DÜNYA
HAYATININ GAYESİ VE ALLAH'A KARŞI ACZİNİ BİLMEK
"Binasının
temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır,
yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla
birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi?
Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez." (Tevbe Suresi,
109)
Ayet-i
kerimenin ifade ettiği gibi, Allah'ı inkar ederek O'nun sınırlarını
korumayan inkarcıların yaşamları, "yıkılacak yar"ların
kenarlarına kuruludur. Onların hayattaki tek amaçları "bu
dünya"da mutluluğu ve rahatlığı elde etmektir. Bu insanların
çoğu, kendine "zengin olmak" gibi bir hedef belirler.
Bu hedefine ulaşmak için elinden geleni yapacak, tüm fiziki ve
beyinsel gücünü zengin olmak için kullanacaktır. Hayattaki amacını
"itibar sahibi ve ünlü bir insan olmak" olarak saptar.
Bunu elde etmek için de elinden gelen herşeyi yapacaktır. Örneğin
ünlü bir yazar olup, "saygın" bir insan haline gelebilmek
için elindeki bütün imkanları kullanacak, fedakarlıklara katlanacaktır.
Başkalarından saygı görmese de, kendi kendini tatmin etmek de
bir beklenti olabilir. Ama bunların hepsi, ölümle birlikte yok
olacak olan boş hedeflerden başka bir şey değildir. Çoğu ise,
henüz hayattayken de kaybedilebilir. Bütün
bunların yanında, dünyevi zevklerin, şehvetin, paranın, itibarın
peşinde koşan insan nankördür. Elde ettiklerine sevinir, kendisi
birşeyler yaptığından dolayı malı, mülkü, şöhreti, makamı elde
ettiğini zanneder ve böbürlenir. Bütün bunların ona Allah tarafından
denenmek için verildiğini aklına bile getiremez. Kuran-ı Kerim,
Allah'ı inkar eden ve inkar etmekle kalmayıp ona düşman kesilen
bu yapıyı şöyle ifade ediyor:
"İnsan,
bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi
o, apaçık bir düşman kesilmiştir." (Yasin Suresi, 77)
Oysa
mümin, Allah'ın farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını ve ondan
neler istediğini bilir. Allah'a şükretmek, verdiği nimetlerenankörlük
etmemek müslümanın en önemli vasıflarındandır. Nankörlük, onun için
en büyük tehlikelerden biri ve aslında müslümanaçok uzak bir tavırdır.
Mümin, sahip olduğu ve olacağı tüm yeteneklerinin, başarılarının,
zekasının ve güzelliğinin, sağlığının ve diğerlerinin tamamen Allah'ın
kontrolünde olduğuna ve onun isteğiyle yaratıldığına iman etmiş
kişidir. Hayatı boyunca bu imanın gerektirdiği şekilde yaşar. Müminin
samimiyeti ve tevazusu da gerçekte Allah'a karşı aczini bilmesinin
bir neticesidir. Yoksa müminin mütevazi tavırlarının sokakta bilinen
manadaki sahte tevazuyla ilgisi yoktur. Bediüzzaman Said Nursi,
insanın gerçek büyüklüğünün tevazusunda olduğunu şöyle ifade ediyor:
"İnsanda
büyüklüğün mikyası küçüklüktür, yani tevazudur. Küçüklüğün mizanı,
büyüklüktür yani tekebbürdür." (Mektubat, 'Hakikat Çekirdekleri',
no. 93)
|