GİRİŞ

Bu kitapta yer alan yazılar, çeşitli tarihlerde başta Milli Gazete olmak üzere, çeşitli basın organlarında yayınlanmış yazılardır. Bunlar belki kusursuz, profesyonelce kaleme alınmış, edebiyatı kuvvetli bir yazarın eserleri değillerdi. Ancak inanıyorum ki, şu an bizim için kuvvetli bir edebiyat ve dilden ziyade, ele alınan konuların gerçekten aciliyetli ve çözüme yönelik olması önemlidir.

Bu ikinci kitabımda ağırlıklı olarak imani konularda düşüncelerimi, iman hakikatleri ve Kuran mucizeleri hakkındaki tefekkürlerimi aktardım. Siyaset ve günlük çalkalanmaların yanısıra, ağırlıklı olarak müslümanların birliği, iman, sadakat, yardımlaşma, fedakarlık, küfürle mücadele gibi konulara değindim. Çünkü bundan iki yıl öncesine gittiğimizde ve milletimizin içinde bulunduğu sorunlarla bugün karşı karşıya olduğumuz problemleri değerlendirdiğimizde görüyoruz ki, tüm bunların kökeninde manevi değerlerden kopukluk, dinden uzaklık yatmakta. Son birkaç yılda yaşadığımız gelişmeler, İslam'ı ve müslümanların sunduğu yaşam sistemini tek alternatif olarak ortaya çıkardı.

Doğu Bloku'nun çökmesinden sonra, Batı'nın gücünü ve enerjisini müslüman ülkelere ve İslam'a yönelttiğine şahit oluyoruz. Birçok uzman, önümüzdeki dönemde Batı'yla müslüman ülkeler arasındaki mücadelenin genişleyeceği görüşünü savunuyorlar.

Bunlar, bu durumun nedenini şöyle ilan ediyorlar: "Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra Batı, kendine yeni bir düşman aramış ve bulmuştur. O düşman da İslamiyet'tir."

Batı'nın, İslamiyet'i bir düşman olarak, yakın bir geçmişte keşfettiğini düşünmek hatalıdır. Çünkü, Batı'nın, bu ülkelerde hakim olan siyonist lobilerin ve masonluğun İslam düşmanı yapılarının tarihi geçmişini hepimiz biliyoruz. Bu düşmanlık tarih boyunca süregelmiştir. En temel dayanak noktası da, İslamiyet'in Batı'nın temsil ettiği değerlerin karşısında olmasıdır. Güçlü olanın haklı sayıldığı, özünü siyonist-masonik ahlaka ve dünya görüşüne dayamış olan materyalist Batı için, bunların karşısında yıkılmaz bir kale gibi duran İslamiyet elbette en büyük tehdittir.

Bu düşmanlığın İslam'ı doğrudan hedef alır şekilde alevlendirilmesinin, İslam'ın hızla büyümeye ve müslümanların güçlenmeye başladığı son döneme rastgelmesi de dikkat çekicidir. Gerçekten de, yakın geçmişi ele aldığımızda, dünya çapında en çarpıcı gelişme "İslam'ın Yükselişi"dir. Hemen hemen bütün müslüman ülkelerde, kitleler halinde İslami uyanış, İslam ahlakına yöneliş tüm hızıyla sürmektedir.

1979'da dünyanın iki süper gücünden biri olan SSCB'nin Afganistan'da İslami direniş karşısında bozguna uğraması; Pakistan, Mısır, Sudan gibi ülkelerde yaşanan islami hareketler bu yönelişin işaretlerini bütün dünyaya vermiştir. Cezayir'de ise, İslami hareketin iktidara gelecek potansiyele ulaşması kaydadeğer gelişmelerdendir. Ülkemizde de, özellikle son seçim döneminin ardından RP'nin kazandığı büyük zafer de, bu konudaki en somut örneklerdendir.

Şu halde, kabul edilmesi gereken gerçek, Batı'nın Doğu Bloku'nun çökmesiyle boşluğa düştüğü için değil, dünya müslümanlarının uyanışını gördüğü ve bundan son derece tedirgin olduğu için İslam'a cephe aldığıdır. Bugün dünyanın dört bir yanında müslümanlara yönelik soykırım, katliam ve her türlü zulüm uygulamaları müslüman ülkelerin halklarının beklenti ve sabırsızlıklarını arttırıyor. İslam ülkelerin birarada hareket ederek bu zulme dur demelerinin yolu da bu beklenti ve talebin güçlü olmasıyla yakından ilgili. Çünkü bu taleplerle paralel olarak, talebe cevap verecek siyasi organizasyonlar, siyasi partiler, grup ve camialar da güç kazanıyor.

Bu açıdan baktığımızda Türkiye özel bir önem kazanıyor. Çünkü dünyanın dört bir yanında zulme uğrayan müslümanlar, bu milletin özdeğerlerine dönerek müslümanların uyanışına öncülük yapmasını bekliyorlar.

İnanıyorum ki, 2000'e çok yaklaştığımız bu son dönemde, İslam'ın yükselişi katlanarak hızlanacak, kitleleri dalga dalga kucaklayacak ve Allah'ın izniyle tüm dünyaya güzel ahlakı, adaleti ve aranan gerçek huzuru sunacaktır.