ÜSTÜN İNSAN - 2

Yalnız Allah'a kulluk eden ve O'nun gösterdiği doğrultuda yaşamını düzenleyen insanın üstünlüğü, bugün çevremizde pek çok insanın üstünlük kıstaslarından farklıdır:

Herşeyden önce imanı vesilesiyle sahip olduğu üstünlüğü bencilce sahiplenmesi söz konusu değildir. Günümüz insanı sahip olduğu ve üstünlük vasfı olarak gördüğü beden güzelliği, bir konudaki bilgi fazlalığı veya zenginlik gibi herhangi bir özelliğini başkalarıyla paylaşmayı reddeder. Ona göre üstünlük vasıflarından bir şeylerin yitip gitmesi veya bu vasıfa bir ortağın çıkması başına gelebilecek en kötü şeydir.

Örneğin, mal varlığına ortak birinin çıkması, kendisi sahip olduğu bir bilgi yüzünden itibar görürken bulunduğu ortamda kendisinden daha bilgili birinin ortaya çıkması ya da güzelliği tüm çevresi tarafından takdir edilirken kendisinden daha güzel birisinin onun yanında ortaya çıkması, insanlar arasındaki saygınlığının yitip gitmesi ile eş anlamlıdır. Bu nedenle kendisinden daha güzel veya daha zengin, daha bilgili birine tahammül edemez.

Oysa ki mümin kendisini üstün kılan özelliğin tüm insanlar arasında yaygınlaşmasını ve herkesin buna sahip olmasını ister. İmanın insanlar arasında yaygınlaşması kendisini daha da üstün hale getirecektir. Çünkü müminin iman edenlerin çoğalmasını sağlamak için gösterdiği gayret, onun Allah katındaki değerini daha da arttıracaktır.

Bu nedenle inanan insan Allah'ın emir ve yasaklarına uyduğu gibi, başkalarına da iyiliği emredip kötülükten men etmeye çalışır. Böylece ahirette de sonsuz azaba neden olacak şeylerden hem sakınmış hem de sakındırmış olacaktır. "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. " (Al-i İmran Suresi, 104)

Müslümanlar varlıklarının devamının, galip gelmelerinin ve yeryüzünde güçlü olarak yer edinmelerinin, evet bunların hepsinin ilahi emirlere bağlı olduğunu bilirler. Eğer bu bağda bir gevşeme olursa varlıkları kaybolup tamamen koparsa yeryüzünde bir varlık gösteremeyecekler, zaferleri hezimete dönüşerek hızları kesilecektir.

"Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir." (Hac Suresi, 40-41)

İman eden insan gerek kendi gerekse tüm insanlığın huzuru için mücadele ederken ölümle, sürgünle tehdit edilecek, içinde bulunduğu toplumun din anlayışına, ahlaki yapısına zorla da olsa uyması istenecektir. Bu nedenle kendisine yapılan tehditler onun çabasını engelleyemeyecektir. Ölüm tehditlerinin bir anlamı anlamı yoktur, çünkü; Allah dilemedikçe kendi canını kimsenin alamaya gücünün yetmeyeceğini bilir. Zaten Allah'tan gelen her şeye ta baştan razıdır, bu konu da ne bir isyanı ne de şikayeti vardır. Karşısındakilerin maddi güçleri ve makamları ne olursa olsun onun için bir korku ve endişe kaynağı değildir. Mümin Allah'a olan tam inancından ötürü, diğer insanlar gibi önündeki engeller karşısında güçsüzlük ve yalnızlık duygusuna kapılmaz. Aleyhineymiş gibi gözüken gelişmeler onu üzüntüye sevketmez. Rabb'inin daima kendisiyle beraber olduğunu bilir, O'ndan hiçbir zaman ümidini kesmez. Mümin her konum, her değer ve herkes karşısında kararlılığından taviz vermez.

"Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz." (Al-i İmran Suresi, 139)