ile mücadele eden, iyiliği emreden kötülükten men eden ve bunlar gibi daha pek çok sorumlulukları olan insandır. Tüm bunları yerine getirebilmek ve ahiretini kazanabilmek için aklını kullanmak zorundadır. Duygusallık ise insanı hem zihinsel hem de fiziksel olarak felç eder. Kişiyi kendi içine kapalı, dengesiz ve problemli bir insan haline getirir ve üzüntüye boğar. Böyle bir insan olayları Kuran'la değil de kendisi merkezli duygularıyla yorumlar. Dolayısıyla da çok tehlikeli yanılgılara sürüklenir. Örneğin duygularıyla hareket eden bir insan adaletli olamaz. Oysa Allah insana gerektiğinde yakınları aleyhine bile olsa hakkı söylemesini ve şahitlikte bulunmasını emreder. Bir ayette şöyle denir:

Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)

Oysa Kuran'a baktığımızda duyguları aklın yönlendirdiğini görürüz. Örneğin müminin, bir insanı sevme nedeni kişinin üzerinde taşıdığı mümin alametleridir. Ne kadar Allah'a bağlı, güvenilir, samimi ve güzel ahlaklı ise o insanı o kadar çok sever. Ama bu tam tersi için de geçerlidir. Kişi bu özelliklerden uzak olduğu taktirde, müminin kalbinde ona karşı bir sevgi oluşmaz. Çünkü bir insanın ahlakı güzel değilse sevilecek bir yönü de yok demektir. Kaşının, gözünün güzel olması, sahip olduğu maddi değerlerin çokluğu ya da kan bağının olması hiçbir şeyi değiştirmez.

Allah duygusallık yerine akılcılığın konduğu bu sevgi anlayışının en vurucu örneklerini yine peygamberlerinin yaşantılarından vermiştir. Hz. Nuh'un inkarcı oğlunun gözü önünde boğulmasına karşılık verdiği tepki buna bir örnektir: Hz. Nuh inkarcı kavmi sular altında kalarak helak olacakken, dağlar gibi dalgalar arasında yüzen gemisinden, bir kenara çekilmiş oğluna seslenmiş ve kendileriyle birlikte gemiye binmesini ve kafirlerden olmamasını söylemiştir. Oğlu ise sözünü dinlememiş ve dalgalar arasında boğulmuştur. Bunun üzerine Hz Nuh oğlu ile ilgili olarak Allah'a şöyle yönelmiştir:

"Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin." Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum." Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum." (Hud Suresi, 45-47)

İşte Hz Nuh'un bu konuda Allah'a gösterdiği teslimiyet müminler için en güzel örneklerden biridir. Kuşkusuz aynı ahlakı duygusal bir insanın sergileyebilmesi mümkün değildir.

Öte yandan, meydana getirdiği manevi tahribatın yanı sıra duygusallık, insan üzerinde fizik olarak da büyük tahribatlara yol açar. Ruhta meydana gelen gerilim, sıkıntı ve elem kişinin içten içe yıpranmasına sebep olur ve bu fiziğine de kısa sürede yansır. Duygusal insan çok çabuk yaşlanır. Saçından, cildine, rengine kadar bu durumdan etkilenir. İç organları dahi böyle bir ruh haline tepki gösterir. Örneğin bazı mide rahatsızlıkları sırf bu sebeple gelişir.

Duygusallık insanın gücünü de kırar. Moral gücü insanı çok zinde ve dikkati açık hale getirirken duygusallığın önemli bir yönü olan üzüntü ise adeta insanın kafasına ve fiziğine ağırlık yapar, hareket kabiliyetini yavaşlatır. Kişi hiçbir zaman dikkatini ve enerjisini vermesi gereken şeye tam olarak veremez. Kendine özel içinde gizli bir dünyası vardır ve olayları hep orada yorumlar. Genelde de bu yorumlar kendine acımaya yöneliktir.

Bu aslında insanın Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve yaratılışına en uygun olan sistemden uzaklaşmasının bir karşılığıdır. Duygusallık tam bir belaya dönüşerek insanları böylesine bir kabusun içine sokmakta, ama Kuran gözüyle bakamayan bir insan kendi kendine zulmetmeyi son derece makul görebilmektedir.

Ama dinde bu yoktur. Dinde herşeyin kontrolünün Allah'ın elinde olduğunu bilen, sağlıklı, dengeli, neşeli, gürbüz bir yapı vardır. Mümin Allah'ın kendisi için yazdıkları dışında başına hiçbir şeyin gelmeyeceğini bilir ve Allah'tan razıdır. Her anını Allah'ın yarattığını ve en şer gibi görünen olayların arkasında bile Allah'ın bir hayır yarattığını bilir. Bunun için de dünyada ve ahirette hiçbir üzüntüye kapılmayacağını bildiren ayetler yer alır Kuran'da.

Duygusallıktan kurtulmanın, akılcı olmanın tek yolu, insanın tüm olayları kendi duyguları ile değil, Kuran ayetleri ile yorumlamasıdır. Unutmamak gerekir ki duyguları insanı çoğu zaman yanıltabilir ama Allah'ın kitabına sarılmak insanı her türlü elem ve hüzünden kurtararak göğsünü şifaya kavuşturacaktır.

401-449