ALLAH'A TEVEKKÜL ETMEK

Allah (cc)'ın Kur'an-ı Kerim'de dikkat çektiği mümin özellikleri arasında tevekküllü olmanın özel ve öncelikli bir yeri vardır. Bu, tevekkül konusunun büyük ölçüde imanla olan paralelliğinden kaynaklanmaktadır. Kuran kıssalarında peygamberlerin ve beraberindeki mümin topluluklarının her türlü zulüm, baskı, işkence karşısında yılmamaları ve gevşeklik göstermemiş olmaları övülerek anlatılmaktadır. Ana vasıflarından biri, müminlerin ne olursa olsun tevekkülü hiç kaybetmemeleridir.

Mümin, kendisine verilen herşeyin bir emanet, dünya hayatının geçici bir meta olduğunun şuuruyla, Allah karşısında hesap vereceğinin bilinciyle, her zaman ahirete yönelik yaşar. Bu nedenle sıkıntıdan, stresten, vesveseden tümüyle uzaktır. Hiçbir zaman umutsuzluğa düşmez, çünkü o korkacağı, sığınacağı veya güveneceği sahte ilahlara ya da dünyevi araçlara değil, kendisini yaratan, onu herşeyden iyi bilen ve herşeyi bir düzen içinde yöneten Allah (cc)'a tevekkül etmiştir. Başına gelen bir musibet de olsa, bunun zaten olabileceklerin en hayırlısı olduğunu bilir.

Tevekkül mümin için kilit kavramlardan biridir. Tevekkül, Allah'ın insan için en güzeli ve doğruyu ezelden takdir etmiş olduğuna, başına gelecek herşeyin Allah katında olmuş-bitmiş olduğuna kesin olarak iman etmenin doğal sonucudur. Kadere imanın ve rıza göstermenin doğal sonucudur. Kur'an'ın bir çok ayetinde tevekkül çok önemli bir mümin özelliği olarak zikredilmiştir:

"Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler." (Enfal Suresi, 2)

İslam alimleri de son derece veciz ifadelerle tevekkülün önemini vurgulamışlardır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin "Mevlam neylerse güzel eyler" sözü bunun en özlü ifade biçimlerinden biridir. Olayların iyi veya kötülüğünü mümin Kur'an'a göre değerlendirir. Zahiren şer gibi gözüken bir olayın arkasında büyük hayırlar olabileceğini bilir.

"Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216)

Tevekkül, sıradan, "olsa iyi olur" gibi bir mantıkla ve anlayışla değerlendirilebilecek bir mümin özelliği değildir. Tevekkül etmeyen insan Rabbine karşı ağır bir suç işlemektedir. Tevekkül dışında bir tavır içine girmek, insanın Allah'ın vekilliğini bir tarafa bırakılarak, kendisi için güvenecek, sığınacak başka bir merci aramasına yani şirke girme tehlikesine kapı açar. Çünkü o an kaderin varlığını, olayların Allah (cc)'ın kontrolünde olduğu unutmuştur.

Muhammed Suresi'nin 11. ayetinde "Allah, iman edenlerin velisidir; kafirlerin ise, velisi yoktur" buyurulmaktadır. Gerçekten de, vekili, yaratıcısıyken O'nu unutmanın ve inkarcılar yani vekili olmayanlar gibi davranmanın son derece büyük bir suç olduğu açıktır. Tevekkül sadece müminlere has bir tavırdır. Ancak zahiren olayları tevekkülle karşılıyormuş gibi gözüken inançsız insan tipleri de olabilir. Zaman zaman çevremizde bunun örneklerine de rastlayabiliriz. Ancak burada sergilenen daha ziyade psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. Veya zahiren tevekküle benzeyebilen ancak özünde tamamen farklı bir tavır olan "vurdumduymazlık" söz konusudur.

Tevekkülsüzlüğün zemininde inançsızlık vardır. Tevekkül edemeyen insan, dünya hayatını azap içinde geçirir. Olayların, varlıkların Allah'ın kontrolünde olduğunu anlayamadığı için her an, her türlü kötülükle, talihsizlikle karşılaşabileceğini düşünür. Herhangi bir işinin aksi gitmesiyle karamsarlığa ve üzüntüye kapılır. Ruhsal dengesi de bozuktur. Allah'a güvenmeyen, O'nu vekil tutmayan insan aksilikle, terslikle karşılaştığı zamanlar bu dengesizliği daha da net biçimde ortaya çıkacaktır. Kısacası tevekkülsüz insan için hayat endişeler ve korkularla dolu bir kabus olacatır.