|
İSLAM
AHLAKINI YAYMAK İÇİN
ELDEKİ HER İMKAN DEĞERLENDİRİLMELİDİR
Allah insanları dünyaya Allah'ın rızasını kazanmaları ve cennete
hazırlanmaları için gönderdiğini bildirir. Al-i İmran Suresi'ndeki
"Eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için)
yarışın" ayeti de bu gerçeğe işaret eder. Ayrıca
Kur'an'da cennet için nasıl hazırlanılması gerektiğinin yolları
da bizlere gösterilir. Bunlar Kur'an'da açıklanan ve her insanın
üzerine yüklenen bir takım sorumluluklardır. İnsanlara karşı sabırlı
olmak, güzel söz söylemek, kalp kırmamak, kötülüğe iyilikle cevap
vermek, malın ihtiyaçtan fazlasını infak etmek veya fedakar olmak
bu sorumluluklar arasındadır. Ayetlerde açıklanan bu yükümlülüklerden
biri de "insanlara Allah'ın varlığını ve Kur'an ahlakını anlatma"
görevidir. Bu, Allah'a iman eden her insanın yerine getirmesi gereken
bir sorumluluktur. Çünkü müminler yüksek akıl ve şuur sahibi varlıklardır.
Dolayısıyla diğer insanlara göre gerçekleri daha iyi görebilme,
doğruyla yanlışı ayırt edebilme gücüne sahip olarak yaratılmışlardır.
Bu nedenle diğer insanlara bu doğruları ve gerçekleri gösterme görevi
de onlara aittir.
İslam ahlakının yayılması ve müminlerin bildikleri gerçekleri çevrelerindekilere
anlatmaları son derece aciliyetli ve önemli bir konudur. Çünkü dünyada
İslam ahlakının yaşanmamasından kaynaklanan büyük bir kargaşa ve
zulüm devam etmektedir. Günümüzde Allah'ın varlığını inkar eden
insanlar günah ve haramda sınır tanımıyorlar. Yaptıkları kötülüklerin
hesabını kıyamet gününde vereceklerine inanmadıkları için masum
insanlara acımasızca zulmedebiliyorlar. Nefis ve vicdan ayrımını
yapamadıkları için dünyaya hırs ve tutkuyla bağlanıyorlar. Kur'an
ahlakını tanımadıkları için merhametli, fedakar, hoşgörülü, yardımsever
veya sabırlı olma gereği duymuyorlar. Allah'ın sonsuz güç ve kudret
sahibi olduğunu düşünmedikleri için Allah'tan korkmuyor, bu nedenle
de insanlara adaletsiz ve acımasız davranarak, zayıf olanı eziyorlar.
Halbuki bu insanlara Allah'ın varlığı anlatıldığında, Allah'a karşı
sorumlu oldukları ve ahirette yaptıkları kötülüklerin karşılığını
alacakları öğretildiğinde, Kur'an ahlakına uymalarının kurtuluşları
için tek çare olduğunu fark etmeleri sağlandığında, bu insanların
tavrı bütünüyle değişecektir. Adil, merhametli, cömert, güzel huylu,
alçkgönüllü bir ahlak sahibi olacak ve insanlar mutluluk içinde
yaşayabilme imkanı elde edeceklerdir. Ancak bunun için müminlerin
İslam ahlakını ulaşabildikleri en son noktaya kadar, son derece
hızlı ve acil bir şekilde anlatmaları ve insanları ahiret gerçeğine
karşı uyarmaları şarttır. Bir kişiye yardım etme ve yol gösterme
imkanı olduğu halde bu imkanı kullanmamak büyük bir zulüm ve vicdansızlıktır.
Bu durumda insan göz göre göre yanındaki kişiyi azaba terk etmiş
demektir. Bu nedenle müminlerin yapması gereken şey, ellerindeki
tüm imkanları kullanarak insanlara İslam ahlakını ulaştırmak olmalıdır.
Üstad Allah'ın yüklediği tebliğ sorumluluğunu, gücünün en son noktasına
kadar kullanarak yerine getiren insanların başında gelir. Bediüzzaman,
dostlarıyla ve çevresindeki insanlarla görüşmesi yasaklandığı, odasındaki
kağıtların tümü toplandığı ya da yazı yazması kesinlikle yasaklandığı
halde yine de eserlerini yazarak insanlara İslam ahlakını anlatmaya
devam etmiştir. Kimi zaman kese kağıtlarının üzerine yazarak bunları
parça parça dışarı ulaştırmış, kimi zaman yazdığı mektupları gönüllü
nur postacılarıyla gizlice evden çıkarmış veya küçük kağıt parçalarını
kibrit kutularının içine koyarak bulunduğu hücreden diğer hücrelere
elden ele geçirterek bu eserin tamamlanmasını sağlamıştır. Sağlığı
iyi olmadığı ve son derece zor koşullar altında yaşamaya çalıştığı
halde Allah'ın varlığını ve Kur'an ahlakını insanlara anlatmaktan
asla vazgeçmemiştir.
Bir müminin tebliğ konusunda elindeki fırsatları nasıl değerlendirmesi
gerektiğine dair en güzel örneklerden biri de Bediüzzaman'ın hapishanede
bulunan suçluları İslama davet etmesidir. Bu insanlar Üstad'ın hayatı
boyunca ilk kez karşılaştığı belki de hayatının geri kalan kısmında
asla karşılaşmayacağı insanlardır. Belki bir çoğu çok ağır suçlar
işlediği için hapse koyulmuşlardır. Üstelik Üstad hapiste tüm bu
kişilerden daha zor durumda ve daha büyük bir eziyet altındadır.
Ama tüm bunlara rağmen bu insanların ahiretini düşünmüş ve onlara
Allah'ı ve ahireti anlatma imkanı olduğu için hemen bu fırsatı değerlendirmiştir.
Tıpkı Hz.Yusuf'un hapis arkadaşlarına doğru yolu göstermesi ve onlara
Rabbimizin tek bir ilah olduğunu ve O'nun dinine teslim olmak gerektiğini
anlatması gibi Üstad da hapis arkadaşlarına doğru yolu göstererek
imana devet etmiştir.
Benim
kat'î kanaatım gelmiş ki; buraya girmemizin inayet-i İlahiye cihetinde
bir ehemmiyetli sebebi sizsiniz. Yani, Nurlar tesellileriyle ve
imanın hakikatlarıyla sizi bu hapis musibetinin sıkıntılarından
ve dünyevî çok zararlarından ve boşuboşuna gam ve hüzün ile giden
hayatınızı faydasızlıktan, bâdiheva zayi' olmasından ve dünyanızın
ağlaması gibi âhiretinizi ağlamaktan kurtarıp tam bir teselli
size vermektir. Madem hakikat budur. Elbette siz dahi, Denizli
mahpusları ve Nur talebeleri gibi birbirinize kardeş olmanız lâzımdır.
Görüyorsunuz ki: Bir bıçak içinize girmemek ve birbirinize tecavüz
etmemek için dışarıdan gelen bütün eşyanız ve yemek ve ekmeğinizi
ve çorbanızı karıştırıyorlar. Size sadakatla hizmet eden gardiyanlar
çok zahmet çekiyorlar. Hem siz, beraber teneffüse çıkmıyorsunuz.
Güya canavar ve vahşi gibi birbirinize saldıracaksınız. İşte şimdi
sizin gibi fıtrî kahramanlık damarını taşıyan yeni arkadaşlar,
bu zamanda manevî büyük bir kahramanlık ile heyete deyiniz ki:
"Değil elimize bıçak, belki mavzer ve rovelver de verilse,
hem emir de verilse, biz bu bîçare ve bizim gibi musibetzede arkadaşlarımıza
dokunmayacağız. Eskiden yüz düşmanlık ve adavetimiz dahi olsa
da, onları helâl edip hatırlarını kırmamağa çalışacağımıza, Kur'anın
ve imanın ve uhuvvet-i İslâmiyenin ve maslahatımızın emriyle ve
irşadıyla karar verdik." diyerek, bu hapsi bir mübarek dershaneye
çeviriniz. (İman ve Küfür Muvazeneleri, Sf. 66)
Üstad'ın
bu insanlara yaptığı tebliğ, İslam ahlakını yaymak için nasıl bir
şevk ve arzu içinde olmak gerektiğine dair çok güzel bir örnektir.
Nitekim Üstad'ın kaldığı hapishanelerde onlarca tutuklu tevbe edip,
iman etmiştir.
|