FARKINDA OLMADIĞIMIZ NİMET; ZAMAN

Gençlik ve zaman. Hayatımızda önemli bir yer teşkil eden iki büyük nimet. İnsan ömrünün en verimli ve en önemli dönemi olan gençlik, genellikle yaşandığı zamanlarda kıymeti bilinmeyen bir dönemdir. Aynı zamanda ahiret hayatında mutlu olabilmek ve sonsuz bir azaptan kurtulabilmek için büyük bir fırsattır da. Çünkü dinamizmin doruğu olan gençlik, Allah'ın dinine hizmet etmek için hayatın belki de en önemli bölümünü oluşturur.

Mümin herşeyden önce bu dönemde ilim tahsil edip, Allah yolunda mücadele etmeye başlamalıdır. Çünkü hayatımızdaki her şey gibi gençlik de zamana yenik düşecek ve sona erecektir. Allah, herkese belli bir ömür ve süre tayin etmiştir. Onu ne bir an öne alabilir, ne de bir an geciktirebiliriz. Bu nedenle bu değerli zamanlar iyi değerlendirilmeli ve gençliğin kıymeti bilinmelidir.

"Sizden birine ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen, ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiç kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Münafıkun Suresi, 10-11)

Allah, insanlara israfı yasaklamış ve israf edenleri şeytanın dostu olma tehlikesine karşı uyarmıştır. Müminler de daima israftan kaçınmış ve onu önlemeye çalışmışlardır. Ancak en büyük israflardan birinin zaman israfı olduğu ve zamanı boşa geçirmenin büyük bir israftan başka bir şey olmadığı çoğu zaman gözden kaçmaktadır.

Allah'ın insanları "belli bir süreye kadar erteliyor" olması ve insanların ölümü çokça hatırlamıyor olmaları, onları önlerinde hiç bitmeyecekmiş bir zaman varmış hissine kaptırır. Oysa ki, her insan ölecektir ve yaptıklarının veya erteleyerek ve israf ederek yapmadıklarının hesabını verecektir. Hayatın zannedildiği kadar uzun olmadığı Kur'an'da şöyle vurgulanmaktadır:

"Sur'a üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak toplayacağız. (Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız diye kendi aralarında fısıldaşacaklar. Onların sözünü ettiklerini biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz yalnızca bir gün kaldınız" derler." (Taha Suresi, 102-103)

Başka bir ayette de:

Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz," (Müminun Suresi, 112-114)

Hazreti Peygamber Efendimiz (sav)'in "Ölümü çokça hatırlayınız" hadisi de bizleri ahirette bu konumdan haberdar etmek ve kurtarmak içindir.

Zamanın çok çabuk geçtiğini hemen hepimiz çoğu kez net olarak farkederiz. Günlerin nasıl geçtiğini, bu yaşa nasıl geldiğimizi hayretle gözlemleriz. Ama yine çoğu zaman da buna karşı umursuz ve duyarsız bir tavır gösteririz. Ahirete doğru koşar adım gittiğimizi, hesap vermeye, bebeklerin bile saçlarını ağartan o müthiş ve zorlu güne doğru hızla yol katettiğimizi farketmeyiz.

Oysa hesap günü, yaratılmış olmanın doğal sonucudur. Allah'ın, insanların dünyada yaptıklarını sorgulaması, verdiği nimetlere karşı nasıl davranıldığını hesaba çekmesi, dinine kaşı tavırlarını ve hizmetlerini sorgulaması yakındır. Hem de her nefis için yakındır. Buna karşı umursuzluk olmaz. Çünkü bu en büyük gerçektir.

"İnsanların sorgulaması yakınlaştı, kendileri ise bir gaflet içinde yüz çevirmekteler." (Enbiya Suresi, 1)