İNSANDAKİ
SIRLAR - 2
Önceki
yazımızda saydıklarımızın yanısıra, başlı başına büyüme olayı
da, cenindeki bir diğer mucizedir. Anne rahmindeki bebeğin bir
araya gelen farklılaşmış hücreleri, zamanla çoğalıp gelişerek
belli bir büyüklüğe ulaşırlar. Burada dikkat çeken nokta büyüme
zamanının çok iyi ayarlanmış olmasıdır. El, ayak, göz, kulak gibi
bütün çift organlarımız aynı anda gelişmeye başlarlar ve aynı
anda gelişmelerini durdururlar. Bir kolumuz diğerinden kısa veya
bir gözümüz ötekinden daha büyük doğmayız. Fakat, aynı anda gelişip
aynı anda durmak da tek başına yeterli değildir. Organların iş
görebilmesi için yeteri kadar gelişmesi gereklidir. Örneğin kafamız
omurgamızın taşıyamayacağı kadar bir büyüklüğe kavuşacak
kadar gelişmez, veya ayaklarımızın gelişme süreci, ne yürümemizi
engelleyecek kadar uzun, ne de ayakta durmamıza bile yaramayacak
kadar kısa sürmez.
İnsanlar
henüz cenindeki farklılaşma, organ şekillenmesi ve büyümesine
ilişkin mekanizmaların sırrını özebilmiş değiller. Bu mekanizmaların
nasıl ve neden işlediğine dair kayda değer bilimsel bir bulgu
ortada yok. Zaman içinde tüm bunlara bilimsel açıklamalar getirilmesi
olası. Ne var ki, kesin olan bir şey varsa o da, böyle bir buluşun
insanın varoluşundaki mucizeyi ortadan kaldıramayacağı, hatta
aksine Allah'ın mucizelerinin daha da teferruatıyla görülmesine
vesile olacağıdır.
Üstad
Bediüzzaman, Mesnevi-i Nuriye'de yer alan "Maddiyata esbab
hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa marifet-i
ilahiyedir." ifadeleriyle gerçekte etrafımıza baktığımızda
sebepler gözüyle değil, Allah'ı görmek gözüyle bakmamız gerektiğini
öğütlüyor ve aksi durumun asıl cehalet olacağını vurguluyor.
Bugün
bilim adamlarının çoğunluğu her şeye sebep-sonuç ilişkisi içinde
bilimsel bir açıklama getirme gayreti içindedirler. Onlara göre
böyle bir açıklama materyalist dünya görüşlerini kuvvetlendirecektir.
Cenindeki gelişmenin, yetişkin bir insana ilişkin tüm bilgileri
taşıyan genleri bulduklarında yaratılış mucizesini ortadan kaldıracaklarını
sananlar da vardır. Ancak gözle görülemeyecek kadar küçük hücrelerde,
insanın cinsiyetinden saç rengine kadar milyarlarca bilginin saklanmış
olması, yeni bir mucize olarak karşılarına çıkmıştır.
Açıkça
gördük ki, cenindeki mekanizmaların hepsi ince, hesaplı ve güçlü
bir yaratışın ürünüdür. Vücudun her organı özel bir göreve yönelik
olarak yaratılmıştır ve biz ancak bu organların tam ve eksiksiz
bir biçimde var olması sayesinde yaşayabiliriz. Ancak insan, bu
kadar büyük bir mucizenin içinde yaşamasına rağmen, çoğu kez bunu
düşünmemekte, bunun için Allah' a şükretmemektedir. Neredeyse
tüm bebeklerin anne karnından düzgün bir biçimde çıkması belki
insana ülfet vermekte, bunun doğal bir şey olduğu izlenimine kaptırabilmektedir.
Ama hepimiz ayrı ayrı yaratılıyoruz. Ve hepimiz aynı sonsuz aklın,
hikmetin ve kudretin birer eseriyiz.
Bu
nedenle, insan, her zaman için tüm hayatını ve varlığını, kendisini
yaratan Allah'a borçlu olduğunu bilmelidir. İnsanın, övünecek,
böbürlenecek hiç bir şeyi yoktur. Sahip olduğu güç, sağlık ya
da güzellik, kendisinin eseri değildir ve kendisine de ebediyen
verilmiş değildir. Mutlaka yaşlanacak, mutlaka sağlığını ve güzelliğini
yitirecektir. Allah'ın bize verdiği herşey bu dünyaya aittir ve
burada kalacaktır. Kuran ayeti bu gerçeği şöyle ifade ediyor: