MÜSLÜMANLAR, MODERN DÜNYANIN NİMETLERİ VE İSLAM'IN MENFAATİ - 1

'Toplumsal Gelişme' söz konusu olduğunda özellikle iki kavram gündeme çok sık gelir: Modernlik ve geleneksellik. Genelde bunlardan, ilki yeniliği ikincisi ise eskiyi yaşatmayı ifade eder.

Bu iki kavram müslümanlar için özel bir anlam taşır. Çünkü; gerek dindarlar gerekse din karşıtları islamı bu iki kavramdan yola çıkarak yorumlarlar.

Ondokuzuncu yüzyılda kendini gösteren materyalist düşünce, modern bir toplum olmanın temelini dinsizliğe dayandırmış, insanların yeni teknolojiler edindikçe (yani bilimselleştikçe) dinin günlük yaşamdaki etkisini yitireceğini ve dinin zamanla tümden ortadan kalkacağını iddia etmiştir.

Propagandası bugünde yaygın olarak yapılan bu düşünce, ne yazık ki, bugün bazı müslümanların zihninde de başka bir şekliyle yer edinmiştir. Bu kişiler 'eski' şeylere daha dini, 'yeni' şeylere ise dindışı anlamını katmışlardır. Bu hatalı görüş, günümüz toplumunun bireylerinde, islamın bir yaşlılar dini olduğu gibi yanlış bir imajın oluşmasına neden olmuştur. Oluşturulan bu sahte imaj, din düşmanlarının 'islam her türlü yeniliğe ve gelişmeyei engel oluyor' şeklinde bir anti propaganda yapmalarına da imkan tanımıştır.

Oysa Allah Kuran-ı Kerim'de insanlara islamı anlatırken, yapılması gereken toplumsal düzenlemeleri açıkça bildirmiştir. Tüm peygamberler ve yanlarındaki müminlerin çabası yeniye karşı eskiyi değil, batıla karşı hakkı savunmak yönünde olmuştur. Nitekim bir şeyin Hakk'tan olup olmaması onun eskiliğiyle ya da yeniliğiyle alakadar değildir.

İşte bu nedenle de gerçek mümin taassuptan uzak yenilikçi bir bakış açısına sahiptir. Onun yenilikçiliği, Rabbinden öğrendiği şeyler karşısında eskiden Allah'ın tasvip etmediği davranışları ve zihniyetini terk etmekten gelmektedir. Bu yenilikçi zihniyet günlük hayatına da yansımıştır. İçinde yaşadığı ortamın ilkel veya zevksiz olmasının şahsından öte inançlarına yani islama maledileceğini bilir. Bu nedenle mümin yaşadığı ortamı taasuptan uzak, yenilikçi bakış açısıyla düzenler. Gerek estetik ve sanatsal açıdan, gerekse bilimsel ve teknolojik açıdan mevcut en yeni imkanları İslam'ın ve müminlerin menfaatine
yönlendirmek Kuran-ı Kerim'de teşvik edilen bir davranıştır. Zenginlik ve maddi güç için de aynı şey geçerlidir.

Örnek verecek olursak... Maddi gücün ve her türlü imkanın en iyi şekilde kullanılmasının, İslam'ın anlatılmasında son derece önemli bir yeri bulunduğunu, Hazreti Süleyman (a.s.)'ın duasından açıkça anlamaktayız. Hazreti Süleyman (a.s.) Cenab-ı Allah'a "Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin"
(Sad, 35)
şeklinde dua ederek Allah-ü Teala'dan dünyanın gelmiş geçmiş en zengin ve güçlü kişisi olmayı talep etmiştir.

Sünen-i ibn Mace'de yer alan bir hadiste de Hazreti Peygamber (s.a.v.)'ın "Allah'ın ben senden hidayet, takva, iffet ve zenginlik diliyorum" (cilt: 10, hadis no: 3832) şeklinde dua ettiği rivayet edilmektedir.

Elbette Hz. Süleyman ve Hazreti Muhammed (s.a.v.) zenginliği ve Allah'ın verdiği nimetleri, dünya süsüne göz diktikleri için değil, tam tersine Allah'ın rızasını bu yönde gördükleri için istemişlerdir. Nitekim ayetlerde, Hz. Süleyman'ın elde ettiği mülkle çok ihtişamlı bir saray yaptırdığı ve bunu Allah yolunda kullandığı da anlatılır. Dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Firavun'un da, Hazreti Süleyman'ın da sarayları yani güç ve ihtişamları vardır. Ama Firavun bunu Allah'a isyan ve zulüm yolunda kullanırken Hz. Süleyman (a.s.) elbette Allah rızası için ve Allah yolunda kullanmaktadır.

Demek ki önemli olan, müslümanın modern dünyanın bütün nimetlerini İslam'ın menfaatleri doğrultusunda kullanmasıdır.

İnkarcı güruhun ısrarla savunduğu ve yerleştirmeye çalıştığı "müslümanlık fakirlik ve yaşlılık dinidir" şeklindeki akıl ve mantık dışı çirkin fikriyatını incelemeyi sürdüreceğiz.