DÜNYADAKİ
MÜSLÜMAN POTANSİYELİ
İnsanlar
tarih boyunca karşılarına çıkan her soruna bir çözüm üretebilmelerine
karşın, insanlığın başlangıcından bugüne dek varlığını sürdüren
tek bir olaya çare bulamamışlardır: 'Ölüm'. Çare bulmak bir yana
bu konuda en ufak bir ilerleme bile kaydedilememiştir. Kuran-ı Kerim
ölümü ve ölümden sonra olacakları şöyle tarif etmektedir:
De
ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz
sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni
de bilen (Allah) a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı
haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)
Ölüm,
herkesin haberdar olduğu ancak çoğu zaman konusunu bile açmaya cesaret
edemediği belki de tek konudur. Ve tüm diğer olaylar gibi, kaderle
bağlantılı olarak Allah'ın bilgi ve kontrolünde gerçekleşen bir
olaydır.
Yaşamın
doğal bir sonucu olan bu olay Kur'an kaynaklı olmayan bilgilerin,
toplumda yerleşmiş yanlış telkinlerin tesiriyle insanlarda önüne
geçemedikleri bir korku kaynağı haline gelmiştir. Allah ve ahiret
inancı tam olarak yerleşmemiş insanlardaki bu korku psikolojisini
Allah şöyle tarif eder:
Ya
da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü,
'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki,
yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla
kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır.
(Bakara Suresi, 19)
Ancak
ölümü düşünmeyerek, aklına getirmekten mümkün mertebe kaçınarak
ölümden kurtulabilmek elbetteki mümkün değildir. Herkes bu kaçınılmaz
sona mutlaka tanık olacaktır. Bu değişmeyen gerçeğe rağmen ölümden
bir kaçış olabileceğini düşünmenin bize ne derece faydası dokunur?
Sadece kesin olan bir gerçeği gözardı ederek kendimizi kandırmaktan
başka bir faydası dokunmaz. Bu nedenle yapılması gereken en güzel
şey insanın kendini kandırmayı ya da gerçekleri gözardı etmeyi bir
kenara bırakıp Allah'ın kaderimizde tespit ettiği süreyi en iyi
şekilde değerlendirebilmektir. Bu sürenin ne zaman biteceğini de
yalnızca Allah bildiğinden içinde bulunduğumuz andan bir sonraki
anda bile hayatta olacağımızın hiçbir garantisi yoktur. Öyleyse
hayatımızda karşımıza çıkacak muhtemel olaylar için önceden hazırlık
yaptığımız gibi ölüm ve sonrası için de benzeri bir hazırlık yapmamız
en akılcı hareket olacaktır. Zira ölecek olan da, ölümden sonra
başımıza gelecek olaylarla muhatap olarak olan da yine bizzat "kendimiz"
olacağı için bu konu doğrudan doğruya bizim "kendimiz"i
ilgilendirmektedir.
İnsanların
ölüm gerçeği karşısındaki tavır ve düşüncelerini incelemeyi sürdüreceğiz.
|