MÜSLÜMANLAR,
MODERN DÜNYANIN NİMETLERİ VE İSLAM'IN MENFAATİ - 2
'Geçtiğimiz
yazımızda, inkarcıların yanlış bildiği veya kasten yanlış ifade
ettiği bir konudan bahsetmiştik. Bu anlayışa göre müslümanın zengin
olmaya hakkı yoktur; müslüman fakir, kötü evlerde oturan, kötü
giyinen, zevksiz biridir (!). Genellikle de yaşlıdır. Bunların
zıddı, yani iyi giyinmek, iyi evlerde oturmak, enerjik ve neşeli
olmak, güzel şeyler yemekse sadece inkarcıların hakkıdır.
Bu
düşünce temelde, tüm güç ve iktidar araçlarını, Allah'ın bütün
nimetlerini küfrün emrine amade kılarken, müslümanları fakirlik
ve sefalet içinde bırakmayı amaçlamaktadır. Başka bir deyişle,
küfre en modern otomobilleri, en güzel evleri, teknolojinin tüm
nimetlerini layık görürken, müslümana köhne yerlerde teknolojinin
getirdiği kolaylıkları reddederek yaşamayı, kötü kıyafetler giymeyi
uygun (!)
görmektedir.
Müminlerin
dünya hayatındaki geçimlikleri, sadece yaşamak için yetecek olan
minimum miktarla sınırlı değildir. Bu konuda en belirgin ölçü
Hz. Süleyman'ın zenginliği ve ihtişamıdır. Hz Süleyman ihtişamını
kullanarak Sebe Melikesi ve onun tebasının islama girmesini sağlamıştır.
Müminin ihtişamı diğer müminlere güven ve emniyet verirken din
düşmanlarının kalbine korku salınmasına vesile olur. Allah'ın
mümini kendi fazlından verdiği nimetlerle zenginleştirmesi, küfürden
ne derece üstün tuttuğunu göstermektedir.
Zengin
olmak, modern dünyanın nimetlerinden faydalanmak yalnızca müminlerin
özelliği değildir. Çoğu kez İslamın karşısındaki inkarcı güruh
zengin elit ve Kuran-ı Kerim'de "kavmin önde gelenleri"
ifadesiyle tarif edilen bir kesimden oluşmaktadır: Firavun, Karun
ya da Nemrut gibi. Ancak bu sahip oldukları zenginlik, inkarcıların
göreceği azabı arttırırken, karşısında bütün bu nimetleri Allah
yolunda kullanan müminin Allah katındaki değerinin artmasına vesile
olmaktadır.
Kuran-ı
Kerim'in bir çok ayetinde ve hadisi şeriflerde müslümanın zengin
olmasının ve bu zenginliği Allah yolunda kullanmasının -küfrün
iddialarının aksine- makbul olduğu anlatılmaktadır. Sünen-i Nesei'nin
Zekat bölümünde yer alan bir hadis-i şerifde, "Veren el alan
elden hayırlıdır" buyurulmaktadır.
Malın
ve servetin müslümana daha fazla ibadet yapabilmesi ve daha çok
Allah'a yakınlaşabilmesi için verildiği yine hadislerle ifade
edilmiştir. "Allah buyurdu ki, biz malı insana ibadet için
ihsan ettik" (Ramüz el ehadis 88/8)
Tüm
bunların ışığında şık ve modern giyinen, estetik olarak son derece
güzel döşenmiş evlerde yaşayan, modern teknoloji ürünlerinden sonuna
kadar faydalanan müslümanları ' dini modernize etmeye çalışıyorlar
ya da islamın hükümlerini çağa uydurmaya çalışıyorlar' gibi bir
nitelemeye tabi tutmanın ne derece yanlış olduğu ortadadır.
Bir
müslüman, maddi imkanlarını, İslam ahlakının yayılmasını kolaylaştırmak,
diğer müslümanların etkili ve güçlü olmalarını, rahat ve sağlıklı
yaşamalarını sağlamak için kullanır. Başka bir deyişle İslam'ın
ve müslümanların hayrı için infak eder. Maddi güç İslam ahlakının
anlatılmasında son derece önemli yer tutmaktadır. Müslümanın yerine
getirmekle sorumlu olduğu bir çok ibadet de varlıklı olmasıyla doğrudan
ilişkilidir. Örneğin sadaka vermek, hacca gitmek, savaş için besili
atlar hazırlamak...
Kısaca
mümin kendisindeki zenginliğin kaynağının Allah olduğunun bilincindedir
ve sahip oldukları dolayısıyla O'na sürekli olarak şükreder.
"(Öyle)
Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten,
dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp
alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten
allak bullak olacağı) günden korkarlar." (Nur Suresi, 37)
|