OSMANLI'DA TÜRK İSLAM AHLAKI-2

Osmanlı'da Türk-İslam ahlakının yaygın olarak yaşanıyor olmasının en açık göstergelerinden biri asayişti. İstanbul gibi o dönemin en kalabalık ve en önemli şehrinde bile adi suçlar hemen hemen yok gibiydi. Hatta evler ve dükkanlar çok sıkı kilitlenmedikleri, hatta esnaf genelde dükkanını açık bırakıp gittiği halde hırsızlık vakasının çok nadir, yılda birkaç kez görüldüğü, yankesicilik, dolandırıcılık gibi olayların neredeyse hiç olmadığı belirtilmektedir. (Eski Türk Seciye ve Ahlakı, s. 13-23)

Fransız gezgin A. de la Motraye Osmanlı'da asayişle ilgili gözlemlerini şöyle aktarmaktadır:

"Hırsızlara gelince bunlar İstanbul'da son derece nadirdi. Ben Türkiye'de takriben ondört sene kaldığım halde, bu müddet zarfında hiçbir hırsızın orada ceza gördüğünü işitmedim… Türkiye'de yankesicinin ne olduğu malum değildir. Onun için ceplerin el çabukluğundan korkusu yoktur. (Eski Türk Seciye Ahlakı, s. 14)

Fransız yazarlarından Paul Eudel ise Osmanlı'daki asayiş ve güven ortamı için şu tespitlerde bulunmuştur:

"İnsana heyecan veren ulvi bir adet mucibince camiler, seyahate çıkacak kimselerin her türlü ticari senetleri ve borç senetleriyle kıymetli eşyalarını emanet olarak bırakmalarına her zaman amade bulunur. En eski devirlerden beri hiç bir zaman bu emanetlerden herhangi birşey çalınmış olduğu görülmemiştir. Bizim memleketlerde hırsızların bu kadar insaflı davranacaklarına temin edemem." (Eski Türk Seciye ve ahlakı, s. 22-23)

Osmanlı'da emniyet, düzen, ve asayişin kusursuzluğunu dile getiren yazarlardan biri de Mouradgea d'Ohsson'dur. D'Ohsson 18. yüzyılda İsveç'in İstanbul Büyükelçiliği'ni yapmış ve Osmanlı müesseseleri ile teşkilatı hakkında yedi ciltlik bir eser hazırlamıştır. D'Ohsson Avrupa ülkelerinde benzeri görülmemiş asayiş için şöyle demiştir:

"Gece olsun gündüz olsun, imparatorluğun bütün şehirlerinde tam bir emniyet vardır. Bu inzibat kuvvetlerinin sıkı çalışmasının neticesi olduğu kadar, Türklerin milli ananelerinin mükemmelliğinin de neticesidir. Bazen karayollarında haydutlara rastlanır. Ama şehirlerde asayiş son derece mükemmeldir. Hele muazzam nüfuslu bir şehir olan İstanbul'da bu asayiş insanı hayrette bırakacak derecededir. Hırsızlık veya cinayet kadar ender duyulan kelime yoktur. Yankesicilik ve dolandırıcılık büsbütün nadirdir. Hem de dükkanlarda ve en pahalı eşyanın bulunduğu mağazaların korunmasında gösterilen ihmale ve buralarda olan büyük müşteri hücumuna rağmen!…" (18. Yüzyıl Türkiyesinde Örf ve Adetler, s. 151)

Osmanlı'daki bu manzara ile günümüzdeki asayiş ve emniyet karşılaştırıldığında ortaya son derece düşündürücü bir durum çıkmaktadır. Bugün değil bir evi veya dükkanı kilitlemeden çıkmak, alarmdan güvenlik kameralarına kadar sayısız tedbir almak güvenliği sağlamak için yetmemektir bile. İnsanlar arabalarını evlerinin önüne dahi bıraktıklarında emniyetinden emin olamamakta, arabanın içindeki teybe kadar çalınmaması için birçok tedbir almaktadırlar. Yankesicilik, dolandırıcılık ise hiçbir devirde olmadığı kadar yaygındır. Allah korkusu olmayan insanların çoğunlukta oldukları bir toplumda bu tür ahlak dışı olayların yaygınlaşması olağandır. Osmanlı toplumu ile günümüz toplumu arasındaki fark, o dönemin insanlarının Kuran ahlakına, Türk örfüne daha bağlı, güzel ahlakı daha yaygın olarak yaşayan insanlar olmalarıdır.

Kuran ahlakının insanlara kazandırdığı diğer güzellikler yine farklı yazarlar tarafından sık sık dile getirilmiştir. Söz konusu yazarların Osmanlı'da en çok methettikleri özelliklerden biri insanların faziletli, namuslu ve dürüst olmalarıdır. Birçok yazar bu özelliklerinin Kuran ahlakından kaynaklandığını kabul etmektedir. İsveçli D'Ohsson bu konuda şöyle demiştir:

"Osmanlı Türkleri, diğer faziletleri kadar, namuskarlık, dürüstlük ve doğruluk gibi Kuran'ın en kuvvetli hükümlerine dayanan meziyetleri itibariyle de şayan-ı takdirdirler. İçtimai nizamın Osmanlılar arasında kurmuş olduğu münasebetlerin hepsine temiz yüreklilikle hüsn-ü niyet hakim olduğu anlaşılmaktadır. Vatandaşları birbirlerine karşı taahhüt altında bulundurmak ve bunların ahkamını içra ettirebilmek için başka memleketlerde olduğu gibi her zaman vesikalara ihtiyaç yoktur. Osmanlı Türklerinin medh ü sena edilecek meziyetlerinden biri de verdikleri söze umumiyetle sadık olmaları, hemcinslerini aldatmaktan ve emniyeti su-i istimal ile insanların saflığından istifadeye kalkışmaktan veyahut bönlüklerini istismar etmekten vicdan azabı duymalarıdır. Kendi milletdaşlarına karşı bütün muamelelerine hakim olan bu hisse, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bütün yabancılara karşı da riayet ederler" (Eski Türk Seciye ve Ahlakı, s. 27-28)

Bu yabancı yazarın da tespit ettiği gibi verilen sözlere sadık olmak, ilişkilerde daima iyi niyet taşımak gibi özellikler Kuran ahlakına sahip insanların gösterebilecekleri tavırlardır. Aksi bir durumda, yani Kuran ahlakı yaşanmadığında ortada belge dahi olsa, yazılı imzalı sözleşmeler bile bulunsa bazı insanların dolandırıcılık yapmaları, sahtekarlıkları engellenememektedir.