SES
VE KOKU
Yaradılışı
bir damla su olan insanın, kafatasının içine çağımızın en modern
bilgisayarlarının bile boy ölçüşemediği özelliklere sahip olan
"beyin" yerleştirilmiştir. Bir parça et, biraz yağ ve
sinir yumaklarından oluşan bu yığın, saniyede onlarca bilgiyi
dışarıdan alarak, bunları değerlendirebiliyor. İster soyut, isterse
somut olsunlar bu bilgileri kelimelere dökerek ifade edebiliyor.
Bütün bunları günde yüz bin kez yapsak da, bu aslında şaşılacak
bir şeydir.
Örneğin,
söylemek istediğimiz herhangi bir şeyi dilimizle ifade edebilmemiz
için sadece düşünmemiz yeterli. Fikirlerin kelimelere dökülmesi
için, ses tellerinin ne kadar açıklıkta, nasıl titreşmesi gerektiğiyle
ilgilenmemize gerek yok. Eğer bunlarla tek tek uğraşmak durumunda
kalsaydık tek bir kelimeyi söylemek bile bizler için son derece
yıpratıcı ve yorucu olacaktı.
Düşüncenin
kelimelere dökülerek sembolleştirilmesi başlı başına bir mucizedir.
Çünkü tek bir kelimenin yaratılışı, atmosferde başlayıp yine atmosferde
biter. Bu esnada insanın solunum sisteminden sinir sistemine,
kaslarından kemiklerine kadar pek çok yapı mükemmel bir uyum ve
yüksek bir verimle bir arada çalışırlar.
Kelimelerin
oluşabilmesi için öncelikle sembollerin enerjiye çevrilmesi gerekir.
Vücudumuz bu enerji sorununu en pratik biçimde çözebilecek ideal
bir sistemle birlikte yaratılmıştır:
İlk
önce, enerjiyi sağlayacak bir hammadde bulunmuştur. En kestirme,
en ucuz, en hızlı, en pratik ve en mükemmel yol çevremizde en
bol bulunan ve her yere rahatça girip çıkabilecek bir unsur olan
"hava" hammadde olarak seçilmiştir. Hava, vücudun milyarlarca
hücresine ihtiyacı duyulan maddeleri ulaştırmak için içeri alınır.
İşini bitirdikten sonra tehlikeli bir hal aldığından derhal dışarı
atılmalıdır. Ancak bu atık madde vücuttan atılmadan evvel nefes
borusundaki bir jeneratörden geçirilerek bir kere daha kullanılacaktır.
Havayı oluşturan tanecikler yutak, burun, boğaz boşluğu, dil,
dişler ve dudaklardan geçtiğinde insanlar için birer anlam ifade
eden kelimelere dönüşür.
Beş
duyu, bunların işleyişi ve dışarıdan bunlara yardımcı olan bütün
sistemler tam insanın ihtiyacına yönelik olarak düzenlenmiştir.
Sözgelimi kulak ancak belirli sınırlar arasında gelen ses titreşimlerini
algılar. Çok daha geniş sınırlar içinde duymak ilk başta avantajlı
gibi gözükebilir. Ancak, 'duyum eşiği' olarak adlandırılan bu
algı sınırları belirli bir amaca yönelik olarak yaratılmıştır.
Eğer çok hassas bir kulağa sahip olsaydık, kalbimizin atarken
çıkardığı sesten, yerdeki mikroskobik böceklerin çıkardığı hışırtılara
kadar bir çok sesle her an muhatap olmak durumunda kalacaktık.
Böyle bir durumun da ne derece rahatsız edici olacağı ortadadır.
Bu konuda bir diğer örnek de kokudur. Yeryüzündeki hayat için
kokunun ayrı bir önemi vardır. Koku olmasa arılar çiçekleri bulamaz,
böcekler çiftleşme davetini alamaz, yavru hayvanlar annelerini
tanıyamazlardı.
Hergün
muhatab olduğumuz, farkında bile olmadan yüzlerce kez yaptığımız
şu birkaç iş dahi, gerçekte ne derece büyük mucizelerle çepeçevre
kuşatılmış olduğumuzun birer göstergesidir. Allah evreni, yeri,
göğü ve ikisi arasındakileri yaratmış ve hepsini birden tüm mükemmelliğiyle
yarattığı insanaın amade kılmıştır. Allah'ın bu yaratmasında hiçbir
eksiklik, hata ya da bozukluk bulmak mümkün olamayacağı gibi,
aksine tüm mükemmelliğin, ihtişamın ve detayın insanlar daha yeni
yeni farkına varabilmektedirler.