HASED
ÜZERİNE - 1
Allah
insana kendi "ruhundan üfürmüş" (Secde Suresi,
9) ve onu dünya hayatıyla sınayacağını bildirmiştir. Allah'ın
ruhundan üfürdüğü bir varlık olmasının yanısıra insana, "nefs"
dediğimiz ve Kuran ayetleriyle bildirildiğine göre sürekli kötülüğü
emreden, günaha ve isyana girişen, haktan yüz çeviren, hakka başkaldıran
yapıdaki bir özellik de verilmiştir.
Allah
bunu Kuran'da şöyle açıklıyor:
"Nefse
ve ona bir düzen içinde biçim verene, sonra ona fücurunu (sınır
tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).Onu
arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla,
günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır."
(Şems Suresi, 7-10)
Demek
ki, insanın bu dünyada yaptığı, nefsini temizleyip arındırmasından,
yani nefsinin fücurunu kabul edip Allah'ın ilham ettiği şekilde
ondan sakınmaktan ibarettir. Çünkü gerçek kurtuluşun ve Allah'ın
rızasını, rahmetini, cennetini kazanmanın yolu budur.
Nefsin
esareti altına girmiş kişi ise, dinsiz de olsa, gerçek bir sahtekar
da olsa, kendini dindar zanneden bir zavallı da olsa benzer davranış
bozukluklarını gösterir. Bu bozukluklardan biri de hasettir.
Haset
insanı için için kemiren büyük bir hastalıktır. Herhangi birinin
sahip olduğu bir vasıf, bir eşya, bir başarı ya da takdir gördüğü
bir iş için duyulan kıskançlıktır haset... Rekabetten kaynaklanan
bir çekememezlik, başarılan bir işten kendine pay çıkaramamanın
verdiği bir sıkıntı, ön plana ıkamamaktan kaynaklanan bir eziklik
hep hasetçinin sahip olduğu ruh halleridir.
Allah,
nefsin kıskançlık özelliğinin hem müminlere hem de inkarcılara
verilmiş ortak bir insani vasıf olduğunu ifade eder: "Nefisler
ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır.
Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır." (Nisa Suresi, 128)
Evet,
hasedin kaynağı nefstir. Bu nedenle, insanı Allah rızasına uygun
değerlendirme yapamayacak, şuuru kapalı bir hale sokar.Nefsinin
bencil tutku ve isteklerinin boyunduruğu altında olan böyle bir
kimse, müminin malına, maddi imkanlarına haset eder, ilmine, güzelliğine
veya zekasına hased eder. Bu haset sahibi, eğer kendine müminler
arasında bir yer edinmişse hasediyle yakınlarını, kendisine kulak
verenleri etkilemeye çalışır. Amacı haset ettiği kişi veya kişilere
karşı kışkırtıcılık yapmak ve onlara elinden geldiğince zarar vermektir.
Açıkça o müminlere karşı tavır alır, yani onların düşmanı olur.
Hatta bu yolda inkarcılarla işbirliğine girmekten dahi çekinmez.
Çünkü onun en büyük sorunu kendinde olmayan herhangi vasıfların
başkalarında bulunmasıdır. Ona göre tüm güzelliklere kendisi layıktır.
Başkasında bunları görmeye tahammülü yoktur. İnkarcılar kimi zaman
kategori dışı olduğu için, ilgi alanı dışında da kalabilir. Ancak
zahiren kendisi gibi gördüğü müminlerin bunlara sahip olmasına asla
katlanamaz.
Ebu
Hüreyre (ra)'den rivayete göre Resul-i Ekrem şöyle buyurmuştur:
"Su-i
zandan sakınınız; çünkü su-i zan sözlerin yalanıdır. Müslümanların
ayıplarını, kusurlarını araştırmayın. Nefsani ve dünyevi bir haz
peşinde birbirinize karşı teferrüde, yani öğünmeye kalkışmayın,
birbirinize hased etmeyin, birbirinize buğz ve adavet edip dargın
durmayın. Birbirinizden yüz çevirmeyin." (Riyazüs Salihin,
1601)
Görüldüğü
gibi, hasetçinin, kıskançlık yapanın en önemli özelliği nefsine
uyması, böbürlenmesi, büyüklenmesi ve bencillik etmesidir. Oysa,
Allah Nisa Suresi'nin 36. ayetindeki "Allah, her büyüklük taslayıp
böbürleneni sevmez." ifadeleriyle bunun hiç de makbul bir tavır
olmadığını belirtmektedir.
Hased
konusunu incelemeyi sürdüreceğiz.
|