MÜSLÜMAN ADALETLE HÜKMEDER

Dinin gereklerinin göz ardı edildiği, Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda, her alanda bozulma yaşanması kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle bir toplumun fertleri vicdanları doğrultusunda değil de, kendi istek ve tutkularına göre hareket eder, sadece kendi menfaatlerini gözetirler. Şüphesiz herkesin sadece kendi isteklerini karşılamak için yaşadığı böyle bir ortamda, bir başkasının ihtiyaçlarıyla ya da yaşadığı sıkıntılarla ilgilenilmesi de söz konusu olmayacaktır. Herkes kendi başının çaresine bakmaya çalışacaktır. Düşkünlere yardım etmek, adaleti gözetmek, hakkı söylemekten çekinmemek, dürüstlük gibi güzel ahlak özellikleri bu toplumlarda arka plana atılacaktır. İşte bu tablo dinden uzak toplumlarda yaşanan önemli bir ahlaki çöküntüyü yansıtır.

Bu çöküntünün en somut örneklerinin yaşandığı alanlardan biri de sosyal yaşamdaki eşitsizliktir. Her gün gazete ve televizyonlarda oldukça geniş yer tutan haksızlık haberleri, ekonomik düzendeki eşitsizlikten, hile ve düzene dayalı kazançlara, para karşılığı yapılan yalancı şahitliklere ve hatta adaletsizlik sonucu işlenen cinayetlere kadar çok geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Bu durum, dinsizliğin oluşturduğu manevi boşluğun yerini husumet, kin, nefret gibi duyguların, şiddete dayalı yöntemlerin almasının doğal bir sonucudur.

Dinden uzak yaşayan cahiliye toplumu fertleri yaşadıkları ruh halinin etkisiyle ve çoğu zaman da fevri duygularla hareket ettikleri için verdikleri pek çok kararda adaleti gözetemezler. Üstelik bir de kendi çıkarlarının zedelenmesi ihtimali varsa, bu sefer karşılarındaki kişiye karşı oldukça öfkeli bir tavır sergileyebilirler. Ayrıca olayları tek yönlü -yalnızca kendi taraflarından- değerlendirdikleri için akılcı hareket etmeleri de kolay kolay mümkün olmaz. Tüm bunların neticesinde adaleti kendi mantık ölçülerine dayanan yöntemlerle uygulamaya çalışırlar. Nitekim yaşanan kırgınlıkların, tartışmaların, dargınlıkların, kavgaların, cinayetlerin ve toplum huzurunu sarsan daha pek çok olayın temelinde sevgi, şefkat, hoşgörü, affedicilik gibi güzel ahlak özelliklerinin eksikliği ile vicdan ve aklın kullanılmamasından kaynaklanan çarpık ahlak anlayışı yer alır.

Dinin özünden uzak yaşayan kimselerin en önemli özelliklerinden birisi ise şahıslarını ilgilendirmeyen haksızlıklar karşısında son derece ilgisiz olmalarıdır. Bu kişiler menfaat karşılığında şahit oldukları bir haksızlığa kolaylıkla göz yumabildikleri gibi yine menfaat karşılığında bizzat kendileri bir başkasına karşı haksızlık yapabilirler.

Ancak Kuran'da tavsiye edilen ahlakta kin, nefret, husumet gibi olumsuz his ve duyguların yerini hoşgörü, şefkat, merhamet, affedicilik gibi güzel ahlak özellikleri alır. Cenab-ı Allah pekçok ayet-i kerimede inananlara yaşamaları gereken üstün ahlakı tarif etmiş ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesini emretmiştir:

"Hiç şüphe yok Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah size ne güzel öğüt veriyor...." (Nisa Suresi, 58)

Dolayısıyla müminler kendilerine yapılan düşmanlık karşısında da husumet gözetmez, affedici olur, karşılaştıkları her olayda sonuç kendilerinin veya yakınlarının aleyhine bile olsa adaletle karar verirler.
Kuran ahlakının yaşandığı bir toplumda, dinsizliğin sebep olduğu çıkara ve haksızlığa dayalı, güçlünün zayıfı ezdiği, adaletsizliklerin meşru kabul edildiği bir sistem hayat bulamaz. Müminler Allah korkusu ile hareket ettiklerinden ve söyledikleri her sözün, yaptıkları her tavrın Allah katında bir karşılığı olduğunun bilincinde olduklarından her olayda son derece hassas davranırlar. Davranışlarına ve verdikleri kararlara Allah korkusundan kaynaklanan bir vicdan ve akılcılık hakimdir. Allah'ın emrettiği gibi adaletle hükmeder, kimsenin hakkını yemez, kimseye zulmetmez, kimsenin zarar görmesini istemezler. İmam-ı Gazali de müslümanın ahlakını tarif ettiği İslam Ahlakı adlı eserinde "İnsanların en akıllısı hiddeti en az olandır" diyerek şu satırlara yer vermiştir:

"Dinde kuvvet, güzel ahlakta yumuşaklık, imanda yakın, hilimde ilim, yumuşaklıkta akıllı davranmak, herkese hakkını vermek, … arkadaşlıkta tahammül, şiddete sabırdır. Müslüman gazabına yenilmez, gayrette kıskançlıkta aşırı gitmez… Mazluma yardım, acize merhamet eder… intikam almaz, cehaletle yapılan kusurları bağışlar."

Gerçek adaletin müminler üzerinde tecelli etmesinin en önemli sebeplerinden biri şüphesiz müminlerin her an vicdanlarını kullanarak hareket etmeleridir. Müslümanların ahlakları, hal ve tavırları kişilere, kişilerin konum, makam ve mevkisine göre değişkenlik göstermez. Müminlerin karşılarındaki kişi farklı bir dinden ve ırktan da olsa Allah için adaletle hükmederler. Bu kimse ister Yahudi ister Hıristiyan olsun, ister dinsiz isterse müşrik olsun Allah'ın Kuran'da tarif ettiği ahlak gereği müslümanların herkese karşı insancıl, barışçıl, hoşgörüye dayanan bir yaklaşımları vardır. Çünkü müslümanlar Allah'ın adil olanları sevdiğini bilirler. Kuran'da bildirildiği gibi, takvaya daha yakın olan adil ve dürüst bir tutum sergilemektir. İşte bu yüzden hak din, adaletin en fazlasıyla tecelli ettiği Kuran ahlakı sayesinde, insanlara herkesin huzur ve güven içinde yaşayacağı, herkesin razı olacağı bir ortamı sunmaktadır.

              51-100