OSMANLI'DA TÜRK İSLAM AHLAKI-3

Bir topluma saygınlık, şahsiyet ve güç kazandıran o toplumu oluşturan bireylerin ahlaklarıdır. Eğer bir toplumda insanlar birbirlerine güvenemiyorlarsa, herkes birbirinden zarar gelebileceği endişesini taşıyorsa, kimin haklı kimin haksız olduğu bilinemiyorsa, beyaza siyah, siyaha beyaz deniyorsa, dürüstler, samimi olanlar ezilmeye çalışılıyor ve sahtekarlar ün, mevki ve zenginlik elde ediyorlarsa, o toplumun diğer toplumlardan saygı ve itibar görmesi de beklenemez.

Kuran ahlakına sahip, Allah korkusu ile yaşayan bir insan ise son derece saygın, onurlu, dürüst, merhametli, şefkatli, haysiyetli ve merttir. Daima vicdanına uygun hareket eder. Böyle insanların oluşturduğu toplum da aynı özelliklere sahip olur. Nitekim yabancı gözüyle Osmanlı Türklerini değerlendiren birçok yazar ve politikacı Osmanlı Türkleri'nin Kuran ahlakından kaynaklanan özelliklerini sık sık dile getirerek methetmişlerdir. Böyle bir toplumun dışarıda da itibar göreceğinin bir örneği Osmanlılar'dır.

Harun Yahya'nın "Darwin'in Türk Düşmanlığı, Evrim Teorisinin Irkçı Yüzü" isimli eserinde, Darwin'in Türk milletini aşağılayan sözlerine karşılık olarak Türk-İslam ahlakı ile ahlaklanmış Türk insanın sahip olduğu üstün seciye ve hiçbir milletin sahip olmadığı izzet anlatmıştır. Sayın Harun Yahya aynı zamanda bu kitabında birçok yabancı yazar ve politikacının Osmanlı Türkleri ile ilgili teşhislerine yer vermiştir. Darwin'in Türk Düşmanlığı isimli kitapta görüşüne yer verilen kişilerden biri İsveç Kralı XII. Charles (Demirbaş Şarl)'dır. Demirbaş Şarl Türkiye'ye sığınmak zorunda kaldığındaki izlenimlerini şöyle dile getirmiştir:

"Şefkatin, cömertliğin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar şefkatli, bu kadar nazik bir milletin arasında esir olarak yaşamak bilsen ne kadar tatlı…" (Türkler için ne diyorlar?, Diyanet Vakfı İstanbul Araştırma Merkezi Kütüphanesi, s.11) Osmanlılar'ın esirlerine dahi gösterdikleri ihtimam ve şefkatin nedeni onların sahip oldukları Kuran ahlakıdır. Allah Kuran'da müminlerin, esirlerin ihtiyaçlarını dahi kendi ihtiyaçlarından öncelikli gördüklerini, ve onlara karşı fedakarlıkta bulunduklarında bunu Allah'tan korkup sakındıkları için yaptıklarını bildirmektedir:

"Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü) yaygın olan bir günden korkarlar. Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz." Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir. (İnsan Suresi, 7-11)

18. yüzyılda Osmanlı topraklarında yaşayan Comte de Bonneval (Humbaracı Ahmet Paşa) ise Türkler ile ilgili görüşlerini şöyle dile getirmiştir:

"Çünkü Türkleri seviyorum. Onlar (sanki) cennetten bir köşe olan bu eşsiz memlekete yakışan eşsiz insanlar. Yaratılışlarında gökyüzüne mahsus bir yücelik, gönül alışlarında ise bir tevazu var. Bu büyük ruhlu milletin arasında vatanımı unutmaktan korkuyorum. Vatan aziz ve pek aziz. Lakin Türk de aziz ve çok aziz." (Türkler için ne diyorlar?, s.11) M. Baudier ise "Histoire de la religion des Turcs" adlı eserinde; "Türkler, merhamet, şefkat ve insanlara yardımda bütün milletlere ve hatta Hıristiyanlara üstündürler." diyerek aslında dindar ve Allah korkusu olan insanların temel özelliklerini sıralamıştır. (Osman Turan, Türk Dünya Nizamının Milli, İslami ve İnsani Esasları, Cilt 2, s.122) XV. yüzyıl gezginlerinden Tafur'un ise Türkler hakkındaki tespitleri şöyle olmuştur: "Türkler konuşmalarında dost ve neşeli, yemek ve harcamalarında çok asil ve hayırseverlerdirler."(Osman Turan, Cilt 2, s.6)

Thevenot ise 17. yüzyıl Osmanlı toplumuna şahit olmuş ve özellikle İstanbul'daki asayişe hayran kalmıştır. Thevenot'un bir başka tespiti ise Türklerin Allah'ın haram kıldığı şeylerden kaçındıkları ve aralarında kavga olmadığıdır:

"Bir milyonluk büyük İstanbul şehrinde dört yılda dört katil vakası görülmemiştir. Ticari emtia ile dolu olan muazzam kervansaraylar bir tek adam tarafından korunuyor… Türkler çok dindar, insaniyet sever ve şefkatlidirler. Aralarında, içki, kumar ve kavga yoktur." (Osman Turan, Cilt 2, s.126)

Allah bir ayetinde müminlere içki, kumar gibi kötü alışkanlıklardan kaçınmalarını buyurmuştur. Ve şeytanın bu tür alışkanlıklarla aralarında düşmanlık oluşturacağını bildirmiştir:

Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (Maide Suresi, 90-91)

Allah'ın bu emrine uyan müminler arasında kavga gürültü olmaması, daima huzur ve sükunetin hakim olması ise Allah'ın emirlerine uymanın bir sonucudur. Kuran ahlakı bir millete en güzel, en izzetli özellikleri kazandırır, o millete şeref getirir. Bizim milletimiz ise bu şerefe layık ve ehildir. Gençlerimizin özenti ve sığ kültürlerden kurtarılıp, onlara Kuran ahlakının bir insana ve bir millete neler kazandıracağının, aksi durumda ise neler kaybedileceğinin özlü olarak anlatılması Türk Milleti'nin aydınlık geleceği için son derece önemli ve aciliyetlidir.