"HER NEFİS ÖLÜMÜ TADICIDIR" - 2

İnsanlar olayların bağlı bulunduğu sebeplere ve dünya hayatının süsüne aldanarak doğumun, ölümün ve bu ikisi arasında sürülen hayatın Allah'ın eseri olduğunu unutabilmektedirler. Ölümü trafik kazası, hastalık ve benzeri zahiri sebeplerin sonucu olduğunu zannedebiliyorlar.

Cahiliye toplumuna hakim olan bu görüş, gazeteler, kitaplar, ve televizyonlar aracılığıyla çok kuvvetli olarak telkin edilmektedir. Örneğin 'Azrail okul sırasında yakaladı' gibi tesadüfe dayalı imalara hepimiz rastlamışızdır.

Müminlerin bu konuya hassasiyet göstererek, hayatını Allah'a borçlu olduğunu ve onu verenin Allah olduğunu ve dilediği zaman yine geri alabileceğini zihinde tutması gerekir. Eğer insan bu konuyu tefekkürde bir gevşeklik gösterecek olursa, ölümü yakın hissettiği anda büyük bir şok yaşayabilir. Bu konuda hiç kafa yormamışsa dini ve Allah'ı unutma tehlikesi ile karşılaşabilir. Nitekim Allah böyle kişileri "üzerlerine ölüm baygınlığı çökmüş kimseler" ifadeleriyle tarif etmektedir.

İnkar edenlerin ölüme bakış açısı mümininkinden çok farklıdır. Çünkü bunların hayata bakışları da çok farklıdır. Bunlar hayatı, günün gün edileceği, yaşamın nimetlerden istifade edilecek tek yer olarak olduğunu düşünürler. Yaşam onlar için Allah'ın ve dinin unutulduğu bir oyalanma yeridir. Yaşamlarının sebebi tamamen tesadüfi-biyolojik olaylara dayandığı için (!) ölümden sonrasına da inanmazlar. Hatta ölüm, onlar için zevklerin sonunu getiren tam bir yok oluş anlamı taşıdığı için ondan son derece korkar ve kaçmaya çalışırlar. Oysa korkularının onlara bir faydası dokunmayacaktır.

"Sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak, artık onların bir yola güçleri yetmemektedir. Dediler ki: 'Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?' De ki: 'İster taş olun, ister demir.' 'Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." Bizi kim (hayata) geri çevirebilir' diyecekler. De ki: 'Sizi ilk defa yaratan.' Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: 'Ne zamanmış o?' De ki: 'Umulur ki pek yakında.' Sizi çağıracağı gün, O'na övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız."(İsra Suresi, 48-52)

Küfredenlerin bir kısmı Allah'a inandıklarını ifade etmekte ve bunun kendilerine yeteceğini sanmaktalar. Üzerinde bulundukları heva-heves yolu onları memnun etmekte, zevk-ü sefa içinde yaşamayı bir marifetmiş gibi algılamaktadırlar. Daha çok yaşamak için arzu doludurlar. Bu nedenle içlerini rahatlatmak için Allah'ın sevgili kulları oldukları kanaatine kolayca kapılmakta ve "nasıl olsa cennete gideceğiz" türü saçmalıklarla kendilerini aldatmaktadırlar. Kuran-ı Kerim'de bu zihniyettekiler için şu ifadeler kullanılmaktadır:

"De ki: 'Eğer Allah katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin.' Oysa onlar, önceden ellerinin takdim ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiç bir zaman kesin olarak dilemeyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir. Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir." (Bakara Suresi, 94-96)