|
Yalnız
Allah'a kulluk eden ve O'nun gösterdiği doğrultuda yaşamını düzenleyen
insanın üstünlüğü, bugün çevremizde pek çok insanın üstünlük kıstaslarından
farklıdır:
Herşeyden
önce imanı vesilesiyle sahip olduğu üstünlüğü bencilce sahiplenmesi
söz konusu değildir. Günümüz insanı sahip olduğu ve üstünlük vasfı
olarak gördüğü beden güzelliği, bir konudaki bilgi fazlalığı veya
zenginlik gibi herhangi bir özelliğini başkalarıyla paylaşmayı reddeder.
Ona göre üstünlük vasıflarından bir şeylerin yitip gitmesi veya
bu vasıfa bir ortağın çıkması başına gelebilecek en kötü şeydir.
Örneğin,
mal varlığına ortak birinin çıkması, kendisi sahip olduğu bir bilgi
yüzünden itibar görürken bulunduğu ortamda kendisinden daha bilgili
birinin ortaya çıkması ya da güzelliği tüm çevresi tarafından takdir
edilirken kendisinden daha güzel birisinin onun yanında ortaya çıkması,
insanlar arasındaki saygınlığının yitip gitmesi ile eş anlamlıdır.
Bu nedenle kendisinden daha güzel veya daha zengin, daha bilgili
birine tahammül edemez.
Oysa
ki mümin kendisini üstün kılan özelliğin tüm insanlar arasında yaygınlaşmasını
ve herkesin buna sahip olmasını ister. İmanın insanlar arasında
yaygınlaşması kendisini daha da üstün hale getirecektir. Çünkü müminin
iman edenlerin çoğalmasını sağlamak için gösterdiği gayret, onun
Allah katındaki değerini daha da arttıracaktır.
Bu
nedenle inanan insan Allah'ın emir ve yasaklarına uyduğu gibi, başkalarına
da iyiliği emredip kötülükten men etmeye çalışır. Böylece ahirette
de sonsuz azaba neden olacak şeylerden hem sakınmış hem de sakındırmış
olacaktır. "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden
ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa
erenler işte bunlardır. " (Al-i İmran Suresi, 104)
Müslümanlar varlıklarının devamının, galip gelmelerinin ve yeryüzünde
güçlü olarak yer edinmelerinin, evet bunların hepsinin ilahi emirlere
bağlı olduğunu bilirler. Eğer bu bağda bir gevşeme olursa varlıkları
kaybolup tamamen koparsa yeryüzünde bir varlık gösteremeyecekler,
zaferleri hezimete dönüşerek hızları kesilecektir.
"Allah
kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz
Allah, güçlü olandır, aziz olandır. Onlar ki, yeryüzünde kendilerini
yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar,
zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar.
Bütün işlerin sonu Allah'a aittir." (Hac Suresi, 40-41)
İman
eden insan gerek kendi gerekse tüm insanlığın huzuru için mücadele
ederken ölümle, sürgünle tehdit edilecek, içinde bulunduğu toplumun
din anlayışına, ahlaki yapısına zorla da olsa uyması istenecektir.
Bu nedenle kendisine yapılan tehditler onun çabasını engelleyemeyecektir.
Ölüm tehditlerinin bir anlamı anlamı yoktur, çünkü; Allah dilemedikçe
kendi canını kimsenin alamaya
gücünün yetmeyeceğini bilir. Zaten Allah'tan gelen her şeye ta baştan
razıdır, bu konu da ne bir isyanı ne de şikayeti vardır. Karşısındakilerin
maddi güçleri ve makamları ne olursa olsun onun için bir korku ve
endişe kaynağı değildir. Mümin Allah'a olan tam inancından ötürü,
diğer insanlar gibi önündeki engeller karşısında güçsüzlük ve yalnızlık
duygusuna kapılmaz. Aleyhineymiş gibi gözüken gelişmeler onu üzüntüye
sevketmez. Rabb'inin daima kendisiyle beraber olduğunu bilir, O'ndan
hiçbir zaman ümidini kesmez. Mümin her konum, her değer ve herkes
karşısında kararlılığından taviz vermez.
"Gevşemeyin,
üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz."
(Al-i İmran Suresi, 139)
|