SÖMÜRÜYE DAYALI EKONOMİK DÜZEN VE KURAN'DAKİ SOSYAL ADALET

"Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızıklarını, ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?" (Nahl Suresi, 71)

Ayet-i kerimede, bazı insanların "rızıkta" (mal ve para açısından) diğerlerinden üstün kılındıkları, ama bu "üstün kılınanlar"ın, ellerindekilerini diğerleriyle "eşit olacak şekilde" paylaşmayarak Allah'ın beğenmediği bir tavır sergilediklerine dikkat çekiliyor. Ayetin sonunda ise, bu şekilde bir davranışın, "insana verilen nimetin inkarı" anlamına gelecek büyük bir hata olduğu belirtiliyor.

Ayet bir yandan bu tip davranış sergileyenleri uyarırken diğer taraftan bunun tam aksi davranış içinde bulunan müminlerin farkını da ortaya koyuyor. Çünkü varlıklı da olsa fakir de olsa mümin elindeki mülkün, gerçekte kendisine değil, Allah'a ait olduğunu bilen insandır. Bu yüzden mümin "böbürlenip-büyüklenmeye" ve "yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya" kalkmaz.

Allah'ın nimetini inkar etmeyen, yeryüzündeki tüm mülkün Allah'a ait olduğunu bilen "ölçüyü ve tartıyı doğru tutan" müminler kuşkusuz Allah'ın sınırlarını belirttiği ölçüler içinde bir ekonomik anlayış benimserler. Ancak müminlerin -Allah'ın emirlerinden biri olarak görüp-uygulayabileceği bu ekonomik düzenin ana hatlarını şu iki ayet özetliyor:

"Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nur Suresi, 22)

"Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler." (İnsan Suresi, 8)

Bunlardan başka pek çok ayet-i kerimede (Bakara-110, 177, 215, 262, 267; Enam -152; Tevbe-60, 79; İsra-26; Rum-38 gibi), müslümanlarını söz sahibi oldukları bir toplumda yaşanan ekonomik düzen ve sosyal adalet tarif edilir.

Peki Allah (cc)'ın Kuran-ı Kerim'de bu kadar ayrıntılı bir biçimde tarif ettiği "sosyal adalet" uzun süredir neden tecelli edememiştir? Niçin bu adalete dayalı ve maddiyatı değil de vicdanı üstün tutan anlayış insanlardan uzak tutulmuştur? Herkesin özlemini duyduğu ve dilinden düşürmediği "sosyal adalet" kavramı neden yalnızca hayallerde kalmış hatta bazılarında ütopya olarak görülmeye başlanmıştır?

Dünya devletlerini sömüren, milletlerin paralarını ve emeklerini "üstün ırkın dünya hakimiyeti" ideali doğrultusunda kullanan şer odakları elbette ekonomi konusunda da icatlar (!) yapmışlardır. Sözkonusu odaklar, bütün hak dinlerde yasaklanan faizciliği meşrulaştırarak milletleri ekonomik açmazlara sürüklemişlerdir. Bu çerçevede faize dayalı ekonomik sistem öncelikle yahudilik, masonluk ve Muharref Tevrat'la yakından ilişkilidir. Bakın Değiştirilmiş Tevrat, faize dayalı sömürü hakkında neler söylüyor:

"Yabancıya faizle ödünç verebilirsin; fakat kardeşine faizle ödünç vermeyeceksin. Ta ki, mülk olarak almak üzere gitmekte olduğun diyarda elini atacağın herşeyde Allahın Rabb seni mukaddes kılsın." (Tesniye Bölümü, Bab:23/20)

Tevrat'a sonradan sokulduğu açıkça belli olan bu ayetten ve tarihteki uygulamalarından, yahudilerin "faizin sömürüye neden olduğunun farkında oldukları" açıkça anlaşılıyor. Zaten bu nedenle "üstün ırk" arasında faiz kullanımı yasaklanıyor. Ama "üstün ırk"ın bu sömürü aracını diğer milletlere karşı kullanmasında ise hiçbir sakınca olmadığı da hemen belirtiliyor. Devamında ise böyle bir sistemin, yahudilerin "mülk olarak almak üzere gitmekte oldukları" yerlerde onlara yardımcı olacağı, yani yahudilerin "hakimiyet" ideallerini çabuklaştıracağı izah ediliyor.

Yahudi kaynaklarından Judaica Ansiklopedisi, faizin temelini ve toplumlarda yaygın hale getirilmesini bakın nereye bağlıyor: "Borç para vermenin kısa süre içerisinde tipik bir yahudi mesleği haline gelmesi Tevrat kaynaklıdır." (Encyclopedia Judaica, Money Lending, cilt 10, sf.32)

* * *

Gerçek manasıyla sosyal adaletin, bugüne dek tecelli ettirilememiş olmasının sebebi, şüphesiz, sömürüye, adam kayırmaya, haksız kazanca dayalı bir anlayışa zemin hazırlayan hatta alkış tutan ekonomik sistemler içerisinde çözüm aranmasıdır. Halbuki çözüm, gerçekte bunların hepsinin dışında, hepsinin üstünde bir anlayıştadır. Hz. Davud'a "mülk ve hikmet" veren, Hz. Süleyman'a dünya tarihinde "daha önce hiç kimseye verilmemiş" bir güç ve ihtişam veren Allah (cc)'ın tarifindedir.