|
ALLAH
KORKUSU DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRT ETMEYİ SAĞLAR - 1
Anlatılanları
hemen kavrayıp değerlendiren ve fikrini beyan eden, doğru olanı
kabul edip, gerekirse düşüncelerini değiştirmekte bir an bile tereddüt
etmeyen bir insanla, anlatılanları anlamamakta direnen hatta çoğu
zaman anladığı halde anlamazlıktan gelen, sabit fikirli bir insanı
kıyaslayalım. Anlamazlıktan gelen kişinin anlayışsızlığı ve inatçılığı
son derece sıkıntı verici olur.
Bu iki insan karakteri arasındaki fark, 'doğruyu yanlıştan ayırt
edebilme yeteneği'nin var olması ve olmamasıdır. Bu, aynı zamanda
iman edenler ve etmeyen kimseler arasındaki önemli farklardan bir
tanesidir. Anlayış eksikliği Allah'ın inkar edenlere bela olarak
verdiği bir eksikliktir. Bununla birlikte Allah ayetlerinde Kendisi'nden
korkup sakınan müminlere bir nimet olarak doğruyu yanlıştan ayırt
etmeyi sağlayan bir nur ve anlayış vereceğini ise şöyle bildirmektedir:
Ey
iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan
ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter
ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)
Bir
insan için en önemli meziyetlerden bir tanesi kuşkusuz ki anlayış
kabiliyetidir. Bu kabiliyet, ayette de bildirildiği gibi Allah'ın
iman edenlere katından bağışladığı bir lütuftur ve inkar edenler
ile iman edenler arasındaki farkı biraz daha ortaya çıkarmaktadır.
İman edenlerin Allah'tan korkup sakınmaları ile kazandıkları bu
özellik, inkarcıların içinde bulundukları anlayış ve kavrayış eksikliği
göz önünde bulundurulduğunda son derece büyük bir önem kazanmaktadır.
İnkarcıların içinde bulundukları durumu ele almadan önce müminlerin
olaylara bakış açısının temelinde yatan etkenler üzerinde durmak
istiyorum.
Müminlerin kavrayış yeteneklerini kazanmalarındaki en önemli etkenlerden
biri kuşkusuz Allah'a karşı olan derin teslimiyetleridir. Müminler
Cenab-ı Allah'ın onları her taraftan sarıp kuşattığını, O'nun herşeyden
haberdar olduğunu, gizlinin gizlisini bildiğini bilirler. Kendi
başlarına bir odada kaldıklarında da Allah onlarla beraberdir, tek
bir tanesini bile tanımadıkları onlarca kişinin bulunduğu bir yerde
de Allah onlarladır. Konuşurken, yemek yerken, uyurken, yazı yazarken,
hesap yaparken, toplantıda iken, ders çalışırken kısacası her an
ne işte olurlarsa olsunlar Allah'ın kendilerini gördüğünü, duyduğunu
bilirler.
Allah'ın herşeyi sarıp kuşattığını bilen böyle bir ruh hali aynı
zamanda insanın anlayışının açılması için önemli bir vesiledir de.
Rabbinin her an kendisiyle olduğunu, yaptığı herşeyin bir gün karşılığını
alacağını ve her yaptığının an an yazıldığını, hiçbir şeyin yok
olmadığını, tümünün Allah katında belirlenmiş bir yerde muhafaza
edildiğini bilen bir kişinin şuursuz bir şekilde davranması, düşünmemesi
ya da insanlardan kaynaklanan bir korku içinde olması mümkün değildir.
Bu önemli gerçeklerden haberdar olmak müminin doğal olarak dikkatini
ve dolayısıyla aklını açar.
Müminin aklı, vicdanı zaten her an Allah'a bağlıdır; her gördüğü
şeyde Allah'a yönelir. Çevresindeki canlıları yaratanın Allah olduğunu
bilir. Dünyadaki kusursuz düzeni kuran üstün güç sahibinin Allah
olduğunu bir an bile unutmaz. Nefes almasını, hareket edebilmesini,
düşünmesini, aklını, gökyüzünün rengini, havada süzülen kuşların
varlığını kısacası algıladığı herşeyi Allah'ın yarattığını aklından
çıkarmaz
Bediüzzaman
Said Nursi iman edenlere bu konuyla ilgili önemli tavsiyelerde
bulunmaktadır:
Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül
edip minnet çekme. Onlara temellük edip boyun eğme. Onların arkasına
düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü, Sultan-ı kainat
birdir. Herşeyin anahtarı O'nun yanında, herşeyin dizgini O'nun
elindedir; herşey O'nun emriyle halledilir. O'nu bulsan, her matlubunu
buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. (Mektubat,
s.244-245, Asa-yı Musa s.227)
Bediüzzaman'ın
da dikkat çektiği bu tefekkür şekli müminin Allah'a karşı duyduğu
haşyet dolu korkunun ve derin, içten saygının sürekli artmasına
neden olur. Mümine doğruyu yanlıştan ayırmasını sağlayacak anlayışı
kazandıran vesile de Allah korkusunun artmasıdır. Allah'ın onlara
verdiği bu özellik sayesinde doğruyu gördükleri anda direnmeyerek
hemen teslim olmaları müminlere akıl, zihin açıklığı, seri kavrama
ve karar verme yeteneği, dolayısıyla işlerin çabuk hallolması gibi
nimetleri de kazandırır.
İnkarcıların anlayışsızlığı ise yaşamlarının her anına yansıyan
bir sıkıntı kaynağıdır. Sevgi, saygı, bağlılık, adalet gibi toplumsal
yaşamda son derece önemli yerleri olan kavramların tümü inkarcılar
tarafından bu anlayışsızlığın etkisi altında değerlendirilir. Bu
da söz konusu kişilerin verdikleri kararların, olaylardan çıkardıkları
sonuçların hikmetsiz olmasına ve gerçekleri görmemelerine neden
olur.
|