ALLAH'IN
RIZASININ EN FAZLASI
Müslümanın
kalitesi Allah rızasını ne derece güttüğü, ne kadar samimi ve
ihlaslı bir çaba içinde olmasıyla anlaşılır. Müminin şahsiyeti
de sahip olduğu özellik ve yeteneklerden ziyade, ihlası, Allah'a
olan yakınlığı ve salih amellerinin çokluğundan kaynaklanır.
Müslüman,
haliyle, yaşadıklarıyla, davranışlarıyla örnek olan insandır.
Çünkü, müslüman soyut bir felsefeyi ya da düşünce tarzını değil,
hayatının her anına yansıyan bir fikri benimsemiştir. Yemesine,
uyumasına, yaşamasına, ölmesine kadar bütün eylemleri seçtiği
dinin çerçevesi içindedir. Bu Kuran'da övülen bir mümin özelliğidir.
"De
ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin
Rabbi Allah içindir." (Enam Suresi, 162)
Kuran-ı
Kerim ayetlerinde ve Hz. Peygamberimiz'in birçok hadis-i şeriflerinde
nefsin sürekli kötülüğü emrettiğini, müminin doğru yolunun üzerine
oturan şeytanın verdiği vesveselerle insanı şaşırtmak ve sınamak
için varolduğunu görüyoruz. Buna daha önceki yazılarımızda da değinmiştik.
Bugün,
müminin hayatında kilit önem taşıyan ve salih amellerinde en kritik
denge unsurunu teşkil eden "en çok" konusunu inceleyeceğiz.
Yani Allah'ın rızasının en fazlasını, en çoğunu düşünmek, daha fazla
ecir kazandıracak işlere yönelmek, Allah'ın hoşnutluğunu her an
en fazla ve en yoğun şekilde kazanabilmek için çaba sarfetmek.
Mümin
Allah yolunda "ciddi bir çaba" gösteren kişidir. Bu ciddi
çabanın anahtarı ise, Allah rızasının en çoğunu aramaktır. Yani
mümin, önünde hepsi de meşru olan birçok seçenek birden bulunmasına
rağmen, akıl ve basiretini kullanarak kendisine Allah'ın rızasını
en çok kazandıracak olanını seçer.
Allah'ın
rızasının en fazlası konusunu incelerken, öncelikle bunun şahsi
bir konu olduğunu düşünmek gerekiyor. Herkesin şahsi çabası, gayreti,
tefekkürü ve niyeti ile alakalı bir konu... Allah rızasının en fazlasının
gözetildiği davranışlar kişinin kendi içindeki hesaplaşmalar (nefsini
ezmesi, niyetini doğrultması, ahireti hedeflemesi, vs.) sonucunda
meydana çıkar. Kişinin bir hareketi yaparken Allah rızasını ne derece
seçtiği, nefsine ne derece pay çıkarmadığı gibi hususlar o kişinin
iç dünyasında gerçekleşir.
Dolayısıyla, dışarıdan yaptırımlarla kişinin Allah rızasını gütmesi
mümkün değildir. Esas olan, kişinin kendi başına aldığı kararlar
sonucunda ahirete yönelik salih amellerde bulunması, Allah'la samimi
diyaloğu sonucunda hizmet vermesidir. İşte müminin şahsiyetinin,
kalitesinin, Allah'a olan yakınlığının göstergesi budur.
Kuran-ı
Kerim, Allah rızası dışında bir anlayış benimseyerek kendi kafasından
Allah'ın sistemiyle taban tabana zıt bir yapı uyduranların kurdukları
binanın boş ve çürük bir temele dayandığını ve yıkılmaya mahkum
olduğunu şöyle ifade ediyor:
"Binasının
temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır,
yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla
birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi?
Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez." (Tevbe Suresi,
109)
|