Katledilen
masum insanlar, fuhuşa zorlanan küçük kız çocukları, sayıları giderek
artan alkol ve uyuşturucu bağımlıları, geçim derdi altında ezilen
insanlar, devletin kasasını boşaltan kirli eller, işini yürütebilmenin
şartı haline gelen rüşvet...
Tüm
bu problemler sadece Amerika'nın veya herhangi bir üçüncü dünya
ülkesinin problemleri değil. Batısından doğusuna kadar tüm dünya
giderek büyüyen bir batağın içine saplanıyor.
Elbette
bu gelişmeler karşısında sadece seyirci kalınmıyor. İnsanlar bazen
tek başlarına bazen de kurdukları çeşitli kurumlar aracılığıyla
söz konusu problemleri yok etmeye çalışıyorlar. Sözgelimi ABD'de
uyuşturucu maddeler ve alkole karşı kampanyalar düzenlenirken, İtalya'da
da savcılar aracılığıyla rüşvet ve suistimalle mücadele edilmeye
çalışılıyor. Ancak buna rağmen, alkol ve uyuşturucu bağımlılarının
sayısında bir düşme olmadığı gibi, yolsuzlukları araştıran komisyonlarda
dahi olsuzlukların yapıldığı gözlemleniyor. Ülkedeki tüm siyasi
kadrolara el çektirilerek, yerlerine yenileri getiriliyor ama bunun
da söz konusu problemleri yenmek için çare olmadığı anlaşılıyor.
Bugün tüm bu sorunları münferit olarak ele alıp, her biri için ayrı
yasal düzenlemeler yapmanın da artık, kesin bir çözüm olmadığı anlaşılmış
bulunuyor. Bu çözümsüzlük karşısında polisiye tedbirler arttırılarak,
olayların önü
alınmaya çalışılıyor. Ancak yasaların boşluğundan faydalanmasını
bilen, polisiye tedbirleri 'korkutucu bir unsur' olarak görmeyen
binlerce kişi problem yaratmaya devam ediyor. Hem de düne göre sayıları
daha da artarak.
Bugünkü
toplum yapısı, bir kınamayı ya da, demir parmaklıklar ardında geçecek
bir kaç ay veya bir kaç yılı 'ceza olarak' mühimsemeyen insanları
yaratmıştır.
İnsanları
denetim altında tutan mekanizma öncelikle onların vicdanlarına yerleştirilmelidir.
Kişi topluma verdiği zararın karşılığı olarak hem bu dünya da hem
de öldükten sonra muhakkak cezalandırılacağını bilmelidir. Ancak
böyle bir bilinç insanları yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoyacaktır.
Aynı
bilinç yeryüzünde bozgunculuk çıkartanlara karşı mücadele edecek
insan için de gerekli. İnsanların rızasını kazanarak belli mevkileri
edinme beklentisinde ki birinin bu mücadeleyi kazanamayacağı açıktır.
Çünkü; kendine yapılan büyük vaatler karşılığında karşısında mücadelesini
bırakabilecektir. Kısacası belli bir fiyatı vardır. Yeryüzündeki
bozguncularla mücadele edebilmek için 'satın alınamayan' insanlara
ihtiyaç var. Satın alınamamazlık ta tek başına yeterli değil, bu
konuda başarılı olmak için, insanların makam ve güçlerinden korkmamak
ve ne olursa olsun yılmamak gerekir. Yalnız Allah'tan korkan birisi,
bütün bunların üstesinden gelebilecek potansiyeldedir.
İslamın
tek prensibi vardır: Tek ilah olan Allah'a kulluk etmek. Yaşamını
bu prensibe uygulayarak yaşayan insan, sadece tek bir güçten korkar,
sadece tek yargıcın önünde sorumludur.
Yalnız
Allah'a kulluk eden ve 'mümin' olarak adlandırılan insan bu özellikleri
nedeniyle ideallikten de öte en üstün insandır. Çünkü o takva sahibidir:
Kendini dünyada sıkıntı, yıkım ve felakete düşürecek hal ve tavırlardan
korur.
"
...Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk
ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah,
bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)
|